İSLAM’DA DEVLET BAŞKANININ SEÇİMİ

Resulullah’ın vefatı esnasında Benu Saide gölgeliğinde toplananlar, Hz. Ebubekir’i halife olarak tercih etmişlerdi. Diğer Müslümanlar da, bunu kabul ederek böylece ilk halifelerini seçmiş oluyorlardı. Hz. Ebubekir, kendisinden sonra Hz. Ömer’i atamayla halife seçtirmişti.

Hz. Osman ise, Hz. Ömer’in belirlediği “Ehl-i Hal ve Akd” denilen bir şura heyeti tarafından belirlenerek halifeliğe atanmıştı. Keza Hz. Ali de, Medinelilerin biatıyla hilafet makamına geçmişti. Görüldüğü gibi Resulullah’tan (s.a.v.) sonra dört Raşid Halife de, farklı yöntemlerle Devlet Başkanlığı makamına seçilmişlerdir. Çünkü bu konuda, daha önceden belirleyici bir hüküm mevcut değildi.

Bildiğimiz kadarıyla İslam dünyasında, İslam devlet sistemini ele alan ilk eseri kaleme alanlardan biri İbn Kuteybe’dir. İbn Kuteybe (ö.276/889), bugün elimizde bulunan “el-İmame ve’s-Siyase” adlı eserinde, siyasi olayları tarihi akış içerisinde nasıl vuku bulduğunu aktarmakta, fakat ciddi bir siyasi analize girmemekte ve İslamî yönetimin nasıl seçilmesi gerektiği konusunda herhangi bir açıklama yapmamaktadır. Çok güçlü bir Hadis âlimi olan İbn Kuteybe’den, İslamî devlet başkanının nasıl seçilmesi gerektiğini öğrenemiyoruz. Keza önemli bir devlet adamı olan ve Selçuklu Sultanlarına vezirlik yapan Nizamülmülk (ö.485/1092) de, Siyasetnâme adlı bir eser kaleme almış, Devlet Başkanı’nın nasıl seçileceği konusuna hiç değinmeden, devlet aygıtının nasıl işlemesi gerektiği ile ilgili detaylı bilgiler vermektedir. Benzer şekilde, önemli bir Hanbelî âlim olan İbn Teymiye (ö.728/1328) de, Siyaset ile ilgili yazdığı eserinde devlet başkanının nasıl seçileceği konusuna girmeden, doğrudan devleti idare edenlerin neler yapmaları gerektiğini anlatmakla yetinir.

Ayet ve sünnette Devlet Başkanı’nın seçilmesi ile ilgili açık deliller olmaması, bazı âlimlerin bu konundaki suskunluğuna en önemli sebep olarak gösterilebilir.

İslam âlimleri arasında İslam’da Devlet Başkanı’nın nasıl seçilmesi gerektiği konusuna ilk değinenlerden biri, Ahkâmu’s-Sultaniye adlı kitabıyla şöhret bulmuş Şafiî âlim el- Maverdî’dir (ö.450/1058). Aslında Maverdî gibi, Bağdat’ta yaşamış ve keza yine Maverdî gibi saray çevresinde aynı zaman diliminde bulunmuş olan Ebu Ya’lâ’nın (ö.458/1066) benzer isimle yazdığı Ahkâmu’s-Sultaniyye adlı eseri de Devlet Başkanı’nın nasıl seçileceğini izah etmeye çalışmaktadır. Ebu Ya’lâ, bu eserinde müntesibi olduğu Hanbelî mezhebinin kurucu imamı Ahmed b. Hanbel’in görüşlerine ağırlık vermektedir.

Bu iki zata göre, İslam’da Devlet Başkanı iki türlü atanır: Ya Ehl-i Hal ve Akd’in (Şura Ehli) atamasıyla ya da halifenin kendinden sonra birini tayin etmesiyle. Ehl-i Hal ve Akd’in kaç kişiden olacağı hususunda âlimler iki farkı görüşe sahiptirler.

Bazıları genel bir konsensüsün olması için her beldedeki Ehl-i Hal ve Akd’in icması gerekir, derken; diğerleri beş kişiden oluşması yeterlidir, demişlerdir. Bu sayısı bire kadar indirenler de yok değildir. Bir kişiyi yeterli görenler, Hz. Abbas’ın Hz. Ali’ye biat ettikten sonra kimsenin itiraz etmeden Hz. Ali’yi halife kabul etmesini delil olarak gösterirler.

"Ehl-i Hal ve Akd" denilen şûrayı oluşturan kimseler, yalnız siyaset ve dini hükümleri iyi bilen müçtehitlerden değil, aynı zamanda toplumun maslahatı icabı ve devletin istikrarı için gerekli bilgi ve meziyetlere sahip bürokrat konumunda olan şahıslardan meydana gelir. Maverdî, bu heyet için üç şart ileri sürer: Birincisi, bütün şartlarıyla adalete sahip olmaları. İkincisi, imamete atanacak kimselerde aranması gereken muteber özellikleri bilen bir ilmi birikime sahip olması. Üçüncüsü ise, toplumun geleceği ve maslahatı için gerekli tedbirleri alacak olan yöneticiyi seçmeye muktedir görüş ve fikirlere sahip olması. O halde, bu meclisi sadece din âlimlerinden oluşan bir birim olarak ele almak yanlıştır.

Devlet Başkanının seçimi konusunda din adına belli bir kaydın olmaması, bizlere rahat görüş bildireceğimiz bir alan bırakmaktadır. O halde bu konu, zaman ve mekân şartlarına, kişilerin iletişim ve ilişki kurabilme imkânlarına göre değişiklik arz edebilir.

Buna göre Müslümanlar, içinde bulundukları şartlar ve iletişim araçlarının sağladığı imkânlara uygun düşecek bir şekilde, seçim şeklini düzenlemek yetkisine sahiptirler.

Bu hususta, işi zora sokacak ve yersiz tartışmalara sebep olacak çözüm şekilleri yerine, teknolojinin sunduğu imkânlarla istenilen gayeye rahatça ulaşılacak bir usul bulmak zor olmasa gerektir.

İslâm âlimleri, bir halife vefatından sonra kendi yerine geçmek üzere sağlığında birini halife (veliaht) olarak atamasını uygun bulmuşlardır. Bu şekilde atanan kişi, önceki halifenin yakını olabileceği gibi, yabancı bir kimse de olabilir. Bu şekilde atanan birinin halifeliğinin (atanan kişinin halifelik şartlarını taşıması halinde) meşru olduğu hususunda, İslâm âlimlerinin arasında bir ittifak ve icma'  bulunduğu ifade edilmiştir.

Bu görüş kaynağını Hz. Ebubekir’in, Hz. Ömer’i halifeliğe tayin etmesi ve halkın da bunu tasvip etmesinden almaktadır. Halifenin kendisinden sonra birini atamasını uygun gören Maverdî de, delil olarak Resulullah’ın (s.a.v.) Mute’ye gönderdiği orduya atadığı komutan olan Zeyd b. Haris ölürse Cafer b. Ebi Talib, o da ölürse Abdullah b. Revaha, o da ölürse Müslümanlar aralarından bir komutan seçsinler, hadisini delil olarak getirir.

O halde bu açıklamalardan sonra şunu söyleyebiliriz: Bazı İslam uleması, şuranın seçmesi durumunda veya halifenin bizzat kendisinden sonra birini ataması halinde, devlet başkanlığının meşru olduğu konusunda görüş birliğine varmışlardır.

Gelecek yazımızda, iktidarı zorla ele geçirmenin hükmü üzerinde konuşmaya devam edeceğiz İnşallah.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/766/islamda-devlet-baskaninin-secimi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

osman
20.01.2017 11:55
islam herhangi bir siyasal model önermemiş her ülkenin kendi kültürüne bırakmıştır

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar