TÜKETİM EKONOMİSİ YERİNE ÜRETİM EKONOMİSİ

Merkez bankası faiz oranlarını yükseltmesine rağmen dövizin ateşi düşmedi. Bundan sonra da düşüp düşmeyeceği meçhul. Geçmiş tecrübeler dövizin hiç aşağı doğru gelmediğini, hep yükselme istikametinde bir seyir izlediğini gösteriyor.

Söylemeye gerek yok ki, dövizle borçlanan bir ülke için her yükseliş biraz daha fakirleşmek, borç yükünün TL karşılığının biraz daha artması anlamına geliyor.

Ekonomi ateşli nutuklarla yönetilecek bir alan değil. Nitekim, Sn Cumhurbaşkanı aylardır piyasaları rahatlatmak için teskin edici mesajlar veriyor. Lakin değişen hiç bir şey olmadı. Faiz karşıtı nutuklar da piyasaları rahatlatmadı. Merkez bankası Cumhurbaşkanının beyanlarına rağmen faizleri artırmaktan imtina etmedi. Çünkü piyasanın kendi kanunları var, bunları ıskaladığınız takdirde bir süre sonra ağır bedeller ödemek kaçınılmaz hale gelir.

Dışarıdan gerçekten bir müdahale var mıdır, bilemiyorum ama içeride AK Parti ile problemi olan çevrelerin kriz çağırma seansları yaptıkları açık. Piyasanın moralini bozmak, sermayeyi kaçırmak, toplumda bir panik havası oluşturmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bir krizin hepimizi vuracağını kimse düşünmüyor. Siyasetin gayeleştirildiği her yerde, siyasetçiler tatmin olamamış grupların hedefi haline gelir.

Kriz dönemlerinde alınan tedbirler kadar piyasalara hakim olan psikolojinin de büyük önemi vardır. Krizlerin derinleşmesi, daha çok topluma yayılan panik havası ile ilgilidir. Panik hafif bir esintiyi fırtınaya çevirir, önüne aldığı her şeyi sürükleyip götürür. Bu bakımdan CB'nın piyasalara moral aşılama amacı taşıyan mesajları yerindedir.

Ancak bunun panik önleme dışında başka bir etkisinin olmayacağını da bilmek zorundayız. Dövizle borçlanan bir ülke, borcunu ödeyecek kadar bir ticaret yapmadığı takdirde, kriz gecikse de mutlaka kapınızı çalar. Ticaret için de satılabilecek ürünler üretmek gerekiyor. Domates, biber satarak aldığınız yüksek teknoloji ürününün pahalı malların bedelini ödeyemezsiniz.

Daron Acemeoğlu, bir kaç ay önce Hürriyet'e verdiği mülakatta - ekonominin duvara çarpmak üzere - olduğunu söyleyerek yetkilileri uyarmış, özet olarak, üretim ekonomisine geçmedikçe Türkiye'nin kazancı ile borcu arasındaki makasın kapanamayacağını söylemişti. Kazancı harcadığından az olan her ülke için kriz kaçınılmazdır.

Acemoğlu'nun bir uyarısı da hukuk güvenliğinin sağlanması, sermayeye güven verecek bir adalet sisteminin tesisiydi. Her iki konuda da tedbir alındığını söylemek mümkün değil. Yollara, binalara para akıtarak devlet bir şey kazanamaz. Döviz, dış ticaretle elde edilir. İçeride yaptığınız satışlar TL olarak gelir getirse de dövize dayalı borçlarınızı kapatmak için fazla anlam taşımaz.

Döviz gelirleri için iki önemli kaynak var, birincisi ticaret (ihracat), ikincisi turizm. 2016 her iki açıdan da sönük geçti. 2017 de ise beklentileri yükseltecek herhangi bir gelişme gözükmüyor.

Toplumu bir süreliğine dış operasyon, üst akıl, faiz lobisi gibi gerekçelerle oyalasanız bile bu uzun süre devam edemez. Bir yıl içinde TL'nin yüzde 40 değer kaybettiği bir ülkede hiç kimse bu gerekçelere katlanmaz. Çünkü iktidarların bir görevi de üst akıl, faiz lobisi, okyanus ötesi ve başka her kim varsa onlara karşı tedbir almaktır.

Yollarımızı, köprülerimizi satarak bütçe açıklarını kapatmak mümkün olmadığına göre daha gerçekçi, ihracat hedefli ekonomi politikalarına dönmek zorunludur.

Önceki gün kredi derecelendirme kuruluşu Fitch' de kredi notumuzu kırdı, bu piyasalarda ki karamsarlığı daha da derinleşebilir. İlkokulda öğretilen ilk atasözlerinden biri "lafla peynir gemisi yürümez" sözüydü. Siz şu şakşakçı, dalkavuk takımını bırakın. Laf veya mazeret vakti değil, ciddi, akılcı düzenlemeler ve tedbirler alma zamanı.

Unutmayın ekonomik krizlerin rüzgarı başka şeye benzemez,önüne kattığını alıp götürür...

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/803/tuketim-ekonomisi-yerine-uretim-ekonomisi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar