ŞEYH ALİ SEMERKANDİ

Eklenme Tarihi: 11.02.2017 08:07:29 - Güncellenme Tarihi: 17.02.2020 03:54:52

Şeyh Ali Semerkandi (k.s), İran?ın İsfahan kazasında doğdu. Nesebi anne tarafından Türk, baba tarafından Hz. Ömer' e dayanır. Bu demektir ki Hz. Ömer (r.a)?ın dördüncü göbekten torunudur.

Halifelik makamına bir gün Semerkand ve Buhara taraflarında ekilen arazinin haşerelerce istila edildiği, bu yüzden halkın perişan vaziyette olduğuna dair bir haber ulaştığında, Hazreti Ömer (r.a.) derhal sorumluluğunun bilinciyle yola koyulur. Tabii buraya geldiğinde ilk iş Peygamberimizden kendisine devr olunan asayla Musa misali sondaj vurmak olur.

Hiç kuşkusuz elçisi Hz. Musa?ya izin veren Yüce Allah, adaletiyle gönüllerde taht kuran Hz. Ömer?e de biiznnillah yol verip su çıkar da. Derken oracıkta çeşme yapılır da. Şimdi sıra ahalinin asıl dert yandığı haşere meselesine el atmak vardır. Bunun içinde Hz. Ömer (r.anh.) Yüce Rabbine ellerini açıp münacat ettiğinde sığırcık kuşları gözükmeye başlar ve böylece meraklı bakışlar eşliğinde cümle halk tüm haşerelerin kuşlar tarafından bertaraf edilişine şahit olur.

Sadece halk mı şahit olur? Hiç kuşkusuz bu mucizevî olaya şahit olanlar arasında Kral?da vardır. Öyle ki bu yaşanan hadiseyle birlikte Kral?ın iç dünyasında fırtınalar kopup iman halkasına dâhil olur da. Nasıl olsa artık maksat hâsıl olmuştur. O halde o yüce Halife beraberinde getirdiği Peygamber yadigârı asasını oğluna devredip halifelik makamına geri dönebilirdi. Hem de emaneti devrettiği oğlunu burada bırakarak vazifesinin başına dönecektir.

Tabii oğul buralarda bir Türk kızıyla evlendiğinde ondan doğan çocuklardan dört batın sonrasında Ali Semerkandi adında büyük bir zat dünyaya daha gelecektir. Bu doğuş aynı zamanda asanın Ali Semerkandi?ye geçişi demektir. Düşünsenize o asaya Hz. Ömer?in eli değmiş, şimdi Şeyh Ali Semerkandi (k.s) elinde o asa mana kazanacağı muhakkak.

Yeter ki o emanete sahip çıkılsın gerisi gelir elbet. Nitekim O, emanet bildiği asayla birlikte önce ilk iş olarak; Buhara ve Semerkand?da ününü duyduğu âlimlerin eşiğine yüz sürmek olacaktır. Biliyordu ki eşik olmadan baş olunmaz. İşte bu bilinçle eşiğine yüz sürdüğü âlimlerin rahle-i tedrisatından yüzünün akıyla geçtikten sonra Mekke?de on dört yıl imamlık vazifesi icra eder de. Oradan da ver elini Medine der. Şimdi asa Medine?de Peygamber gül kokusunun yanında diriliş muştusu olacaktır.

Asanın emanetçisi de bu dünyada öyle kolay kolay kimseye nasip olmayacak bir vazifeyi üstlenecektir. Böylece cennet bahçelerinden bahçe olan Peygamberimizin medfun olduğu Ravza-i Mutahhara?da yedi yıl türbedarlık vazifesiyle şereflenecektir. İlginçtir türbedarlık yaptığı günlerde uykuya daldığında Fatıma anamız Peygamberimiz (s.a.v)?in bir müjdesini aktardığında rüya âleminde kendisine şöyle müjde verilir: ?Beni ziyaret edemeyenler seni ziyaret ettiğinde ziyaret etmiş gibi olurlar.?

Tabii böyle bir rüyaya can kurban, düşünsenize rüya âleminde Fatıma annemizin sözlerine muhatap kalmak vardır, yetmedi Peygamber müjdesine nail olmak vardır. Bu bizim bildiklerimiz, kim bilir bu müjde içerisinde bilmediğimiz daha nice lütuf ve müjdeler vardır.

Bu ne ilk müjdeydi ne de son. Nitekim yine mana âleminden kendisine kutsal topraklardan Çin ve Hindistan?a doğru sefere çıkması gerektiği ilhamla bildirilir. Ama mana âleminde gidilecek yere ne için gitmesi gerektiği bildirilmez. Olsun çokta önemi yok, asa ne güne duruyor, icabında pusula görevi ifa ederde. Sakın ola ki asayı sihirli değnek sanmayın, bu kutlu yolda asa sadece sırrın işaretidir.

Bu yüzden asanın emanetçileri için Allah sırlarını takdis etsin deriz de. İşte asasıyla sırrın izini sürmek üzere işaret edilen diyarların birinde Kral sarayına vardığında Kralı üzgün halde görür. Kralın derdi vardı. Hem de ne dert, evlat acısı dert. Çünkü çocuğu ölmüştü.

Kral üzüle dursun, Şeyh Ali Semerkandi (k.s) bu arada tefekkür âlemine dalaraktan asasının işaretiyle buraya geliş hikmetini anlamakta gecikmez. Murakabe halinden çıkıp Kral'la göz göze geldiğinde şöyle der:

?Şayet iman edersen Allah?ın Hayy isminin yüzü suyu hürmetine inşallah çocuğunuz dirilecektir.

Kral'ın canına minnet, yoksa ömür boyu evlat acısıyla kıvranıp duracaktı, şeksiz şüphesiz iman edeceğini beyan eder. Bunun üzerine Şeyh Ali Semerkandi yine murakabeye dalaraktan ellerini açıp dua ettiğinde Allah?ın izniyle çocuk hayat bulurken, babası da Müslümanlıkla hayat bulacaktır.

Şeyh Ali Semerkandi?nin elindeki asa bu kez Alanya'yı işaret edecektir. Bakalım burada o yüce zatı neler beklemekte. Nitekim Ali Semerkandi'yi (k.s) asasıyla sahil boyu yürürken ağlayan bir adama denk gelecektir. Adama der ki:

?Derdin ne?

Adam:

?İncimi denize düşürdüm.

Tabiî ki Şeyh Ali Semerkandi (k.s) inci deyip aman boş ver diyemezdi, bunda da mutlaka bir hikmet var düşüncesiyle asasına dayanaraktan balıklara işaret edip hal lisanıyla şöyle der:

? Derhal incisini bulun.

Balıkta olsa, sonuçta emir büyük yerden, hiç kuşkusuz balıklar bu emir karşısında gereğini yapıp böylece adamın solan yüzü aydınlanır da.

Eeeh ne diyelim, işte görüyorsunuz asa bu ya, asanın bir işareti her şeye yetiyor. Ne mutlu sırrın sırrını sır bilene. Bulutu yağmura vesile kılan Yüce Allah, gerektiğinde Gönül Sultanların elinde asayı darda kalan kullarının imdadına yetişmesi için vesile kılar da.

Evet, Şeyh Ali Semerkandi?nin elindeki asa bu kez Alanya?dan Anadolu'yu işaret edecektir. Anadolu?da ilk konaklayacağı durak Konya, ikincisi Çankırı?nın Eskipazar beldesidir.

Ki, Anadolu medeniyetlerin beşiği ana kucağıdır. Tıpkı bir ananın çocuğunu şefkatle kucakladığı gibi Şeyh Ali Semerkandi?de Anadolu?yu sarmalayacaktır. Nitekim Eskipazar ahalisinin sürülerini emanet edeceği çoban arıyordu ki, işte bu arayış içerisinde Şeyh Ali Semerkandi (k.s) Hızır misali çıka gelir. Asası elinde o büyük zat çobanlığa talip olur da. Öyle ya, çoban deyip geçmemek gerekir, çünkü peygamberlerde kendi ümmetlerinin çobanıdır.

İşte Şeyh Ali Semerkandi (k.s)?de bu bilinçle asasıyla güttüğü sürü yününden, tiftiğinden, sütünden, yağından istifade edilen bereket kaynağı olurda. Gerçektende o büyük zat ?Her çoban sürüsünden mesuldür? hadis-i şerif sırrınca sürüleri otlatırken günlerden bir gün alaca öküzü avlamak için pusuya yatan bir kurtla karşılaştığında şöyle der:

? Ey Kurt! Sakın ola ki sürüleri avlamayasın! Bilesiniz ki; o sürüler bana emanettir.

Ancak kurt lisanı halle inatla şöyle der;

?O alaca öküzün sahibi zekâtını vermedi, bu yüzden o benim hakkımdır.

Şeyh Ali Semerkandi (k.s):

?Madem öyle hiç olmazsa bana bir gün müsaade et öküzün sahibine durum vaziyeti bildireyim, sonra bildiğin gibi yaparsın.

Evet, durum vaziyet sahibine bildirilir. Ama alaca öküzün sahibi bir anda beyninden vurulmuşçasına kükreyip zekât vermeyi kabul etmez. Kurtta sen misin zekât vermeyen gereğini yapıp, bir güzel afiyetle alaca öküzü yiyecektir. Tabii mesele burada bitmez, işin boyutu daha da farklı mecraya kayarak mahkemelik dava olur. Kadı der ki;

?Şahit var mı?

Şeyh Ali Semerkandi (k.s) cevaben:

?Şahidim dağlar, taşlardır der.

Kadı;

? Hadi sende, öyle şey mi olur, birde kalkmış dağdan taştan bahsediyorsun, belli ki öküzü sen yemişsin suçlamasında bulunur.

Malum, suçladığı insan Semerkand Gül dostudur. O?nlar suçlansalar da, iftiraya kurban gitseler de asla beddua etmezler, ama şu da var ki; Allah dostları kınından çıkmayan kılıç gibidirler, şayet insanlar rahat durmaz destursuz kınına dokunursalar vay haline, sırf kapıcının incinmesinden dolayı kendi kuyusunu kazıp helakine sebebiyet verecektir.

O halde siz siz olun sakın Gül?e dokunmayın, dokunduğunuz da biliniz ki Gül?ün dikeni devreye girip canınızı acıtacaktır. Kadı?da olsa gönül yanması başka bir şeydir, öyle ki kadı gönle dokunduğunda asa incinecektir, derken kadı oradan uzaklaşıp atı üzerinde giderken kaskatı taş kesilecektir. Sadece incinen asa mı, dağ, taş, nebatatta incinmeden kendi payına düşeni alır.

Baksanıza kadının donup kaldığı yer o gün bugündür Durdağı diye anılır hep. Sanki Durdağı Kadı?ya incinmesini ?Sen misin incitici laf söyleyen, o halde bizde seni böyle durdururuz? dercesine böyle bir duruş sergileyerek haddini bildirmiştir.

Dedik ya, bu kapı Hak kapıdır, pek incinmeye gelmez. İncitirsen incitirler, bu icabında deprem, sel, volkan patlaması, tsunami gibi nice tabiat kanunlarının emri ilahi doğrultusunda harekete geçip tepkisini ortaya koyarak da vuku bulabilir.

Tabii birileri Durdağında donakalıp duracak, birileri de dur durak bilmeden hak ve hakikat yolunda fisebilillah olacaktır. Evet, hak ve hakikat yolunda durmak yok yola devam etmek vardır.

Şeyh Ali Semerkandi?nin bu kez abdest almak için yolu kadınların kıt kanaat kullandıkları çeşmeye düşer. Ancak abdest almasına müsaade etmezler. Bunun üzerine asasını yere vurup oracıkta su çıkıverir. Fakat ne var ki kadınlar, sondaj vurulan yerden su taşmaya başladığında şöyle sitem ederler:

?Suya dur desene, yoksa eşyalarımızı alıp götürecek.

Şeyh Ali Semerkandi (k.s) bu sitem karşısında asasıyla suya işaret ederekten:

?Ey Su! Sen sen ol kararında ak der.

İşte o gün bugündür su da Allah dostunun yüzü suyu hürmetine kararınca akmakta, bu yüzden adına sığırcık suyu denilmekte, hatta zemzem diyenlerde var.

Peki, su hürmet ederde padişah hürmet etmez mi? Bakın, koskoca Osmanlı Padişahı Murad Hüdavendigar, Bursa?da tarlalar haşerelerin istilasına uğradığında o Allah dostuna haber salıp himmet diler de. Hani bir zaman Hz. Ömer (r.a) Semerkand ve Buhara taraflarında ekili arazilerin haşerelerce istila edildiğini duyduğunda gereğini yaptığı gibi Şeyh Ali Semerkandi (k.s)?de halife ocağının dördüncü batından kendisine aktarılan manevi tasarrufatla hemen Bursa yoluna koyulup Allah?a yöneldiğinde gökte sığırcık kuşları belirdiğinde haşereler yok edilir de. Hiç kuşkusuz Murad Hüdavendigar bu mucizevî hadise karşısında şükreyleyip iyi ki de böyle bir zatın zamanında padişah olmuşum demekten kendini alamaz da.

Her neyse asa deyip geçmemek gerekir, ama yinede asanında nihayetinde bir sınırlı vakti söz konusu. Nitekim hazan yapraklarının döküleceğinin ilk işaretinin verildiği vakit gelir de.

Belli ki Şeyh Ali Semerkandi (k.s) yücelerden gelen işaretle ömrünün son dönemlerinde elindeki Sacayağını fırlatması o güne kadar yaptığı tüm yolculukların bitişini gösteren ilk son bahar yaprak dökümü bir künk atmaydı. Öyle ki Çatak?tan fırlatılan o üçayaklı sacayağın düştüğü yerde konaklayıp orada bir süre daha yaşadıktan sonra Allah?a Şeb-i Arus eyleyecektir.

Evet, artık Ankara?nın Çamlıdere beldesine talih kuşu konmuştur. Çamlıdere halkı tereddütsüz onu bağrına basıp hizmetinde bulunmada kusur eylemez de. Hiç kuşkusuz devlet ricali halkın bu hürmetini örmezden gelemezdi, derhal Şeyh Ali Semerkandi?nin yüzü suyu hürmetine Çamlıdere ahalisini askerlik ve vergiden muaf tutar. Üstelik bu muafiyet

Cumhuriyet dönemine dek sürer de. .

Velhasıl; Şeyh Ali Semerkandi (k.s) her fani gibi 146 yaşında Hakka yürüse de, şimdi O Ankara?nın Çamlıdere beldesinde Osmanlı döneminde yaptırılan Kabri Şerifi içerisinde ziyaretçilerini gönlünde yaşıyor ya, bu yetmez mi? Ruhu şad olsun. .

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/841/seyh-ali-semerkandi

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM