GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU

Eklenme Tarihi: 17.12.2016 09:36:32 - Güncellenme Tarihi: 17.02.2020 03:11:02

Peygamber dilinden övülmüş Fatih Sultan Mehmed Han bir bekleyiş içerisinde. Zira davet ettiği konuğunu beklemekte, gözü yoldadır artık. Kafile yaklaştıkça Fatih?i içten içe heyecan sarar, derken o büyük buluşma an gerçekleşir. Tahmin etmişsinizdir o yolu beklenilen bilge insan on beşinci yüzyılın astronom ve matematik bilginleri arasında Ali Kuşçu'dan başkası değil elbet. Ancak bu bekleyişin önce temellerine inmek gerekir ki, neden beklenildiğini anlayabilelim. 

         Hiç kuşkusuz Ali Kuşçu'nun yetişmesinde Uluğ Bey?in katkı payı çok büyük. Öyle ki aralarında hoca talebe ilişkisinin ötesinde dost ve yoldaşlar da.  Hele ki bu yoldaşlık göklerin keşfine yönelik bir yoldaşlıksa değme keyfine. Nitekim bu iş için ilk ders can yoldaş Uluğ Bey tarafından verilecektir. Ne var ki o bunla yetinmez, kelam ve nakli ilimlere vakıf olma isteği de içinde ukdedir hep. Nasıl dert edinmesin ki, Semerkand daha çok astronomi ve matematik ağırlıkta ilimlerin tahsil edildiği bir merkezdi. Dolayısıyla Semerkand dışına gitmek gerekirdi.  Böylece dert edindiği şey için Hocası Uluğ Bey?e haber vermeksizin yola koyulduğunda kendini Kirman?da bulur.

          Evet, O şimdi Kirman ustadlarının dizinin dibindedir. İlginçtir daha talebeliğin ilk yıllarında Maraga Rasathane kurucusu Nasîruddin-i Tusî'nin kelamla alakalı Tecridü?l Kelam eserini okuyup şerh yazmakla aralarına yeni bir yıldızın aktığının ilk işaretini verir. Adeta matematiğin dışında kelam ilminde de yıldızım der çıkışıdır bu.  Zaten böyle bir çıkışı hak çoktan hak etti bile. Çünkü ister dağın vadisinde ister ıpıssız çölde olsun hiç fark etmez ilimden taviz vermeyecek derecede neredeyse ilim uğruna yağmurla yarış edecek karakter abidesidir o. Şimdi gel de böyle azim ve kararlıkta ki bir karakter abidesi karşısında tazimde bulunma,  mümkün mü? Onu ilim yolunda durdurana aşk olsun. Bikere tâ baştan içinde büyük bir tufan kopmuştu onun, kim durdurabilirdi ki. Dedik ya içinde doymak bilmeyen uçsuz bucaksız öğrenme aşkı vardı. O hali ancak yaşayan bilir, yaşamayan bilmez elbet. Yaşayanlar çok iyi bilir ki o öğrenme aşkı tıpkı Mecnunun Leyla uğruna çöllere düştüğü aşk gibidir. O içinde bitmek tükenmek bilmeyen azimle hem dini hem astronomi alanında ki tüm ilimlerle iştigal olmakla ömür tüketecektir. Öyle ki ilim uğruna kendini sahralara attığında içine düşen o fırtınayı şöyle dile getirecektir: ?Ne olur hocama söyleyin eseflenmesin, asla buralara ondan usanmışlığımdan gelmiş değilim. Şayet meramımı dile getiremediysem halimi yedi kat göklerde ki yıldızlardan sorun. Sorun ki ruhum sadakta kalaraktan seher vaktinde güllerim solmasın.?

          İşte o bu duygular eşliğinde içinde ukde kalan bilgileri Kirman?da giderdikten sonra o yıldız tekrar ana kaynağına rücu edecektir, yani Semerkand?a kayacaktır. Evet, yıldız kaynağına kayar kaymasına da, ama halen hocasını çok üzdüğünün burukluğunu üzerinden atamamıştı.  Neyse ki boynu bükük vaziyette de olsa içinden ?Ah esirge sultanım, adavetini üzerimden kaldır? dercesine destur çekip öyle huzura girer. Zaten göz göze geldiklerinde Hocası Uluğ Bey?in dilinden sadır olan tek cümlelik söz:       

           ?Ey Oğul! Kirman'dan bana ne getirdin deyişi üzerindeki bütün ağırlığı almaya yeter artar da. 

         Tabii Ali Kuşçu bu sözler karşısında derin bir nefes aldıktan sonra içi rahatlayıp Hocasına şöyle der:

         ?Size Hall-ü Eşkâl-i kameri (ay?a ait ve ayın geçirdiği değişik evreleri ile ilgili risaleyi) getirdim.  

         Derken yuvaya dönüş böyle bir hediye ile gerçekleşir.  Uluğ Bey?in bu hediye karşısında gözü ışıldar, bundan böyle ülke dışına gidecek sefaret heyetine muhakkak ki onu da yanlarına dâhil edip öyle uğurlayacaktır. Ali Kuşçu?nun da canına minnet,  dış seyahatse dış seyahat,  hocasının dizinin dibinde kalmaksa kalmak hiç fark etmez her hizmete ve her emre amadedir artık. Ki, bundan böyle hizmet nimettir anlayışıyla hareket edecektir. Yaptığı hizmetlerin semeresini malum,  kendilerinden matematik ve astronomi dersi aldığı Hocaları Kadızade-i Rumi ve Gıyasüddin Cemşid?in vefatlarının ardından rasathane müdürlüğüne geldiğinde toplayacaktır. Hani derler ya ?önce hizmet sonra himmet? diye,  aynen öyle de hizmete talip olduğunda nimete kavuşur da. O artık bundan böyle yönetilen değil yönetendir, ama yöneticiyim diye ne yıldızların yücelerden kaymasına, ne de gecenin karanlığında renklerin sıyrılmasına duyarsız kalabilirdi. Duyarsız kalmakta ne söz,  bilakis önceliğini Yıldızlar katalogunu çıkarmak olacaktır. Derken Zîc-i Uluğ Bey?i, yani Zıc-i Güreganı?yı (Yıldızların hallerini belirleyen cetvel-astronomik tablolar) tamamlamak nasip olur da.

            İşte görüyorsunuz kendisi Rasathane müdürü olsa da ilim aşkı onun iç dünyasında hiç sönmeyen meşaledir. Zaten oldu olası, göklerin keşfini insanlığın idrakine sunabilmek arzu ve heyecanıyla yanıp tutuştu. Hiç şüphe yoktur ki gök kubbeye bakışı bizimki gibi değil,  onda bir bambaşkadır gök kubbe. Onun gibi bu uğurda bir ömür tüketmek gerekir ki göklerin keşfi nedir idrak edebilelim. Öyle ya,  bu dünyada avare avare gün geçirmekle gökyüzü keşfedilemezdi. Bilakis her mevsim gecenin karanlığında yıldızın mavilinde seyre dalıp ufuk penceresinden Yüce Mevla?dan içten yakarışla gök kapıları açılabiliyor.  Evet, her defasında hedefine ulaşmak amacıyla ellerini açtığında O?na sığınıp inceden inceye sessizce bir ağıt faslı başlatarak bu âleme dalacaktır.  Dikkat edin ayakların yerden kesildiği uçsuz bucaksız bir âlemden söz ediyoruz. . Dolayısıyla bu âleme dalmak her babayiğidin harcı olmasa gerektir.  İşte bu gerçekler ışığında W. Barlhod onun hakkında  ?15. asrın Batlamyus?u? demekten kendini alamamıştır. Hatta kendisi hakkında enginlere sığmaz dur durak bilmeyen deryayı umman dersek yeridir. Tâ ki hocası beklenmedik bir anda, kiralık katil Abbas tarafından hunharca hançerlendiğinde o an dona kalıp duraklayacaktır. Nasıl dona kalmasın ki,  acı ama gerçek bir hileyle Abbas?ı kiralayan Uluğ Bey?in oğlu Abdullatif Mirza?dır.  Artık Semerkand Uluğ Bey?sizdir (1449). O an gözü tabuta ilişir, son kez tutku gözlerle bakar ve içinden uzaklara gitme isteği bürür. Tabii hocasını ebedi istirahatgâhına uğurladıktan sonra kendini buralarda öksüz hisseder.  Sadece öksüz kalan Ali Kuşçu mu?  Aslında Uluğ Bey?in ölümüyle tüm Orta Asya öksüzdür. Bu yüzden pek çok âlim kolu kanadı kırılmış halde her biri tenha gurbetlere savrulurken Ali Kuşçu ise tam aksine tenha gurbetler yerine ver elini Mekke ve Medine diyecektir. İyi ki de ilk ziyaret yer olarak Mekke ve Medine?de karar kılmış, bu sayede Mescidi Nebevideki nübüvvet kokusu içindeki Hocasından ayrı kalmanın acısını alıp kendine getirecektir. Derken yerinden doğrulup tekrardan göklerin keşfine yol alacaktır.

          Kutsal toprakları ziyaret dönüşü konakladığı ilk mekân Tebriz?dir. Böylece Tebriz göklerin ışığını ağırlamakla bereketlenir de. Akkoyunlu Hükümdarı böylesi bir dehaya hürmette kusur eylemediği gibi elçilik görevi verir de. Hele ki o yıllarda Akkoyunluların Osmanlıyla olan ilişkileri pekte iyi sayılmadığını düşündüğümüzde çok yerinde bir görevlendirme olduğu anlaşılır.  Nitekim elçi olarak Fatih?in huzuruna çıktığında o an her ne oluyorsa aralarında adeta mürit mürşit ilişkisine benzer bir şekilde fena fiş yakınlık hâsıl olur da. Hazır yakınlık hâsıl olmuşken Fatih İstanbul?da kalma teklifinde bulunur. Tabii bu teklif karşısında kendine yakışır bir tavırla kendisini elçi olarak tayin edene karşı vefa borcunu ifa ettikten sonra ancak davetine icabet edebileceğini bildirir. Gerçekten de Fatih?le olan görüşmesindeki tüm detaylı bilgileri Uzun Hasan'a sunduktan sonra davete icabet edecektir. Derken Tebriz?den 200 kişilik bir heyet eşliğinde İstanbul?a bir yıldız akacaktır.

          İstanbul?a gelişi de bir acayiptir. Düşünsenize daha ayağının tozuyla buralara daha adım atar atmaz Ayasofya Medresesinin başına getirilerek onurlandırılacaktır. Üstelik Mirim Çelebi, Hoca Sinan Paşa, Molla Lütfi gibi bilge insanlarda derslerine iştirak edecektir.  Fakat kıskançlık bu ya,  bu maraz illet burada da kendine yer bulur. Yine de o hiçbir şey olmamışçasına astronomi ve matematikte alanlarında bildiğini okuyup Osmanlıya ufuk açmak için çaba sarf edecektir.  Üstelik hiç kimsenin kınayanın kınamasına aldırış etmeksizin yanlış hesaplanan İstanbul boylamının gerçekte 59 derece,  enleminin ise 41 derece 14 dakika olduğunu tespit ederek ufuk açacaktır. Tabii bunla da kalmaz keşfettiği güneş saatiyle, Risale-i Fi?l Hey?e (Astronomi risalesi), Risale-i Fi?l Fethiye, Risale-i Fi?l Muhammediye ve Risale-i Fi?l Hisab (üç bölümden oluşmuş matematik kitabı) eserleriyle de ışık saçmaya devam edecektir.  Düşünsenize 1473 yılında Akkoyunlularla olan savaş esnasında bile ilmi çalışmaları dur durak bilmediği gibi bu arada Fatih?e Fetih Risalesini ve matematiksel hesaplarla ilgili Fi?l Muhammediye eserini takdim etmeyi ihmal etmez.  Zaten takdim etmese de Fatih?in gözünde Ali Kuşçu sadece Orta Asya?nın emaneti armağan değil, Fethi-i Mübin?e karşılık şükrün edası Allah'ın lütfu armağandır.

       Evet, Allah?ın lütfü armağandır o.

       Peki, kendisi bilge armağan olurda, ardından armağan bırakmaz mı?  Şüphesiz ki, o ardından bir yandan telif eser ortaya koyarken diğer yandan da bilim tarihine not düşecek torunu Mirim Çelebi,  Hoca Sinan Paşa ve Molla Lütfi gibi ışık kandillerini yetiştirerek armağan bırakacaktır.

      Velhasıl; insanlık onun eserlerini okuyarak gökyüzüne uzandı, öteleri araladılar. Ararken de izini iz sürüp ay?ın bir kraterine Uluğ Bey, diğerine Ali Kuşçu adı vererek yâd edildiler. Şimdi onlar gönül tahtında ışık saçmakta.  

        Vesselam.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/650/goklerin-yildizi-ali-kuscu

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM