OSMANLI’DA “PARALEL DEVLET” YAPILANMASI ve FEYZULLAH EFENDİ / 3.

Daltaban Mustafa Paşa’nın kellesi alındıktan sonra yine Feyzullah Efendi’nin tavsiyesiyle Râmi Mehmed Paşa sadaret makamına getirildi. İstanbuldaki parelel yapılanmadan haberdar olmayan II. Mustafa  sadrazama Şeyhülislâmın sözünden çıkmaması” tenbihliyordu. Yani padişahın gafleti had safhadaydı.

 Râmi Mehmed Paşa’nın da ilk işi Feyzullah Efendi’nin nüfuzunu kırmak için kolları gizliden sıvamak oldu. Hazırladığı plana göre olay sadece Şeyhülislâm ve çevresindekilere karşı düzenlenmiş iken içten içe oluşan tepkilerin etkisiyle padişaha karşı bir hareket haline dönüştü. Râmi Mehmed Paşa ve Moralı Damad Hasan Paşa’nın hazırladıkları plan gereği önce Cebecibaşı Boşnak İbrâhim Ağa’nın tahrikiyle harekete geçen cebeciler, gecikmiş ulûfelerini isteyerek direnişi başlattılar (17 Temmuz 1703). Kısa süre içinde yeniçerilerin ve medrese talebelerinin de katılmasıyla büyük bir isyana dönüşen bu direniş, daha sonra tüccar ve esnafın katılımı, Ağakapısı’ndaki mahpusların salıverilmesiyle bütün İstanbul’a yayıldı. Bu arada isyanı bastırmak isteyen Feyzullah Efendi’nin adamı Sekbanbaşı Murtaza Ağa öldürülüdü. Feyzullah Efendi ve oğullarının, hatta bazı devlet adamlarının  evleri yağmalandı. Bostancıbaşı Mehmed Ağa’nın direnişten vazgeçerek isyancılara katılması ayaklanmanın saraya da sıçramasına yol açtı.

Yüksek dereceli devlet görevlerine yeni tayinler yapıp sadrazamlığa Söhraplı Ahmed Paşa’yı, Şeyhülislâmlığa İmam Mehmed Efendi’yi getiren âsiler, isteklerini ulemâdan oluşan bir heyetle Edirne’ye bildirmek istediler. Bu heyet Feyzullah Efendi’nin emriyle Havsa’da tutuklanarak Eğridere’ye gönderildi. Başlangıçta gelişen olaylardan haberi olmayan, sonradan İstanbul Bostancıbaşısının gizlice gönderdiği raporla durumu öğrenen II. Mustafa İstanbul’dan gelen heyetin tutuklanmasına çok kızdı. Bu yüzden vezîriâzamı azarlayınca Râmi Mehmed Paşa padişaha, “Şeyhülislâmın emrinden çıkmamasını” tavsiye ettiğini hatırlattı. Buradan anlıyoruz ki Rami Mehmed Paşa Feyzullah Efendi’ ile onun metodları ile mücadele ediyordu.

İstanbul’dan Edirneye gelen II. Mustafa’nın annesi Rabia Gülnuş Sultan ilk defa devlet işlerine karışarak isyancıların haklı olduğunu, Feyzullah Efendi’nin “devlet içinde devlet kurduğunu” ve daha birçok şeyi ayrıntılarıyla anlattı. II. Mustafa, Feyzullah Efendi konusunda ilk defa gerçeklerle yüzleşiyordu.  Onu huzuruna çağırarak azlettiğini ifade etti. Hocası olarak Mustafa’nın her zaafını bilen Feyzullah Efendi kendisi ve oğullarının Varna üzerinden Erzurum’a gitmelerine yardımcı olmasını istedi ve bunu temin etti.

II. Mustafa zordaydı,  İstanbul’daki muhaliflerle uzlaşma yollarını aramaya başladı. Fakat isyan kontrol edilemez bir hale gelmiş, hatta Râmi Mehmed Paşa bile zor duruma düşmüştü. Gönderdikleri heyetin yakalanması, isyancıların yeni hedefini saltanat makamına yöneltti. Zira II. Mustafa’nın azledilmiş Şeyhülislâm Feyzullah Efendi’ye gönül alıcı bir hatt-ı hümâyun vermesi bu azlin görünüşte olduğu kanaatini uyandırıyordu.

Yeniçeri, cebeci, topçu, bostancı ve çeşitli esnaf gruplarından oluşan 60.000 civarındaki isyancı kuvvetler, Dorucan Ahmed’in öncülüğünde Edirne’ye doğru harekete geçti. II. Mustafa ise Edirne’de bir yandan savunma tedbirleri alırken bir yandan da yeni hükümet teşkiliyle meşguldü. İstanbul’dan yola çıkanlar Silivri’ye gelince II. Mustafa’nın küçük kardeşi Ahmed’i tahta geçirmeye karar verdiler. Bunun üzerine II. Mustafa, Edirne’deki birlikleri Çakırcı Hasan Paşa kumandasında Çorlu’ya sevketti. Ancak Hasan Paşa İstanbul kuvvetleriyle çarpışmadan geri çekildi. Serasker olarak tayin edilen Sadrazam Râmi Mehmed Paşa ise Havsa civarında İstanbul kuvvetlerine karşı siperler hazırlamakla meşguldü. Daha sonra askere cesaret vermek düşüncesiyle II. Mustafa’yı buraya getirtti. Böylece Osmanlı ordusu İstanbul ve Edirne kuvvetleri diye ikiye ayrılmış oldu. Fakat kısa süre içinde Edirne kuvvetlerinin İstanbul’dan gelenlerle birleşmesi üzerine bu ikilik ortadan kalktı, II. Mustafa da tahtı kardeşi III. Ahmed’e bırakmak zorunda kaldı. Bunun üzerine başta Sadrazam Râmi Mehmed Paşa olmak üzere öteki hükümet erkânı kaçarak her biri bir yere gizlendi.

Feyzullah Efendi ölümün nefesini ensesinde hissetmeye başlamıştı. Edirne Sarayı’na yerleştirdiği adamlarından imdat istedi,  kendisi ile beraber Varna’ya kadar gelmelerini teklif etti. Gidişatı gören hiç kimse buna yanaşmadı. Feyzullah ve Fetullah Efendi atlanıp  şafak vakti Varna’ya doğru kaçmaya başladılar. Arkasından ihtilalcilerden Karakaş Mustafa idaresindeki bir süvari takımı peşlerine düşüp atlarını topukladılar... Baba ve oğlu Varna yakınlarındaki Pravadi köyünde kıstırıp ele geçirdiler, çırılçıplak soyarak, kırbaçlayarak, hakaretlerle Edirne'ye getirildiler.

Burada baba-oğul üç gün mallarının nerede olduğunu öğrenmek için işkenceye tabi tutuldularsa da bu soruşturma sonuçsuz çıktı. İlmiye sınıfından oldukları için idam edilmeleri geleneksel olarak imkansızdı. Bunun üzerine sanal olarak Fezullah Efendi Kandiye Sancakbeyi; oğlu Fethullah Efendi Alacahisar Sancakbeyi yapılıp böylece ilmiye sınıfından çıkarıldılar. Yeni Şeyhülislam  Mehmed Efendi idamları için fetva verdi.

II. Mustafa son gece Feyzullah ve Fetullah Efendi’yi hücreden çıkarttırıp huzuruna çağırttı. Elleri ve ayakları zincirliydi, üstlerinde sadece içdon vardı. Saç sakal uzamış, perişan bir haldeydiler. Sultan onlara din siyaset ilişkileri konusunda özlü bir konuşma yaptı ve isyancılara teslim etti.

3 Eylül 1703'de ihtilalciler Feyzullah ve Fetullah Efendi’yi teslim alıp dışarı çıkardılar,  iki uyuz beygire bindirip “Bit Pazarı”na getirdiler... Kalabalık arasında saatlerce işkenceye tabi tutuldular ve sonra orada başlarını gövdelerinden ayırdılar. Başları mızrağa geçirildi   sonra cesetlerin ayaklarına ipler bağlatıp başlarında buhurdanlar ve kandiller taşıyan papazları ile 300 kadar Hristiyan tarafından şehir sokaklarında sürüklettiler. Cesetleri Tunca Nehri'ne atıldı.

Osmanlı Devleti içinde paralel bir yapılanmaya girişen Feyzullah ve Fetullah Efendilerin iktidarları ne kadar şaşalı ise sonları da o kadar kötüydü. Daha sonra İstanbulda çocuklarının ve kayın biraderlerinin üzerindeki bütün arsalar, köşkler, malikaneler ellerinden alınarak hazineye devredildi, suça ortak olanlar Girit Adasına sürgüne gönderildi.

15 Temmuz 2016’da Feyzullah ve Fetullah Efendi olayını bilmeyen, yeni kuşaklara öğretmeyen Türkiye Cumhuriyeti “II. Fetullah Darbesi” ile yüz yüze geldi... Ders alınmadığı için tarih yeniden tekerrür ediyordu.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/594/osmanlida-paralel-devlet-yapilanmasi-ve-feyzullah-efendi-3.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar