İSLÂMÎ BAKIŞLA DEVLET BAŞKANLIĞI

Günümüzde tartışılan Başkanlık sistemi, aslında demokrasilerdeki değişik temsil şekillerinden yalnızca bir çeşidini ifade eder; tabi Cumhuriyet esasını temel alan demokrasilerde. Yoksa İngiltere, İsveç, Belçika, Hollanda ve Japonya gibi monarşi ile karışık demokratik sistemler de mevcuttur.

İslâm alimlerince, Müslümanların devlet kurmaları ve devlete bir başkan atamaları (bazı marjinal grupların dışında), hem vacip olarak görülmüş ve hem de bu konuda fikir birliği mevcuttur.

İslâm’da devlet başkanının adı “İmam”dır. İmam hiçbir zaman batı dillerindeki “leader” kavramının karşılığı değildir. Zira lider; yönetmek, rehberlik etmek, yönlendirmek anlamlarına gelir, ama bunu yaparken arkadan da yönetip yönlendirmek mümkündür.

İmam ise, daima önde olmayı esas alır. Bu yüzden İslâmî toplumlarda imam, savaş alanlarında dahi en öndedir; toplum ardından gelir. İmam, ayrıca davanın bütün cevherlerini nefsinde toplayan kimse demektir. Bu yönüyle de örneklik teşkil eder.

İslâm devletlerinde yöneticinin, önder olması bakımından namaz kıldıran ve öne geçen imama benzediğinden, devletin yönetimini ifade eden imamet, aynı zamanda “İmametu’l-Uzma” (Büyük İmamet) diye de adlandırılmıştır.

Bir Peygamber ve aynı zamanda Devlet Başkanı olan Resulullah’ın (s.a.v.) vefatından sonra yerine devlet başkanı seçilen Hz. Ebubekir’e, adamın biri “Allah’ın Halifesi” diye hitap ettiğinde, Hz. Ebubekir bu hitaptan hoşlanmamış ve “Ben Allah’ın halifesi değilim, fakat Resulullah’ın halifesiyim, bu şekildeki hitaptan razıyım” demiştir. Bunun üzerine, Hz. Ebubekir’e “Resulullah’ın Halifesi” diye hitap edilmiştir. Böylece İslam devletlerinin yöneticilerine de “halife” unvanı verilmesi bir gelenek olmuştur.

Emevî Halifesi Ömer b. Abdülaziz’in merak edip sorduğu “Eskiden resmî yazışmalara ne yazılırdı” şeklindeki bir soruya, Süleyman b. Ebi Heyseme’nin verdiği cevaptan İslam devlet başkanlarına verilen unvanların nasıl değiştiğini öğreniyoruz. Süleyman b. Ebi Heysem şöyle cevap verir: “Ebubekir döneminde ‘Resulullah’ın Halifesi’ diye yazılırdı, sonra Hz. Ömer

döneminde önce ‘Ebubekir’in Halifesi’ diye yazıldı ve daha sonra Hz. Ömer bunu “Emiru’l-Müminin” diye değiştirdi.”

Hz. Ömer’den sonra Emevî ve Abbasî halifelerine daima “Emiru’l-Müminin” diye hitap edilmiştir. Osmanlılarda Yavuz Sultan Selim’den itibaren Halifelik devralındığı halde, onlar da Halife unvanından çok Sultan lakabını öne çıkarmışlardır. Osmanlı Padişahları içerisinde halifelik unvanını ve makamını en etkili kullanan şahıs, II. Abdülhamid Han’dır. Bu yüzden İslam coğrafyasının pek çok yerinde hala onun adına Cuma hutbeleri okunup durmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e itaat edin ve sizden olan ulû'l-emre de.” (Nisa, 4/59.) ayetinde geçen “ulû'l-emr” ifadesini, Sahabeden Abdullah b. Abbas, Cabir b. Abdullah; Tabiinden Mücahid; Ebu Zur’a ve İmam Ahmed b. Hanbel, “ilim sahibi olanlar” diye tefsir etmişlerse de, daha sonra âlimler bunu “devlet, idare edenler” şeklinde yani daha çok devlet başkanı olarak anlamışlardır.

Böylece ayette, devlet başkanlarına Allah ve Resulü’nden sonra itaat edilmesi gereken kimseler söz edilmiş olmaktadır. Bu meyanda bazı hadislere de rastlamaktayız.

Kur’an ve Sünnette, bir devletin nasıl yönetileceği ve hükûmet edileceği bütün detaylarına kadar hem teorik hem de pratik olarak ortaya konulduğu halde, devlet başkanlarının nasıl seçileceği ile ilgili bir açıklama bulunmaması, gözleri Resulullah’ın (s.a.v.) vefatından sonra Hulefa-i Raşidin’in nasıl seçildiği konusuna çevirmiştir.

Gelecek yazımızda da bunu konuşacağız.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/743/islm-bakisla-devlet-baskanligi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar