DEVLETİ ASLİ GÖREVLERİNE DÖNDÜRMEK
Prof. Dr. Seyit Mehmet Şen

DEVLETİ ASLİ GÖREVLERİNE DÖNDÜRMEK

Cumhurbaşkanlığı modelinin öne çıktığı ve çokça konuşulduğu bu zaman diliminde, devletin asli görevlerine göre yapılanması konusunda hiç kimse söz etmiyor.

Oysa devletin asli görevlerine göre yapılanması, Cumhurbaşkanlığı modelinden çok daha önemlidir ve zaten Cumhurbaşkanlığı Modeli ile devletin asli görevlerine göre yapılanması bir bütünün iki parçasıdır. Yani ikisi birbirinin mütemmim cüzüdür.

Bu konuları işlediğim “Sistemin Ahtapotlaşması” başlıklı kitabımda (1997) şöyle demişim:

Devlet millet içindir, millet devlet için değildir. Yani asıl olan millettir, devlet değil. Devletin güçlü olması, milletin güçlü olduğunu göstermez.

Nitekim yakın tarih dâhil, insanlık tarihi, gücünü milletin gücüne dayandırmayan nice süper devletlerin, milletleriyle birlikte yok olup gittiğine tanıklık etmektedir. Fakat bir devletin gücü, milletin güçlü oluşundan kaynaklanıyorsa, o devletlerin çok uzun ömürlü olduğunu görüyoruz.

Bu bakımdan diyoruz ki:

Bir millet ne kadar güçlü olursa, o milletin kurduğu ve omuzladığı devlet de, o ölçüde güçlü olacaktır. Bu nedenle, devletin yönetimini üstlenen devlet adamları ve yönetime talip olan siyasiler; demokratik hukuk devleti çerçevesinde, milletin potansiyelini en iyi şekilde değerlendirerek onu ve dolayısıyla devleti güçlendirecek bir sistemi yani bir idari yapılanma biçimini aramak ve bulmak zorundadırlar.

Aksi halde bu hantal idari yapılanma modeli ile bir ahtapot hırsı ve açgözlülüğünü takınıp, kollarını uzatarak ve vantuzlarını geçirerek, en zayıf insanımızın bile rahatlıkla yapabileceği işlerde ona rakip olarak bir yerlere varmak ve güçlü olmanın yolunu bulmak mümkün değildir.

Bu bakımdan, herkesin şikâyetçi olduğu bu totaliter idari yapılanma modelinden yani ahtapotlaşan sistemden bir an önce kurtulmamız ve 2000'li yıllara yepyeni ve dinamik bir demokratik modelle girmemiz zorunludur.

Bu milletin yirmi birinci asrı kaybetmeye niyeti de yoktur; böyle bir lükse sahip de değildir. Çünkü uluslararası yarış, önümüzdeki asırda artık ses hızıyla değil, ışık hızıyla devam edecektir.

Bunun anlamı, bu yarışta kaybedilen her saniyenin telafisi imkânsız demektir.

Öyleyse hesabımızı önceden yapıp; bizi yarıştan koparmayacak bir idari yapılanma modelini aramak ve bulmak zorundayız.

Bu model milleti güçlü kılacak ve buna bağlı olarak devleti güçlü kılacaktır.

Bu model ideolojik kamplaşmayı önleyecek… İnsanımıza birbirinin hukukuna saygıyı öğretecek…

Sosyal barışı sağlayacaktır.

Bu model devleti millete' rakip olmaktan çıkaracak…

Ulusal verimliliği artıracak…

İş gücü potansiyelimizin en iyi şekilde değerlendirilmesine imkân verecektir.

Bu modelle, Cumhurbaşkanından dağdaki çobana kadar yetkisi ölçüsünde herkes sorumludur. Çünkü bu modelde yetkiyle sorumluluk yan yanadır.

Bu modelde, hiç bir fert ve hiç bir birim dokunulmaz değildir. Yani nimetinden istifade eden, külfetine katlanacaktır.

Bu model bir demokratik hukuk devleti modelidir ve milletçe bu modelin özlemini çekiyoruz.

Gelir mi?

Ümitli olmaya çalışıyorum.

(Sistemin Ahtapotlaşması, 1997)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500