AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ

Eklenme Tarihi: 07.01.2017 11:34:01 - Güncellenme Tarihi: 24.02.2020 05:27:37

            Hâce Ahmed Yesevî (k.s), alperenlik düşüncesinin ilk pîridir. Dahası, İslâmiyet öncesi Türkün alpliğine erenlik ruhu katıp İslâm?la kaynaştıran hamur, onun mayası. Böylece kattığı o mayayla ?alp?in iç dünyasında fırtınalar estirip ufkunu Îlây-ı Kelîmetullah için Nizam-ı âleme doğru açmıştır. 

          

            Hoca Ahmed Yesevî (k.s), sadece yetiştirdiği alperenleri ufuk açmamış; Horasan erenlerine feyiz kaynağı da olmuş. Bu demektir ki Hâce Ahmed Yesevî Hz.leri Yunus?un, Hz. Mevlâna?nın, Ahi Evran?ın,  Hacı Bektaş-ı Veli?nin de pîridir. İşte bu nedenle Yahya Kemal, Fuad Köprülü Ahmet Yesevî hakkında şöyle der: ?Şu Ahmed Yesevî kim? Bir araştırın, göreceksiniz, bizim milliyetimizin temellerini asıl onda bulacaksınız.?

           

             Gerçekten de araştırıldığında Hoca Ahmed Yesevî?nin büyük bir Türk-İslam mutasavvıfı olmanın yanı sıra Türk toplulukları arasında İslâm?ın hızla yayılmasında öncü başbuğ veli olduğu görülecektir.  Hele bir alp yiğit dergâhına ayak basmaya dursun hemen burada alperen ve gazi derviş hüviyeti kazanıp Anadolu, Rumeli ve Kuzey Türklüğünün İslâmi uyanışına vesile olma yolunda adından söz ettirir. Tabii bu uyanış sadece Türk dünyasıyla sınırlı kalmaz, ilerisinde tüm insanlığı da içine alacak bir uyanışa kaynak olur. Her ne kadar geldiğimiz noktada insanlık o kaynağın epey uzağında kalsa da ruhunun susuzluğunu giderecek arayış içerisinde olduğu bir vak?a. O hâlde bize düşen, Pîr-i Türkistan ve yetiştirdiği alperen ve gazi dervişlerinin öğretilerini yeniden tüm insanlığa yaymak olmalıdır. Yeter ki insanlığı yeniden alperenlik ruhuyla buluşturacak Mevlana?ca ?Ne olursan ol yine gel?  çağrısı yapılmış olsun. Bak o zaman hem Doğu ve hem de Batı insanı rûhî bunalımdan kurtulup farklılıklarıyla birlikte huzur ve güven içerisinde hayat yaşayacaktır.

          

               Sanmayın ki bu kutlu yol öyle gökten zembille inerek bugünlere gelmiş. Çilesiz kim ne elde etmiş ki, onlarda elde etsin. Yani bu iş çilesiz olmaz. Nitekim Pir-i Türkistan?ımız bizatihi halifelik idmanını Horasan evliyalarından Hâce Yusuf-i Hemedânî Hz.lerinin dizinin dibinde yetişerek almış. Ve onca çalışmanın sonunda ?ilim kendin bilmektir? düsturunca tasavvufun ?İlmel yakîn, Aynel yakîn ve Hakkel yakîn? mertebelerini basmak basamak aşıp ?Hakikat? makamına ulaşmıştır.  Derken Hacegân silsilesinin altın halkasında yerini alıp Türk dünyasına ışık kandili oldu. 

               

               Evet,  Hâce Ahmed Yesevî (k.s), şeyhi Yusuf-i Hemedânî Hz.lerinden aldığı nisbetle bu yolun esaslarını Orta Asya ve Türk coğrafyasına yayan kolbaşı, yani Alperen Başbuğ Velidir. Malum, bu nisbet, ilk önce Allah Resulü?nün nübüvvetiyle kök salmış; sonrasında Allah Resulü?nün Refik-i Âlâ?ya kavuşmasıyla birlikte Ebû Bekir-i Sıdd?k?a devrolmuştur. Ebû Bekir-i Sıdd?k (r.a)?ın elinde Sıddıkiye yolu ise sırasıyla Selmân-ı Fârisî, Ebû Muhammed Kasım, İmam Ca?fer-i Sâdık, Bâyez?d-i Bestâmî, Ebu?l Hasan-ı Harakânî, Ebû Ali-i Farmedî ve Hâce Yusuf-i Hemedânî?ye ulaşır. Derken bu nisbet, Yusuf-i Hemedânî?den iki kola ayrılır. Birinci kolda günümüz gönül sultanlarından Gavs-ı Sânî?ye uzanan halkada yer alan Abdûhâlik-ı Gücdûvânî (k.s)?ın nisbeti vardır. İkinci kolda ise Pîr-i Türkistan Ahmed Yesevî?nin Orta Asya?ya, oradan Anadolu, Balkanlar ve tüm dünyaya dalga dalga yayılan feyiz ve bereket ışığı vardır. İyi ki Pîr-i Türkistan, Türk?ün alplerine alperenlik ruhu aşıladı da bu sayede asıl manevî susuzluğu giderecek kaynağın Horasan erenlerinin nisbetinde olduğunu fark ettik. Kaldı ki o,  sadece Türk?ün alplerine değil, tüm insanlığın arayışına çare olacak feyiz kaynağıdır. 

            Şu bir gerçek: Pîr-i Türkistan Ahmed Yesevî?yi çok geç fark ettik. Maalesef onu daha yeni yeni kütüphanemizin tozlu raflarından gün yüzüne çıkarıp keşfetmiş hâldeyiz. Ne acıdır ki batı dünyası; sevgi, şiir, musiki ve edebiyatı bizden önce araştırıp kaynaklara ulaşmaya çalışırken,  biz ise hemen başucumuzdaki kaynaklardan bîhaber kalmışız. Tabii hâl vaziyet böyle olunca netice malum: Hâce Ahmed Yesevî, Mevlâna, Yunus gibi gönül sultanları bizim coğrafyamızdan daha çok batı da yankı bulmuş durumda. Nasıl yankı bulmasın ki? Bir zamanlar kütüphanelerimizin tozlu raflarına terk ettiğimiz klasiklerimiz, Batı?yı Ortaçağ karanlığından ayağa kaldırmış gözüküyor. Şayet Batı, Doğu?nun o engin kültür havzasında yer alan tercüme metinlere başvurmasaydı belki de o çok övündükleri Rönesans vuku bulmayacaktı. Batı dünyası ne zaman ki doğudan sadece ipek ve baharat değil, bilim, şiir, edebiyat, sevgi ve musiki de alır hâle geldi, işte ancak o zaman Ortaçağ bataklığından çıkabilmiştir.

           

              Batı, edebiyat sarayına doğu kapısından girilebileceğinin artık farkındadır. Fark etmesi de gayet tabii; çünkü aşk, şiir, sevgi ve ruha dair her ne ararsan doğu revakında ziyadesiyle mevcut. Üstelik insanlığa soluk olabilecek tüm bu unsurlar, doğu revakında her an her salise beşikten mezara kadar yaşanan bir hayat biçimi. Nasıl mı? Doğu insanı buralarda daha doğar doğmaz ninni ve mânilerle büyümekte,  dolayısıyla hislerini yazıya dökmeye gerek duymamakta. Hiç kuşkusuz sözlü kültürle yetinmesinin sebebi, değer addettiklerini hücrelerinin derinliğinde hissetmesindendir. Tabii Batı öyle değil; daha çok sol beynini kullanarak, her şeyi mantığa ve yazıya döküp kendini, hesap kitap içerisinde cedelleşmekte bulur hep.

         

                En iyisi mi biz, yine de ne sözlü kültürle yetinelim ne de yazılı kültürle. Her ikisini bir arada tutacak zahir ve batın ilme talip olalım. Nasıl mı? İşte Said-i Nursî Hz.leri,  ?Osmanlı Avrupa?ya gebe, Avrupa Osmanlı?ya gebe? derken asıl maharetin beynin sağ lob ve sol lobunu bir denge hâlde kullanabilmekte olduğuna işaret etmiştir. Besbelli ki doğu düşüncesinin en büyük zaferi, değişmeyeni kavrayabilmesindedir. Batı?da teknik ne ise, doğu da aşk odur. Dolayısıyla Buhara, Taşkent, Semerkand ve Asya?yı bir miskinler tekkesi sananlar, büyük yanılgı içerisindedirler. Şayet adını andığımız bu diyarlarda alperenler, gazi dervişler elini kolunu bağlayıp hayâller âleminde yaşasalardı, o büyük Türk-İslâm medeniyeti asla vücud bulmazdı. Bakın, Prof. Dr. Osman Turan Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi adlı eserinde  ?...Türklerin kâmları (Korkut Ata-Irkıl Hoca) yerine İslâm şeyhleri ve evliyası geçerken, sessiz ve kaynaşma oluyor. Türklerin alpi, alperen kimliği ile kutsiyet kazanıyor ve İslâm, Türk?ün gâzileri ile birleşiyordu. Türklerin İslâmlaşması bu suretle sayısız din ve tarikat adamlarının emeği ile kuvvetlenmiştir.? tespitiyle bir hakikatin altını çizmiş bile.

           

                 Hakeza Cemil Meriç de Dündar Taşer'in yazdıklarına atıfta bulunarak, ?Tarihte tek mucize vardır: Osmanlı mucizesi. Türk kanıyla İslâm dininin kaynaşmasından doğan bir mucize? deyip, böylece alp ve erenlik kaynaşmasından doğan mucizeye işaret etmiştir. Bu mucizenin nasıl gerçekleştiğini Dündar Taşer?in dilinden şöyle aktarır:

      

                 ?Osmanlı Beyliği 1299?da Söğüt?te kurulduğu zaman 400 atlıya sahip bir uç beyliği iken, 1326 Bursa fethinde Orhan Bey 38000 atlıyı kumanda ediyordu. Bu kısa zamanda gerçekleşen asker artışı nereden geliyordu? Fethedilen topraklardan toplanamazdı. Bu artışın sırrı: Millî şuur, Horasan?dan İzmit?e kadar her yerdeki Türk?ü, Ertuğrul oğlunun açtığı mukaddes sancağın altına çekiyordu. Moğol ordularının önünden kaçarak Anadolu?ya sığınan tarikat ve tasavvuf erbabı, Horasan erenleri, dervişler, alpler, burada yepyeni bir ümit kalesi vücuda getiriyorlar... İşte bu elim vaziyette büyük mürşitlerin zuhuru başlıyor. Bunlar mağlûbiyetlerin bir fitne, bir imtihan olduğunu, İslâm?ın yeniden muzaffer olacağını, onun kılıcı ve bayraktarı olacağını telkin etmeye başlıyor. Şeyhler, müftüler, müderrisler, eli kılıç kabzasına yapışan yiğitler... Söğüt Beyliği?ne sevk ediliyor. Türk?ün nabzı Osmanlı Beyliği?nde atmaya başlıyor. Bu küçük devletin fizibilitesi büyük, müsamahası büyük, ideali büyük, bazılarının sandığı gibi talan ve istismar koşusu değil bu koşu. Müsamaha, huzur ve adalet tesisi için göze alınan bir cihaddır bu.?  İşte bu ifadeler, alperenlik ruhunu yansıtmaya yeter artar da.

             

            Madem öyle alperenlikten bahsedelim, bakalım alperenlik neymiş diye. Sakın ola ki bu alperenlikte nereden çıktı demeyin. Tarihî kaynaklar iyi incelendiğinde kültür dokumuzun özünde, Horasan erenlerinin yoğurduğu alperenlik mayası yatmaktadır.  Zaten alperenliğin ruhunda, buram buram aşk tüter. Hiç kuşkusuz bu kültür kodumuzun manevî başbuğu Hoca Ahmet Yesevî ve onun yetiştirdiği gazi dervişlerdir. Alperenlik, hem zahirî hem de batınî özellikleri bağrında taşıyan soylu ağaçtır ve bu ağacın her bir halkasında sıralanan Horasan erenleri, geleceğe ışık tutmak için vardır.  Öyle ki bu soylu ağacın her dalında bin bir lezzet vardır ve insanlığın ihtiyacı olan manevî ikramlar, tüm taliplilerin önüne serilir. Bu yüzden alperenlik denince sevgilinin bakışlarındaki pırıltının gönüllere salınan duygu selini biliriz. Zira Pîr-i Türkistan (k.s)?ın dergâhında yetişen taliplilerde iki nişan vardır: Biri alp, diğeri erenliktir. Alp?in nişanı, kahramanlık, teknik ve mesleki branşlardır; erenliğin nişanı ise değişmeyen değerler, yani ahlâkî olan erdem değerlerdir. 

           

               İşte bu erdem değerler dururken maddenin kölesi bir düzene ram olunmakta.  Oysa modern dünya dedikleri âlem, habire robot insan tipi üretiyor. Artık ruhsuzluk had safhada, Karmaşık bir dünyada yaşıyoruz. İnsanlar soluk soluğa ne yapacağını bilemez hâlde.  O hâlde insanlığın düştüğü bu perişan hâle son verecek Horasan erenlerinin nefesine ihtiyaç vardır. Karanlık dünyamız ancak ilahî aşkla dirilir ki Allah aşkı, yegâne var oluş sebebimizdir. Yüreklerde aşk ve sevgi yoksa biliniz ki ne kendimize ne de bir başkasına hayrımız olur. Şöyle etrafımıza bir baktığımızda hiç kimsenin artık sevgiden söz etmez olduğunu görürüz. Sanki herkes, kin kışkırtıcılığı rolü üstlenmiş durumda, habire etrafa korku salınmakta.  Madem durum vaziyet pek iç açıcı değil, o hâlde bu gidişata bir an evvel son vermeli. Hiç kuşkusuz bu gidişata son verecek olacak iksir, Horasan erenlerin sevgi deryasında gizli. Yeter ki o deryaya kendimizi atalım. Bak o zaman çağımızın, yeniden alperenliğin dirilişine sahne olması, bir hayâl değil hakikat olacaktır. Nitekim Horasan erenlerinin iki kaşı arasında salınan o nebevî nurun, er geç taliplilerin gönlünde tecellî edip diriliş muştumuz olacağına inancımız tamdır.

             

                Ne mutlu Horasan erenlerinin sırrını, sır bilene. Zaten gönül sultanlarının ismi anıldığında ?Kaddesallahu Sırruhu-Allah sırlarını takdis etsin? deriz. Elbette bu işin sırrı, önce iç âleme nizam, sonra dış âleme nizam vermekten geçmekte. Öyle ki İlây-ı kelimetullah zikri, önce kalpte alev alır; sonra âlem-i emirle bağlantılı letâiflere geçer. Letâiflerden de tüm vücuda yayılıp marifetullah hâsıl olur.

                

                Evet,  fethedilecek tek ülke var, o da kendi iç dünyamızdır. Şayet nefsî ve şeytanî vehimlerden sıyrılıp bakışlarımızı iç dünyamıza çevirip ömürde bir kez dahi olsun candan ?Allah? diyebildiysek,  biliniz ki bu candan deyiş kurtuluşumuza ferman olacaktır. İşte gönül sultanlarını gönül sultanı yapan da bu lafza-i celâl ve tevhid zikridir. Dahası bu candan zikrediş sayesinde kesretten vahdete yükselip, tüm mâsivalardan sıyrılmışlardır.      

                

                  Alperenlik, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahrete seferber olmaktır, dersek yeridir.  Malumunuz, bu seferberliğin alplik cenahında cesaret, şecaat, karar, kuvvet ve teknik vardır, Erenlik cenahında ise hakikat ilmi, fikriyat, hikmet, adalet, hizmetkârlık, nefsi ıslah,  Hakk?a teslimiyet vardır. Kelimenin tam anlamıyla alperenlik, alp ve erenliğin terkibinden doğan kesrette vahdet (birlik)  olmaktır. Zaten Osmanlı?nın zafer sırrı, çokluk içinde bir olmak iksirinde gizliydi. O hâlde daha ne duruyoruz, gün kesrette vahdet olmak günüdür.  

              Vesselam.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/727/ahmed-yesevi-ve-alperenleri

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM