VAR OLDUĞUMUZU GÖSTERECEĞİZ, HEPSİ BU!..

Müslümanları öldüren düşmanın acımasız, vahşi saldırıları değil, onurlu, özgür insanlar olarak var olma coşkusunu kaybetmiş olmaksa, bu vahimden beter bir durumdur. Var oluş coşkumuzu artırmak için bir ümit, bir yol, bir çıkış olduğuna, olacağına inanarak ihtiyatlı yazıyorum. Hepten karamsarsak, umut kalmadıysa bu bütün bir ümmetin ölümü kabul etmesi anlamına gelir. Umudunu yitirmiş millet intihar etmiş, intiharı yaşıyor demektir. Eğer ümidimizi kaybetmediysek, kaybetmiyorsak bu inanç sayesindedir. İnanıyorsak ümidimiz var olmalıdır. İnanıyorsak ümidimizi çoğaltacak, ümidimizi güçlü tutacak, bileyeceğiz.

Ümit insana canlı atılım gücü, gayret verir. Devleti ve milleti ile Türkiye’nin böyle bir gayret içinde olduğunu görüyoruz. Gördüklerimiz dünyevi olarak ve kısa dönemde bizi istenen başarıya götürecek düzeyde olmayabilir. Yeterli ölçüde başarılı olamayışımızın gücümüzle, kuvvetimizle ilgisi yok değildir. Çetin bir düşmanla sınandığımız ayrı bir gerçektir. Çetin bir düşmanlık bizi daha akıllı, daha tedbirli, cesur, kararlı yapar. Doğru ama bu saldırganlar, düşmanlık haysiyetini bile yerle bir ettiler. Ama düşman alçak olunca, aşağılık, ahlâksız olunca, düşman gayri insani yollara, yöntemlere başvurunca o zaman ne diplomasinin, ne cesaretin tesiri oluyor.

Savaşmanın, öldürmenin bile bir kuralı, adabı vardı, vardır. Biz bu vahşi çapulcuları insan bellemiştik. Daha doğrusu içlerinde yüzde bir, binde bir insanlık kalıntısı varsa, o nokta birlikte bir anlaşma, uzlaşma zeminine imkân verir sanmıştık. İyi ama en ufak bir insani değeri, sınırı, ilkesi olmayanla nasıl savaşacak, nasıl konuşacak, nasıl diplomasi yürüteceksiniz? Adamların bir dediği diğerini tutmuyor. Yapıp ettikleri yalanı da geçti, yalanı aratır oldu. Yalan bunların yanında hakikat gibi duruyor. Bunlar güvenilmez, bunlar sahtekâr. Bunlarda duygu, merhamet yok. His ve algı melekelerini yitirmişler. Bu mutlak manada yozlaşma, yabancılaşmadır. Halep baştan sona yerle bir edildi, niçin? Bütün hastaneler, okullar, hemen her bir cadde, sokak, ev, ağır silahlarla, füzelerle vuruldu, neden? Halepliler, o el kadar çocuklar, yaşlı kadınlar, dedeler, topyekûn siviller size ne yaptı? Onların günahları nedir? Hangi davanın, hangi hesabın intikamını alıyorlar? Bu yapılan düşmanlık değil. Vahşet desem az kalır. Canavarlık. Bu yıkım, bu katliam canavarlığın da boyutlarını aştı. Kalplerinde en ufak bir titreme emaresi göremiyoruz. Materyalist anlayışın geldiği ruhsuzluğun son katı halini görüyoruz. Bizler o katı vicdanları yumuşatmaya çalışıyoruz.

Bunlar nezdinde sözün de, söylemin de bir etkisi yok, olmayacak. Obama bu anlamda gerçek bir düş kırıklığı yarattı. Belki de en kanlı kıyım yapan, en kanlı kıyımlara, yıkımlara onay veren başkan oldu. Putin’in ondan kalır yanı yok. Halep katliamının baş sorumlusu kendisidir. Dışişleri bakanı Lavrov Antalya’ya geldi. Çavuşoğlu ile bütün bu meseleleri görüştüler. Basın toplantısında söylediklerine bakılırsa hâlâ Esad’ı destekliyorlar ve inatlarından vazgeçmeyecekler. Halep’te teröristleri öldürmeye devam edeceklermiş. Üç yaşındaki çocuklar mı terörist? Teröristleri yok etmek için mi bütün bir Halep’i yerle bir ettiniz? PKK ve PYD DAEŞ’le müşterek hareket ederek Özgür Suriye Ordusuna karşı Halep’te birleşti. Birleşti dediysem ağız alışkanlığı. Onları her kanlı, kirli ilişkisinde kullanan Perde gerisindeki üst akıl nezdinde onlar zaten aynı amaçların militer güçleridir. Üst akıl Amerika’dır. Haçlı Siyonist ittifakının devletleri de yöneten aileleridir.

Üst akıl için bizim can olarak, canlı ve insan olarak böcekten farkımız yok. Mühürlenmiş, kararmış kalplerinin titremeye kapalı olması bundandır. İyi de bu gerçeği tespit etmek hangi derdimize çare olacak? Perde gerisinde kurgulanan asıl amacı deşifre etmek çözüm oluyor mu, olacak mı? İster öyle ister böyle düşünelim her halükârda bizim için ölüm takdir edilmiştir. Şu ya da bu düşünceye sahip olarak öldürülmüş olman onlar için önemli değildir. Ölü bir Müslüman, onlar için yaşayandan daha iyidir. İslâm ümmeti, ölümü bile kabul eder hatta ölümünü bekler tarzda kahredici bir atalet içinde gözüküyor.

Yakın cepheleri Suriye ve Irak olan çok yönlü saldırıların doğrudan kendi varlığına yönelmiş olanını Türkiye 15 Temmuz’da kahramanca püskürttü. O püskürtmeyle hızını alamayıp, şu an El Bab’a dayandı. Cerablus, ardından Dabık alındı. Ne oldu, kıyamet mi koptu? Menbiç’in etrafı asklerlerimiz tarafından sarılmış durumda. Duygusuz kalpleri tir tir titremeye başladı. Bu bize dönük bir yok etme saldırısı ise o zaman biz de kendi tarzımıza göre var olma savaşımızı vereceğiz. Dünyada ve ahrette, girmek için can attıkları cehennemle onları buluşturmanın zamanı geldi diye düşünüyorum. İdealler, ordular bunun içindir. Onur, gurur bunun içindir. Namusumuza, onurumuza uzattıkları kirli elleri feci bir şekilde kesilmelidir. Ülke olarak, bütün bir ümmet olarak, bugün değilse ne zaman.

Cihat bugün değilse ne zaman?

Kâfirler ve zalimler için cehennem bugün değilse ne zaman?

Onları insan sanıp alttan alınca azgınlaştılar. En çok da ihanetin yarası içimizi kanattı. Bütün düşmanlar, düşmanlarla birlik olma onuru ile kendi insanına saldıran alçaklar, ölümün bile kurtuluş olacağı cezaya çarptırılmalıdır. İhanetin, alçaklığın, zulmün üzerine yıldırım olup düşmeliyiz.

İkircikli, lümpen ve müphem kalplerin şimdiden bocaladığını hisseder gibi oluyorum.

Onlar bizim yok olmamızı istiyorlar. Biz ise sadece var olduğumuzu göstereceğiz, hepsi bu. Müslümanları öldüren düşmanın acımasız, vahşi saldırıları değil, onurlu, özgür insanlar olarak var olma coşkusunu kaybetmiş olmaksa bu vahimden beter bir durumdur. Var oluş coşkumuzu artırmak için bir ümit, bir yol, bir çıkış mutlaka vardır. Allah’a güvenen imkânsız kalmaz.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/604/var-oldugumuzu-gosterecegiz-hepsi-bu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar