İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ

Eklenme Tarihi: 27.01.2017 22:50:13 - Güncellenme Tarihi: 17.02.2020 03:19:21

İmam-ı Rabbânî (k.s) iki bin yılının sessiz değişim öncü müceddidir. Peki değişimin aksi öncüler kim dendiğinde bunun için Moğol serdarlarına bakmak kâfidir deriz.

Evet, Moğol serdarları gönül fethinden yoksun haleti ruhiyeyle bastıkları topraklarda etrafa korku ve dehşet saçmakla mahirdirler. Öyle ki barbarlıklarıyla Harzemşah Devletinin son verdiklerinde yediden yetmişe herkeste ümitsizlik duygusu kaplayacaktır. Böylece Moğolların yenilmezliği kanaati ağır basar da. Ancak ne zaman ki Gönül Sultanları irşatlarıyla devreye girer.

İşte o zaman umutsuzluğun yerini umut alacaktır. İşte bu noktada Ebu?l Hasen en Nedvi?nin ?Kamil insanlar olmasaydı kalp temizliği ve nefis terbiyesi gerçekleşemezdi? sözleri yerini bulurda. Derken rabbani âlimler gönülleri fethederek umut tazeledikleri gibi Horasandan aldıkları nefesi Anadolu?ya, Anadolu?dan Balkanlara taşıyarak yeniden dirilişimiz gerçekleşecektir.

Bir başka değişim öncülerin izlediği yolun tam aksi hadiseye Hindistan?da Ekber Şah?ın dikta yönetiminde İslam düşmanlığı üzerine kurulu baskıcı uygulamalarında görülür. Müslüman Babürlüler bu durum karşısında ister istemez Yusuf misali kendilerini dipsiz kuyuya düşmüş hissedeceklerdir. Nasıl kendilerini kuyuya düşmüş hissetmesinler ki, bikere görünürde bu dikta yönetimle baş edilebilecek ortada herhangi bir umut ışığı da yok gibiydi.

İşte bu duygularla kuyu gölgesinde küfrün gırla gittiği ibretlik manzaralar eşliğinde ve izdırap içerisinde günlerini geçiriyorlardı. Düşünsenize namazlarını bile gizli kılar hale gelmişlerdi. Neyse ki umutların tam tükenişe geçtiği noktada Hz. Ömer?in 29. göbekten torunu 17 yaşında zahiri ilmi bitirmiş bir aydınlık güneşi bir genç umut ışığı olarak doğa gelirde ümitler bir anda yeşermeye başlayacaktır.

Hani her zorluğun ardından pembe şafaklar doğar derler ya, aynen öyle de Hind coğrafyasına ansızın bir güneş gibi doğa gelen o genç, adeta Hızır gibi yetişip Hindistan?ın eski başkentlerinden Agra?dan irşadına start verir bile. İyi ki de irşada başlamış, bu sayede Serhend?e döndüğünde bir yandan yazdığı risalelerle tüm fitne mümessili cereyanların uykularını kaçırırken diğer yandan da Müslümanların yüreklerine su serpip iri ve diri olmalarına vesile olacaktır.

Şimdi o irşat edici kim diye belki de merak etmişsinizdir. Zaten o devirleri şöyle bir tahayyül ettiğimizde fitne mümessili odakların korkulu rüyası, mazlumların umut ışığı İmam-ı Rabbani (k.s)?den başka kim olabilir ki. Kaldı ki yukarıda da belirttik ya, o iki bin yılın yenileyicisi zatın tâ kendisi güneştir. İmam-ı Rabbani (k.s) babasının vefatıyla birlikte Hac yolculuğuna çıkacaktır. İlginçtir dönüşte Delh?te Hace Muhammed Bâkî-billâh (k.s) ile bir şekilde yolu kesiştiğinde işin rengi daha da bir değişecektir. Zira yeni bir çağın kapısı aralanacaktır.

Ve bu büyük buluşmayla Hace Muhammed Bakibillah?ın elinden biati gerçekleşir. Tabii Hace Muhammed Bakibillah (k.s) kendine bağlanan gençin yüzündeki o engin pırıltıyı gördüğünde Şeyhi Hace Emkenegi?niden aldığı işaretle Hindistan?ın Serhend şehrine irşad için uğurlayacaktır. Hiç kuşkusuz bu sıradan bir uğurlayış değil, bilakis Serhend?i aydınlatacak uğurlayıştır. Üstelik bu aydınlanma Serhend?le sınırlı kalmaz, Ekber Şah?ın bulunduğu Ekber Abad şehre de sıçrar. Derken Nakşibendî tarikatın feyzi bereketi dalga dalga yayıldıkça zorba Hanlardan Müslümanlıkla şereflenenler oldukça kalpler yumuşayıverecektir.

Öyle ki Ekber Şah?la başlayan zorbalık, oğlu Cihangir döneminde yumuşamaya terk edip diğer dönemlerde tahta oturan hükümdarların bir öncekinden daha merhametçe adil olacak yönetim sergiledikleri gözlemlenir. En nihayet Evrengzib Han tahta oturduğunda ise halk rahat nefes alır hale gelir. Nasıl rahat nefes almasın ki, halk daha da dini bütün bir hükümdarla yüzleşir artık.

Evet, irşat budur. Gerçektende İmam-ı Rabbani (k.s) Faruk-i meşrebiyle (iyiyi kötüyü ayıran) sessiz sedasız çağın değişimini gerçekleştirdikten sonra her fani gibi o da 1624 yılında ardından dört yüz halife bırakıp ahrete öyle yol alır. O şimdi gönül tahtında, kıyamete kadar gönül tahtında yaşayacak da.

ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ

Abdülhâlik-ı Gücdüvânî (k.s) Sadrettin Hocadan tefsir ilmi alıyordu ki, bir gün Hocasına sordu;

?Efendim Allah-ü Teâlâ ?Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin? beyan buyurmak da, iyi hoş da bu nasıl olacak? Kaldı ki, duayı aşikâr yapsak riya tehlikesi var, içimizden yapsak şeytan fark edecek. Dolayısıyla bu durumda Allah?ı gizli olarak nasıl zikredebiliriz ki?

Hocası cevaben:

? Oğul bu dediğin ledün ilmidir. Allah dilerse seni dostlarından biriyle buluşturup, o sana bu gizli duayı öğretir der.

Gerçekten de Abdülhâlik-ı Gücdüvânî (k.s) zahirde Hâce Yusuf-i Hemedânî (k.s)?den, maneviyatta da Hızır(a.s)?dan nisbet alıp, en nihayet Hızır (a.s)?ın talimleri doğrultusunda gizli zikri talim eylediğinde bu ilme vakıf olacaktır. Derken bu meyanda üveysliğin hakkını verip bu arada Allah?a ulaşmada on bir sütun ortaya koyar da. Derken o müthiş on bir sütunu şöyle dile getirir:

?Zikrin sayısına riayete vukuf-i adedi der,

?Yaşanan her anın farkında olmaya vukuf-i zamani der,

?Kalbin zikirde odaklanmasına vukuf-i kalb der,

? Harama nazardan sakınmak adına ayağın ucuna bakarak yürümeye nazar ber kadem der,

?Nefesi boş yere tüketmemeye Huş-derdem der,

?Yaratılmış âlemden Hakka yürümeye ya da soluduğumuz vatandan cennet yurduna yürümeye Sefer-der vatan der,

?Zahiren halkla, kalben Allah?la olmaya Halvet-der encümen der,

?Murakabe halinden sonra yapılan; lailahe illallah zikriyle meşgul olmaya Yâd kerd der,

?Nefy-u isbat zikri çekerken ?ilahi ente maksudi ve ridake matlubi?nin mana ve ruhuna odaklanmaya Baz-geşt der,

?Nefy-i isbatın manasını düşünmeye Nigah-daşt der,

?Sürekli kalbi uyanık tutmaya Yâd-daşt der.

İyi ki de on bir sütun ortaya koşmuş, bu sayede mesela on bir usulden ?Nazar ber kadem? sütununa baktığımızda hemen Allahu Azimüşşan?ın nazar ettiği gönül makamına muhatap kalacağımız muhakkak. Çünkü gönül en çok gözden etkilenir. Etkilendiğinde zaten gönlün dışa açılan kapısı olur da. O halde göz deyip geçmemek gerekir, çünkü gözden akan her tür sinyalin gönlü etkileme gücü vardır.

İşte bu etkilenme çeşidine göre gönül bir bakmışsın sevinir hale girer, bir bakmışsın hüzün hale geçer. Madem öyle, siz siz olun gönlü iki arada bir derede bırakmayın, bırakmayın ki gönül her daim iri ve diri olsun. İcabında bu da yetmez, gönlü ?nazar ber kadem? adabıyla hoş tutmalı ki, manevi aydınlanma gerçekleşsin.

Evet, gönül deryayı umman kaynaktır. İmamı Gazali Hz.leri bu yüzden; ?Sevdiği kimsenin hizmetçilerini, onu öven, rızasını almak isteyen herkesi, hatta kapısını bekleyen köpeği, gezdiği yerleri, oturduğu memleketi sevmek bu tür sevginin sonucudur? der.

Bakın, Mecnun b. Amr (Kays) Leyla?ya gönlünü kaptırdığında ?Dolaşırım Leyla?nın yaşadığı yerleri, öperim toprağını, okşadığı şeyleri? demekten kendini alamaz da.

Peki ya Hz. Ömer? Malum o yüce Halife de Hacer?ül Esved taşına bakıp; ?Ey Taş! Ben biliyorum ki; Sen kimseye ne zarar nede fayda verirsin. Eğer Rasulullah?ın seni öptüğünü görmeseydim bende öpmezdim? demesi bir başka gönlün dile geliş öyküsüdür. Adaşı Abdullah b. Ömer (r.anh)?da şöyle der: ?Ömrüm boyunca hiç uyumadan ibadetle geçersem ve bu hal üzere ölsem, fakat gönlümde Allah?a itaat edenlere karşı bir sevgi, Ona isyan edenlere karşı da bir buğz olmasa bütün yaptıklarımdan bir fayda göremem.? Ne diyelim, işte gönül bu.

Şu da var ki; Allah-ü Teala kullarına dünyada; ?Benim için birbirini seven, birbirini arayıp soran, birbirini ziyaret eden, birbirine infak ve ikramda bulunanlara muhabbetim hak olmuştur? (Ahmed, Müsned, 5, 229, Hakim) çağrı yaparken, ahrete yönelikse mahşerde şöyle çağrıda bulunacaktır: ?Benim celalim (rızam) için birbirlerini sevenler nerede? Hiçbir gölgenin bulunmadığı bugün onları kendi gölgemde gölgelendireceğim.? (Müslim, Bırr,12 No: 37)

Gerçektende ne güzel muştu. Ne mutlu bu muştu üzere ahrete gönül hoşnutluğuyla göç edene.

Vesselam.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/793/iki-isik-kandili-imam-i-rabbani-ve-abdulhalik-i-gucduvani

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM