ATA YURT ORTA ASYA

Eklenme Tarihi: 24.12.2016 08:08:09 - Güncellenme Tarihi: 24.12.2016 08:08:09

          Orta Asya?nın nerden başlayıp nerde bittiğine dair kesin bir görüş birliği olmamasına rağmen yine de Orta Asya deyince üç aşağı beş yukarı Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Tacikistan, Afganistan, Doğu Türkistan, Rusya ve hatta Pakistan?ın bir kısmını kapsayan büyük bir alanın adıdır diyebiliriz. Tabii Orta Asya?nın nerden başlayıp nerde bittiğinden daha ziyade bizi asıl ilgilendiren yönü o müthiş maddî ve manevî iklimi çok daha önem arz eder. Meselâ maddî iklim cephesine baktığımızda Orta Asya deyince göçmen bozkır hayatımızın çetin coğrafî şartlara karşı o müthiş dayanıklılığı ve tıpkı bir ananın evladı üzerine titreyişinde olduğu gibi üzerine tir tir titrediğimiz şu Seyhun ve Ceyhun ırmakların kıvrım kıvrım süzülerekten doğurgan topraklara kattığı o bereket akla gelir. Şayet, maddî iklimin ötesinde daha neyiniz var deniyorsa işte Roma kapılarına kadar dayanan Attila ne güne duruyor. Yine Cengiz Han ve Emir Timur?un Orta Asya?dan kanatlanıp adeta ortaçağ iklimini bertaraf edecek cinsten hamle üzerine hamle yapmaları da varlarımız arasında. Hatta Zerdüşt?ün izini de buralarda sürmek pekâlâ mümkün. Nasıl mı?  Hani derler ya, ateş olmayan yerden duman çıkmaz diye, aynen öyle de Zerdüşt?ün Azerbaycan civarında doğduğu rivayetlerinin dilden dile dolaşması bunun göstergesi zaten. Ve yine Hint ve Helenistik kültürün Orta Asya topraklarında buluşması da bir başka izdüşümüdür.

        Peki, Orta Asya?nın manevî cephesine baktığımızda ne var? Hiç kuşkusuz Orta Asya ikliminde kıyamete dek kesintisiz bir şekilde tüm insanlığa ışık saçacağına inandığımız ışık kandillerimiz vardır.  İşte, bu ışık kandilleridir ki sadece Orta Asya?ya manevîi soluk olmakla yetinmemiş, soluğunu doğduğu yerden Anadolu?ya, Anadolu?dan Balkanlara, Balkanlardan üç kıtaya taşımış da.

          Hiç kuşkusuz bu doğurgan toprakların bir başka kayda değer yanı, her türden fikri bağrına basıp zenginlik olarak telakki etmesidir.  İşte bu telakkinin etkisinde kalmış bir Alman düşünürün tarihî ipek yolu üzerinde dile getirdiği tahayyüllerinden hareketle şu sonuca varırız da:

           Evet, Orta Asya gerek Hindistan, gerekse Çin bağlantısının bulunduğu alanda nice seyyahların ve nice ticarî kervanların konaklayıp soluklandığı güzergâhın adıdır. Dikkat edin gelen ağam giden paşam cinsten han geçen yolu demedik, seyyah ve kervan yolu dedik. Öyle ki seyyah ve kervanın konakladığı yerlerde zengin kültür havzaları oluşur da. İster istemez bu durumda tüm göçmen kabilelerin gözü kulağı bizim üzerimizde olmuştur. İşte dünyanın en köklü ticarî yollarının kesiştiği kültür havzalarına mekân sahipliği yapmak böyle bir şeydir, yani avantajımıza. İyi ki mekân sahipliği yapmışız, bu sayede göçerlikten hızla yerleşik olmuşuz da. Üstelik medeniyetlerin buluştuğu kavşak noktasında yerleşikliğe geçmişiz.  

          Malum, bu coğrafyanın imparatorluk çapında ilk oluşumu,  Medler ve Perslerle start alır. Her iki imparatorluk da Hint?Avrupa dil ailesinden arî ırkına mensup topluluklardır. Ve ilk çağda İran?da kurulan Medleri bertaraf edecek ilk hamle ise Ahamenişler?den (Persler) gelir. Sonrasında Makedonyalı Büyük İskender bastırıp buralara mührünü vurur. İskender bilhassa mührünü vurduğu Semerkand?la yetinmez, Sogdiana?ya da gözünü diker. Derken o yıllarda Orta Asya?da beş yıl sürecek bir imparator olarak adından söz ettirir.

         Peki, İskender sonrası? Malum,  batılıların Orta Asya ikliminde bilhassa Ceyhun?un (Amuderya) doğusunda kalan kısım diye tarif ettikleri Transoxiana üzerine hüzünle karışık sükûnet havası sinecektir. Sanki bu, fırtınadan önce sessizliği çağrıştıran cinsten bir sükûnet hava sinmeydi.  Ancak ölenle ölünmez ki. Büyük İskender öldü diye dünyanın sonu değil ya bir şekilde hayat devam etmeliydi. Nitekim öyle de olur. Bu sükûnet hava, bir noktadan sonra Makedonya imparatorluğunun paylaşımına yönelik ayrılıklara yerini terk eder.  Peki, sadece bölük pörçük olan Makedonya mı?  Hiç kuşkusuz Maveraünnehir?de buna dâhildir. Zira bu bölge önce Selevkos?a (Selevkiler) kalır; sonrasında Selevkos imparatorluğunun iktidarı zayıfladıkça sırasıyla Sakalar, Çinliler, Kuçanlar, Sasaniler akın edecektir. Malum, Sasaniler deyince dördüncü İran Hanedanlığı ve ikinci Fars imparatorluğunun ortak ismi olarak düşünmek gerekir. Her neyse Sasaniler ya da Fars imparatorluğu ne fark eder ki? Sonuçta Farslılara da buralar yâr olmayacaktır. Derken Sasanilerin hâkimiyet hevesini kursağında bırakacak bir Türk dalgası sökün edecektir.  Gerçekten de Türk dalgası adım adım ilerledikçe buraların havası değişmeye yüz tutar da. Öyle ki daha ilk dalgada Türk-Bizans dayanışması sahne alacaktır. Ve bu ilk ittifak dalgasının akabinde Fars hâkimiyeti son bulmuş olur. Ancak Göktürkler bu ilk dalgadaki işbirliği İlteriş?in liderliğinde yeni bir devlet kuracağı güne dek sürecektir. Her ne kadar ilk başta bu işbirliğin ömrü kısa sürmüş olsa da Türkler açısından buralarda ilk nüve olmak bakımdan kayda değer sıçrama tahtası olacaktır. Nitekim bu ilk nüvenin meyvelerini daha sonrasında Müslüman Araplar güneyden giriş yapıp mührünü vurduktan sonra toplama fırsatı bulacaktır. Nasıl mı? Hazır buralara Müslüman Araplar gelmişken Türklerin (Karahanlılar)  tereddütsüz bir şekilde İslam dininin tesiri altına girmesiyle elbet.

            Evet, Türklerin Müslüman olmasıyla birlikte tarih yeni bir ivme kazanır. Nasıl ivme kazanmasın ki, Türk?ün alp?i İslam?ın o engin deryasında, yani Horasan erenlerin soluğuyla nefeslendiğinde alperen kimliği edinir de. İşte o Horasan erenlerinin nefesi sayesinde; Orta Asya bundan böyle Türklerin yeni bir tebliğ ve irşad yurdu haline gelir. Hatta bu tebliğ ve irşad yurdu topraklar zaman içerisinde Moğol ve Timurlular arasında el değiştirdiğinde hem Cengiz hem de Timur sınırlarını Orta Asya?dan ötelere taşır da. Cengiz ve Timur sonrası Orta Asya ise Şeybanilerin hâkimiyeti altına girecektir. Malum, Şeyban ismi Cengiz Han?ın torununa nisbetle bu isimle anılıp köken itibarıyla buralara kadar dayanır. Ve bu isim zaman içerisinde Özbek ismine terfi eder. Keza Kazak ismi de öyledir, yani Şeyban?dan sonra yerine geçen Ebul Hayr?ın Moğollara yenik düştüğünde bir grup kendisinden ayrılıp Çağataylara sığınınca ?kaçan? manasına Kazaklar denmiştir. Buralarda hangi isim değişikliği olursa olsun şu bir gerçek Özbek, Kazak, Türkmen ve Kırgız gibi isimler aslında Orta Asya Türklüğünün zengin ruh ikliminin çeşitliğinden doğan boy isimlendirmelerdir. İşte bu gerçeklerden hareketle nerede Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan ve Kırgızistan ismi duysak hemen her bir isim ruh dünyamızda Maveraünnehir?in can-ı cananımız karındaşlarımız olarak karşılık bulur. Hele ki,  Hz. Ömer (r.a)  ve Hz. Osman (r.a) hilafet dönemlerinde Orta Asya?nın sahabe hamuruyla yoğrulmuş olması, akabinde sırasıyla Emeviler, Abbasiler, Gazneliler, Karahanlılar, Selçuklular ve Harzemşahların ruh katmış olması bizim açımızdan önemini daha da anlamlı kılmaya yetiyor.  Her ne kadar Moğol kasırgasıyla anlam kaymasına uğrasak da sonuçta bu doğurgan toprakların ruhu Anadolu?ya geçtiğinde üç kıtaya yayılmak üzere yeniden dirilişe geçti ya,  bu yetmez mi?  Öyle ya, nasıl olsa bu ruh çok öncesinden Orta Asya?da mayalanmış,  sonrasında Anadolu?ya geçmiş, ne fark eder ki. Yeter ki o ruh sönmesin,  ha orda,  ha burada, bir şekilde yoluna devam edeceği muhakkak. Hani, her göçün ardından büyük bir medeniyet doğar derler ya, gerçekten de o ruh Anadolu?ya tutunduğunda buralarda bir başka yeşerecektir. Öyle ki Moğol kasırgasının Anadolu?ya sürüklediği Horasan Erenleri, buralarda Anadolu kiliminin iki yakasından tuttuğunda ileriye yönelik büyük bir cihangir devletin doğuşunu tetikleyecek nefes olurlar. Nasıl mı? İşte o nefesten, yani kayı boyundan Al-i Osmanlı doğa gelmesi bunun en bariz göstergesi.  Hatta o nefes Osmanlıya üç kıtada Nizam-ı âlem aşısı olur bile. 

          Öyle anlaşılıyor ki Orta Asya ruhu, bizi önce bir kelebek misali Anadolu?ya kanatlandırmış; daha sonrasında Tuna boylarına kanat çırptırmıştır. İyi ki de kanat çırpmışız, bu sayede konaklayacağımız yerlere medeniyet götürmüş olduk.

           Hiç kuşkusuz her medeniyet, ruh köklerinden beslenerek boy vermektedir. Hele şükür bizim ruh köklerimizde Şah-ı Nakşibend, Piri Türkistan Ahmet Yesevi gibi nice ışık kandillerimiz var. İşte bu ruh köklerimiz, Orta Asya?dan salınan mirastır. Orta Asya?dan Anadolu?ya ayak bastığımızda Mevlana, Yunus, Hünkâr Hacı Bektaşi Veli gibi ışık kandillerimiz bu mirası devr alıp ruh köklerimizin yeşermesi için seferber olur. Balkanlara uzandığımız da ise Sarı Saltuk (Muhammed Buhari) gibi gönül sultanları medeniyet köprümüz olur. Böylece güneşin doğduğu Semerkand yakası güneşin battığı Bosna yakasını bir araya getirecek hamle, manevî Mostar köprülerimiz sayesinde gerçekleşir. Derken dün olduğu gibi bugün de Evlad-ı Fatihan ruhu güneşin doğuşu ve güneşin batışıyla birlikte her dem, her salise insanlığa esenlik kaynağı oldu. İyi ki de bu gönül mimarlarının ruhaniyetlerinin feyzi bereketi var da bunca zulme rağmen yıkılmadık dimdik ayaktayız hâlâ. İnşallah kıyamete dek bu nur sönmeyecek de. Buna inancımız tam da. 

          Evet, bunca zamandır geçirilen tüm badirelere rağmen yıkılmadıysak biliniz ki bu diriliş ruhunun diri tutulması sayesindedir. İnsanlık ruhunun susuzluğunu giderecek kaynağın Semerkand?dan Anadolu?ya, Anadolu?dan Mostar?a uzanan Horasan Erenlerin nefesinde gizli olduğunu hele bir fark etse,  bak o zaman pembe şafaklar belki yarın, belki yarından da çok yakın anda doğacaktır. 

            Ey sevgili diyar! Batı ruhunun susuzluğunu giderecek kaynağı arayadururken,  şairin dediği gibi; Dil bile seni anarken hicabından lâl oluyorsa bizim haydi haydi lâl olup vuslat için seferber olmamız lazım gelir.  Madem öyle fazla söze ne hacet,  önce gönül fethi, sonra Feth-i Mübin için var olalım demekle yetinelim.

           Vesselam.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/678/ata-yurt-orta-asya

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM