ŞEVROLE VAKKAS VE DELİ İSMET'İN MEHTER YÜRÜYÜŞÜ

Geçen gün Maraş'tan Deli İsmet aradı:

"Benim maceralarımı yazmaya niye ara verdin?.. Silahım yok ama bastonla gelirim Ankara'ya" dedi.

Maraşlı İsmet Çalışır 70’li yılların ilginç isimlerinden biridir. Zekâ küpüdür ama heyetten alınma kapı gibi de “deli” raporu vardır. Bu raporla cezasının on sekiz yılını sildirmenin üstesinden gelmiştir.

Mamak, Adana, Ankara Ulucanlar Cezaevi’ne yolu düşenler Deli İsmet’in maceraları ile günlerin nasıl geçtiğini bilemezler.

Öylesine güzel bir delidir İsmet Çalışır.

***

Yıl 1977... Besni Öğretmen Lisesi'nde edebiyat öğretmeniyim.

Okulun karavana yemeklerinden bıktığımızda ayda bir kere ilçe lokantasına gidip yemek yiyoruz.

İlçe merkezi solun kontrolünde olduğu için elli kadar militan öğrencimizi de güvenlik için lokanta çevresinde devriyeye çıkartıyoruz.

Şehir lokantasında masamıza bir sepet meyve ve yüzlük bir rakı geldi. Gönderen de Şevrole Vakkas, Besni'nin ihtiyar delikanlısı, azılı kabadayısı...

Rakı kültürümüz olmadığı için biz sepeti iade etmek istedik.

Bedenci İsmail Hoca hemen araya girdi:

"Ne yapıyorsunuz?" diye çıkıştı bize, "Kabadayının ikramını reddetmek ona küfretmek gibidir. Rakıyı ben içerim, meyveleri siz yersiniz. Sepetten sonra kendisi de gelecektir masamıza."

Gerçekten de Şevrole Vakkas bıyıklarını burarak, gelip heybetle oturdu masamıza.

Tabii belinde çift tabancası ile. Besni'ye ellili yılların sonunda Şevrole marka bir araba getirmiş.

Bu, o kadar önemli bir olay ki Vakkas Ağa'nın adı "Şevrole Vakkas" olmuş o günden sonra.

Biz de bir hafta sonra Besni'ye bir mehter takımı getirip ilçedeki ana caddede yürütme düşüncemiz vardı.

O anda beynimde şimşek çaktı: "Vakkas Ağa" dedim, "ömrü billahında hiç mehter takımının önünde yürüdün mü?" "Yürümedim yeğen" dedi.

"Biz Besni'ye bir mehter getireceğiz. Çatılardan ateş açılma ihtimaline bir çözüm bulamadık.

Bir esnaf dedi ki 'Yürüse yürüse Şevrole Vakkas yürür. Eğer o önde yürürse size kimse ateş açamaz.

Amma velakin Vakkas Ağa ihtiyarladı, eskiden onda mangal gibi yürek vardı, Şimdi korkabilir belki' dediler... Sen ne diyorsun bu işe?"

Vakkas Ağa belinden silahını çıkarıp sinirle ayağa kalktı.

"Kurt kocasa da yüreği küçülmez. Kim söyledi onu size?.. İsmini verin mermi manyağı yapayım onu" dedi.

"Mehter önünde yürümezsem namerdim. Size kim ateş açacakmış göreyim hele!" Vakkas Ağa teklifimizi şerefle kabul etmişti.

***

Ve beklenen gün gelmişti. Maraş Ülkü Ocakları'nın mehter takımı kıyafetlerini de giymiş olarak iki minibüsle ilçeye yaklaşıyordu.

Önde Murat 124 bir arabada Rahmetli Abdurrahim Karakoç, okul öğretmenimiz Abdi Tekerek ve Maraş Ocak başkanı vardı.

Kar yağışı fırtınaya dönmüştü. Esen deli poyrazla hava sıcaklığı eksi on dereceye kadar düşmüştü.

Yol üstünde keskin bir viraj vardı. Önde seyreden Murat 124 virajı alamayıp köprü üstünden dereye uçar.

Araba ters döner, tekerler havada, tavan yerdedir.

Arkadaki iki minibüsteki mehterciler de hemen suya atlarlar, kapıları zorla açıp içerideki dört kişiyi boğulmaktan son anda kurtarırlar.

Kurtarırlar ama herkes ıslandığı için tir tir titremeye başlarlar.

***

Besni'ye geldiklerinde hemen onları Öğretmen Lisesinin kalorifer dairesine aldık.

Önce iç çamaşırlarını değiştirdik, öğrencilerimiz mehter elbiselerini sıktılar, kuruladılar.

Kara kuru bir genç bağırıyordu:

"Programı iptal etmek yok. Bu vaziyet de olsa yürüyeceğiz!.."

Maraşlı Deli İsmet'le ilk karşılaşmam işte böyle oldu. Kalorifer kazanının yakınında, hepsinin elbiselerinden buharlar yükseliyordu.

Ama dışarıda hesapta olmayan bir zorlukla karşılaşıldı.

Eksi on derecede ıslak elbiselerin içindeki su, buz tutmuştu. Pantolonlar soba borusu, cepkenler tahta bir kalıp gibiydi.

Bir iki kişi itiraz edince Deli İsmet yine bağırdı:

"Korkmayın lan, ölmeyiz!.." diyordu, "dışımız buz olsa da içimizde ülkü ateşi var."

Mehter takımını tekrar Besni girişindeki tepenin başına getirdik. Deli İsmet koca bir davulla öndeydi...

Tabii en önde de çift tabancalı kabadayımız Şevrole Vakkas yürüyor, şarjörleri arka arkaya boşaltıyordu.

Nasıl bir ruh haliydi o?.. Deli poyraz kudurmuştu. Hava eksi on dereceydi.

Kar fırtınasından beş metre ötemizi bile göremiyorduk.

Mehter elbiseleri buzdan bir kalıp olmuştu ama hiç kimse titremiyordu, üşümüyordu.

Deli İsmet'in davul sesi, Şevrole Vakkas'ın mermileri fırtına sesini bastırıp içimize sımsıcak duygular akıtıyordu.

***

Hey gidi günler heeey!.. Deli İsmet akciğer kanseri şimdi...

Bre deli!..

Eksi on derecede ıslak elbiseler içinde yürümek seni öldüremediyse akciğer kanseri dediğin nedir ki?..

Bir tokmak da kanserin başına vur gitsin!..

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/780/sevrole-vakkas-ve-deli-ismetin-mehter-yuruyusu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Fatih Kalkan
25.01.2017 23:09
Güldüğüm ve üzüldüğüm bir yazı okudum. Eyvallah Alper hocam
Fatih Kalkan
25.01.2017 23:09
Güldüğüm ve üzüldüğüm bir yazı okudum. Eyvallah Alper hocam
Prof. Dr. Muhsin Konuk
25.01.2017 23:10
Hey gidi günler.. Kalemine sağlık saygıdeğer ağabeyim.
Ali Kemal Kalfa
25.01.2017 23:11
Alper Hoca normal bir hikaye gibi anlatıyor Oysa tam bir destan,anlayan anlar.
Engin Kodalak
25.01.2017 23:12
Hocam o delilerden hiç kadı mı ki. :( Allah, inşallah hastalığına şifa verir.
Engin Kodalak
25.01.2017 23:12
Hocam o delilerden hiç kadı mı ki. :( Allah, inşallah hastalığına şifa verir.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar