OSMANLI’DA “PARALEL DEVLET” YAPILANMASI ve FEYZULLAH EFENDİ / 2.

II. Mustafa tahta çıkışından sonra hocası Feyzullah Efendi’yi İstanbula çağırarak Şeyhülislamlığa getirdi. Erzurum’da sürgün yıllarında durum muhasebesi yapan Feyzullah bu defa hatalarından ders almış ama yükselme hırsı daha da güçlenmiş bir psikoloji ile görevine başlayacaktır.

Osmanlı’nın sefere çıkan sona padişahı II. Mustafa tahta çıkışından üç gün sonra yapacağı  işleri anlatan bir “Hatt-ı hümayun” yayınlar. “Zevk sefa ve rahatı kendimize haram eylemişiz” diyerek atalarının fetihlerini örnek alacağını ifade eder, Edirne’de kalarak ordunun savaş hazırlıklarını bizzat denetler. Tahta çıktıktan sadece beş ay sonra, 30 Haziran 1695’te 1. Avusturya seferine çıkar ve üstün başarılarla döner. Bu seferden bir yıl sonra 2. Avusturya seferinde Avusturya ordusu ile Ulaş Savaşı’nı kazanır.

Sultan II. Mustafa bu başarıların getirdiği moralle 20 Mayıs 1697’de 3. Avusturya seferine çıkar. Bu defa talihi yaver gitmez ve Osmanlı ordusu Senta’da ağır bir yenilgiye uğrar. 30.000 askerini,  paşalarının yarıdan fazlasını kaybeden sultanın hayalleri yıkılmış olarak Kasım 1697’de Edirneye gelir. Zevk ve şatafatı çağrıştırdığı için İstanbul’a dönmek istemez ve Edirne Sarayı’na yerleşir. Toplanan divanda yeni seferler için askeri hazırlıkların bizzat başında olacağını, kendini zafere adadığını belirten bir konuşma yapar. Bu konuşmasında İstanbul’u hocası Şeyhülislam Feyzullah Efendi ve Sadrazam Amcazade Hüseyin Paşa’ya emanet ettiğini açıklar.

Sultan II. Mustafa’nın Batı seferleri sırasında Şeyhülislam Feyzullah Efendi bir ilki başlatır. Devlet protokolünde daha önceleri sadrazam, padişahın sağında, solunda ise şeyhülislam bulunurdu. Feyzullah Efendi Sultanın hocası olduğu için sağ yanı bir bakıma işgal eder... II. Mustafa da ona duyduğu saygıdan dolayı bunu kabullenir. Padişahın sağ yanı ikinci adamlığın tescilidir.  Sadrazam Amcazade Hüseyin Paşa İstanbul yolunda atını Feyzullah Efendi’nin atından öne sürdüğünde ilk ikazı alır ve bu durum pek hoşuna gitmez.

***

Feyzullah Efendi İstanbul’a gelişinden sonra büyük oğlu Fetullah’ı  daha 25 yaşında iken Selanik Kadısı ve kısa süre sonra da Rumeli Kazaskeri tayin ettirir. Hatta Osmanlı tarihinde  bir ilk olmak üzere oğlu Fethullah Efendi’nin kendinden sonra şeyhülislâm olması için padişahtan bir ferman alır.

Feyzullah Efendi, müderrislere baskı yaparak ortanca oğlu Mustafa'ya iki yılda medreseyi bitirtir. Sonra da ona Selanik Kadılığı ve Anadolu Kazaskeri payesiyle Mekke Kadılığı ve en sonunda Anadolu Kazaskerliği makamlarını verir.

Daha 14 yaşında olan üçüncü oğlunu Anadolu Kazaskeri payesiyle Bursa Kadısı yapar ve 12 yaşında olan dördüncü oğlu İbrahim’i Rumeli Kazaskeri payesiyle Yenişehir Kadısı tayin ettirir. Feyzullah Efendi artık dizgini azıya almıştır. Kendisine bağlı olanlardan yüzlerce kişiye Erzurum, ŞamHalep ve diger yerlerin mukata gelirini malikane olarak tahsis ettirir.

İstanbul Kadılığı ile Anadolu ve Rumeli Kazaskerlikleri Feyzullah Efendi’nin oğulları tarafından işgal edilmiş olduğundan terfi ve tayinler yapılamıyor bu da yüksek dereceli ulema arasında büyük bir hoşnutsuzluğa ve tepkiye sebep oluyordu. Feyzullah Efendi’nin ayrıca Dârüssaâde ağalığı, silâhdarlık, Edirne bostancıbaşılığı gibi yüksek saray görevlerine kendi adamlarını yerleştirip padişah üzerindeki nüfuzunu arttırması saray çevresini de huzursuz etmeye başlar. Edirne’de neler olup bittiğini takip için Edirne Sarayı’nda padişahın en yakınına kendi adamlarını yerleştirir. “Devlet içinde paralel bir devlet” kurarken kayın biraderleri Abdullah ve Selman’ın üzerine aldığı yalılara cariyeler yerleştirip harem kurar, zevk ve sefaya dalar. Padişaha hediye olarak gönderilen cariyeler haremdeki eğitimini tamamladıktan sonra bu yalılara yerleştiriliyordu. Devletin bütün damarlarına girecek şekilde kadrolarını yerleştirmesi Feyzullah Efendi  devlet içinde devlet kurdu, artık Osmanlı yok Feyzullah Hanedanlığı var” sözleri İstanbul’dan Anadolu vilayetlerine dalga dalga yayılıyordu.  Padişah II. Mustafa üzerindeki etkisi yüksekti. Bu yüzden İstanbuldan Edirne’ye giden şikayetçi heyetleri sonuç vermiyordu çünkü Edirne Sarayı’ndaki Feyzullah’ın adamları, heyetleri padişahın huzuruna çıkartmıyordu.

Sadrazam Amcazade Hüseyin Paşa adeta Feyzullah Efendi’nin oyuncağı olmuştu. Kanunsuz atamaların yanısıra medrese, cami, sebil yaptırmak için hazineden çektiği paralar ile harcamalar arasında büyük farklar olduğunu seziyordu. Feyzullah Efendi ve yakınlarının servetindeki inanılmaz artışları İstanbul bürokrasisi görüyor ama II. Mustafa bir türlü göremiyordu.

Sadrazam Hüseyin Paşa önceleri “uyum” adına sessiz kaldığı Feyzullah Efendi hakkında giderek sesini yükseltiyor, padişaha ilettiklerinin sonuçsuz kaldığını görünce İstanbul’daki devlet erkanına bunları naklediyordu. Feyzullah Efendi’ye ilk karşı duruş, Sadrazam Hüseyin Paşa’nın çocuğu olmadığı için evlatlık alıp büyüttüğü Kıblelizade Ali Bey’den geldi. “Mîrâhûr-ı evvel” (Padişahın at ve deve bakıcısı) Ali Bey hemen Feyzullah Efendi’nin adamları tarafından alınarak tutuklandı. II. Mustafa’nın yakın akrabası sultan ile uygunsuz ilişkiye girdiği iftirası ile o tarihte İstanbul Kadılığına getirilen büyük oğul Fethullah Efendi tarafından yargılanıp yargılanıp idam cezasına mahkum edildi.  Ali Bey boğularak öldürüldü.

Bu üzüntüye dayanamayan Sadrazam Hüseyin Paşa da önce sadaret makamını bıraktı, üç ay sonra da Silivri’deki çiftliğinde öldü.

Ali Bey’in idamı ile Feyzullah Efendi bir taşla üç kuş vurmuştu. Hem Hüseyin Paşa, hem Ali Bey’den kurtulmuş, sarayın namus bekçisi rolü ile de Padişah üzerindeki etki ve güvenini arttırmıştı.

Hüseyin Paşa’nın vefatından sonra Şeyhülislamın tavsiyesi üzerine sadrazamlığa kaba ve cahil bir adam olan Daltaban Mustafa Paşa getirildi.

Daltaban Mustafa Paşa bu görevde devam etmek için Feyzullah Efendi'nin isteklerini yerine getirmesi gerektiğini anlamıştı. Zaten Sultan 2. Mustafa kendine arz edilen sadrazam ve divan telhis ve tahrirlerini Şeyhülislamla görüşülmeden huzuruna getirilmesini kabul etmiyordu. Devlet ve hükümetin uygulayacağı her politika ve göstereceği her faaliyet için Feyzullah Efendi'nin görüşlerinin ve düşüncelerinin alınmasını istemekteydi.

Daltaban Mustafa Paşa her ne kadar Feyzullah Efendi'nin gösterdiği yolda gitmeye kararlı ise de; taşralı olması ve İstanbulluların hareket ve davranışlarını anlayamadığı için kaba, haşin ve sert mizacı dolayısıyla devlet erkanı tarafından sevilmiyordu. Hatta II. Mustafa bile bu kaba, haşin tavrından tedirgin olmaya başlamıştı.  Feyzullah Efendi'nin oğlu Fethullah Efendi, Sadrazamın çalışma yeri olan Paşa Kapısına gelince onu kapı önünde karşılardı; Feyzullah Efendi gelince arabanın önüne geçerek ta binek taşına kadar gitmesini sağlamaya başlamıştı.

Mustafa Paşa cahil biri olduğu için Feyzullah Efendi’nin hesapları tutmadı. Devlet erkânının dolduruşuna gelip o da sesini yükseltmeye başlayınca “Kırım Hanı'nı padişaha karşı tahrik etmek” suçuyla 24 Ocak 1703'te görevinden azledildi, üç gün sonra da boğularak öldürüldü. Mustafa Paşa’yı ölüme mahkum eden yine Fethullah Efendi idi. Baba işaret ediyor, oğul infaz ediyordu. Sadrazam’ın idam edilmesi askeri sınıfı, özellikle kapıkulu ocağını aksi yönde etkiledi, İstanbulda huzursuzluk iyice artmaya başladı. Feyzullah Efendi’nin parelel devletine İstanbul’daki dip dalgası giderek büyüyordu.

(Devamı Var)

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/582/osmanlida-paralel-devlet-yapilanmasi-ve-feyzullah-efendi-2.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar