ALGI YÖNETİMİ VE MUSTAFA KUSEYRÎ
Prof. Dr. Seyit Mehmet Şen

ALGI YÖNETİMİ VE MUSTAFA KUSEYRÎ

“Kim bu Mustafa KuseyrÎ?” mi diyorsunuz ya da “Mustafa Kuseyrî’nin algı yönetimiyle ilgisi ne ola ki?” diye mi soruyorsunuz?

Mustafa Kuseyrî, fakülte yıllarımızın sınıflamasıyla, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin solcu gençlerinden birisi. Zaten o yıllar Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde sağcı olarak nitelenen gençlerin sayısı azdan da az.

O zamanlar Ankara Üniversitesi’nin öğrenci hareketlerine çokça sahne olan iki fakültesinden birisi, Siyasal Bilgiler Fakültesi; diğeri ise bizlerin okuduğu Ziraat Fakültesi.

Her ne kadar, bizim Ziraat Fakültesindeki sayımız Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki sağcı öğrenciler kadar az değilse de yine de Fakültemizin %70 oranındaki öğrencisi, solcu olarak bilinenlerden.

Aslında 1967 baharında başlayan ve giderek yoğunlaşan öğrenci hareketleri, bizlere yavaş yavaş yurtları terk ettirdi. Bu arada bazı arkadaşlarımız, tebliğ yönünden, solcularla irtibatta olmanın yararlı olacağı kanısıyla yurtlarda kalmayı tercih ettiler.

Çok yakın bir arkadaşımız, bir bahar akşamı, beş kişi olarak çıktığımız, fakat bir arkadaşımızı şehit verdiğimiz için dört kişi kaldığımız bekâr evimizi ziyaret etti. Gece geç vakitlere kadar oturduk ve öğrenci hareketlerinin yoğun olduğu bir dönem olduğu için, geceyi bizlerle geçirmesi için çok ısrar ettik. Fakat bizi dinlemedi ve yurda gitti.

Sabahın erken saatlerinde şiddetle vurulan kapı sesiyle uyandık.

Kapının önünde, ağzı burnu dağılmış, yüzü gözü mosmor olmuş, gece misafirimiz olan arkadaşımızla karşılaştık. Bizden ayrılıp yurda gidince, ders çalışılan salonlara uğramış, kimi öğrencilerin masada bıraktıkları gazetelere göz gezdirmek için. Tam o sırada salona giren iki namert solcu öğrenci, arkadaşımızı görmüşler. “İşte bir faşist!’” diye, arkadaşımızı sabaha kadar dövmüşler.

Sordukları soru ise, “Seyit Mehmet Şen ve arkadaşları nerede kalıyor?”

Arkadaşımızın o dayak yeme esnasındaki endişesi ise namertlerin bizim evi basıp, uykuda olan bizleri öldürmesi. Sabahleyin namert solcular sızınca, arkadaşımız, ellerinden kurtuluyor ve bize geliyor.

Dövülme sebebi ise Mustafa Kuseyrî’nin öldürülmesi. Öldüren ise kendi arkadaşları.

Kimisine göre Rus Ruleti oynarken (Hasan Cemal/ Kimse kızmasın kendimi yazdım), kimisine göre kazara (Gün Zileli/ Yarılma)…

Kimisine göre solculuktan vazgeçtiği için (Arkadaşını öldürüp suçu ülkücülere yıkan solcu)…

Yine soruyorsunuz değil mi, “Mustafa Kuseyrî’nin algı yönetimiyle ne alakası var?”

Hükûmetin filen olmadığı, müteveffa Süleyman Demirel’in, “Yollar yürümekle aşınmaz” dediği bir zaman kesitinde Mustafa Kuseyrî’nin öldürülmesi, “Ne Mutlu Türk“ basını tarafından sağcıların, o zamanki sol söylemle “faşistlerin” üzerine yıkıldı.

O zaman, solun gerçek liderleri Doğan Avcıoğlu ve İlhan Selçuk dâhil, bir tek namuslu solcu çıkıp da, “Mustafa Kuseyrî’yi bizim solcular öldürdü.” diyemedi.

Solun namusu mu? İşte solun namusu!

Bizler, algı yönetimini yönetenlerin ne kadar alçak olduklarını biliriz. Bu bakımdan yılbaşı katliamını ve benzeri hiçbir katliamı, Müslümanlara yıkamazlar.

Müslüman’ın, Müslüman olarak hiçbir cinayette, hiçbir fail-i meçhûlde dahli olamaz!

Çünkü kitabın kavline göre Müslüman bilir ki, “Bir insanı öldürmek, bütün insanlığı öldürmek gibidir.”

İslâm’da öldürme hakkı, eğer suçluysa, devlete aittir.

Müslüman, babasının katilini, babasının başında yakalasa bile öldürme hakkına sahip olamaz.

Siz bakmayın, ekran bülbüllerinin kitap ve sünnet dışı İslâm anlatımlarına!

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500