TARİHE BAKIŞ

Savaş, insanlığın kaderi mi? Tarih boyunca hiç gündemden düşmeyen savaş, hem fiili olarak hem de düşünce olarak bütün tarihi meşgul eden en önemli olayların başında geliyor. Hatta barış, savaşın kısa aralıklarla kesintiye uğramasından başka bir şey değil.

Yeryüzünde sulh ve sükûnete rastlamak, neredeyse imkânsız. Hayat mücadele, gerginlik ve çatışmadan ibaretmiş gibi görünüyor. İnsanın, hayatın ve tarihin kaderi sanki bu.

Yapmak, büyütmek ve sonra da yok etmek zamanın nasıl ki özü ise zamanın insanî boyutu olan tarihin özü de bu: Yarat, büyüt ve yok et. Sürekliliği olan hiç bir şeyin olmadığı dünyada tarih, tabiat sahnesinde sadece kendisini sürekli kılıyor. Kendisini sürekli kılan tarih, sürekliliğini kendisine hizmet eden ne varsa hepsini yok edip yerine yenilerini yaratarak hareketliliğini ve canlılığını kazanıyor. Nasıl ki tabiat her an yeniden yaratılmakta ise tarih de her an yeniden ve yeniden kendisini yaratıyor.

Tarih, belli bir amaca doğru giden bir harekete mi sahip yoksa olup bitenlerin herhangi bir amaçlılık taşımadan kendiliğinden bir hareketi mi söz konusu tarihte? Tarih, kendi kendisinin ürünü olan bir süreç değil. Tarihi insanlar yapar, insanlar tarihe yön verir ve aynı tarih tarafından da insanların geleceği belirlenir. Tarih, ne sadece kör bir hareketler zinciri ne de tamamen önceden düşünülmüş bir plana göre ilerleyen ve gerçekleştireceği ideal bir modele doğru yaklaşan hareketler silsilesi. Şimdi de geçmişe ait biriktirdiklerimizin geleceği kemirmesi gibi bir şey adeta. Bundan dolayı tarih, ne sadece geçmişe ne sadece şimdiye ne de sadece geleceğe ait. Hepsini birden kuşatan yaşananlar, yaşanmakta olanlar ve yaşanacaklardan ibaret bir bütündür tarih. Bu bütünlük içerisinde ferdîlikler, gelip geçicilikler, tekrar edilememezlikler, asıl olayları oluşturan şeylerdir.

Zamana dahil olan ne varsa her şeyin bir tarihi de vardır. Tarih, bütün varlığı kuşatır ve kendi içine çekerek varlık ve olaylar hakkında fikir sahibi olmamızı sağlar. Bu açıdan önemlidir. İnsanlık tarihi, bilim tarihi, dinler tarihi, uygarlık tarihi, hayvanlar tarihi, eğitim tarihi. Kısacası tarihi olmayan hiçbir şey yoktur.

Tarihi olmak, bir bakıma hikâyesi olmak demektir. Hikâyesi olanın, canlı olanın, hareketli olanın, yaratıcı olanın, etkili ve kalıcı fiiller sahibi olanın tarihi vardır. Çünkü bu tür insanların hikâyeleri vardır.

Ne var ki tarih, her şey demek değildir. Tarihin aşırı önemsenmesi ve kutsanması ise insanın kendisine ve tabiata yabancılaşmasına neden olur. Oysa tarihi yapan insan ve tarihin cereyan ettiği sahne ise tabiattır. Tarihin varlık şartı olan iki şeye tarih vasıtasıyla yabancılaşmak da ayrı bir garabettir. Lakin insanın elinden de pek bir şey gelmiyor. Tarih ile tabiat arasında sıkışıp kalmak, onun kaderi adeta. Tabiatı özlediği gibi tarihten de kaçamamak gibi bir zorunluluk içerisinde bulunuyor. Tarihin etkilerini üzerinde daha fazla hisseden insan, tarihin bir ürünü olarak kendisini görmeye başladığı andan itibaren de tarihe uygun davranmaya çalışıyor. İşte bu, insanın kendisi olmak bakımından ahlâkîliğini tehlikeye atan bir başlangıç da aynı zamanda.

Tarih, tarihe yön vermek isteyenlerin ürünü gibi görünüyor. Ne yazık ki bu ürün, pek de iç açıcı değil. Öyleyse tarih, tarihe yön vermek isteyenlere bırakılamayacak kadar önemli. Bunun için bütün insanlara hitap edecek evrensel mesajlara sahip bir fikir sistemine sahip idealist insanlara ihtiyacımız olduğu, gün gibi ortada. Kötülüklerle dolu bu tarih içerisinde başka türlü söz sahibi olmanın da çok zor olduğunu görmemek mümkün değil.

NOT: Pek tarzım olmamakla birlikte şu notu düşmek durumundayım: Son yazım için yorum yapan bir okuyucu, ”zavallı yazar” ifadesini kullanmış. Anlaşılan yazdıklarım kendisi için ayna vazifesi görmüş. Aynaya bakan kendisini görür çünkü. Ya da şaşı bakan, hakikati tahrif eder, bir’i iki görür. Baktığını görmez, görmediği için de anlamaz.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/696/tarihe-bakis.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar