ÖMER LÜTFİ METE

Ömer Lütfi Mete, bu fani dünya’dan ayrılalı uzun yıllar olmuş meğer. Tam yedi yıl önce bugün, 18 Kasım 2009 günü kendini o sonsuz ve ebedi “Yâr’a” bırakmış ve Türk sinemasının, edebiyatının, medyasının ve fikir dünyasının “deli yürek’i” ansızın eyvallah demişti hepimize.


Tam olarak koskoca yedi yıl geçmiş.

Nice baharlar, nice zemheriler ve nice yazlar ve hazanlar geçmiş ardından. Mevsimler birbirine yaslanmış, aylar birbirini çekiştirmiş, günler günleri kovalamış. Onu da unutmuş vefasız yüreğimiz, onu da hiç olmamışlar arasına atıvermişiz.

Oysa Ömer Lütfü Mete bu ülkenin namuslu kalemlerinden belki de en önde gelenlerinden biriydi. O aynı zamanda bağrı yarık bir Türk Milliyetçisi ve Alperen’iydi. Bu memlekete sevdalı coşkulu bir deli yürekti!

Belki de en çok vefayı hak edenlerin başında Ömer Lütfi Mete gelir!

Onu ne de çabuk unuttuk?


Ne zaman böyle vefasızlıklara şahit olsam, içimde bir umut daha sönüyor gelecekten yana, insanlıktan yana, vefadan yana. Yüreğime kara bir çizik daha atıyorum sanki. Kalbimin aynasında bir parça daha kırılıyor.

Ömer Lütfi Mete Ağabey bu kadar mı çabuk unutulacaktı?


Özellikle de birlikte birçok projeye imza attıkları Necati Şaşmaz, Raci Şaşmaz gibi  “Kurtlar Vadisi” ekibiyle, “Deli Yürek” dizisinin başrol oyuncusu Kenan İmirzalıoğlu gibi diğer önemli oyuncuların bu kadar çabuk onu unutuvermeleri bana çok hazin geliyor!


Bu Derviş yürekli, mert karakterli, destansı şair ve senaristten daha kaç tane var? Başka var mı? Sinema diline “Deli Yürek dizisinde ” “Kuşçu”,  Kurtlar Vadisinde “Ömer Baba”  tiplemesiyle, arifane ve dervişane bir üslup yerleştiren odur. Bu toplumu hikmetli sözlerle buluşturan, gâh Yunus gibi mülayim, gâh Alperen kavlince cesur ve savaşçı bir tarzın babasıydı Ömer Lütfi Mete.


Ömer Lütfi Mete sadece bir sinemacı değildi.


Edebiyatımıza da çok önemli eserler kazandıran usta bir kalemdi. 12 Eylül dönemini anlattığı “Çığlığın Ardı Çığlık” romanı belki de dönem eserleri içinde en iyi ve en detaylı eserlerden birisidir.

Bendeniz kendisini ilkin Ahmet Kabaklı Hocanın Türk Edebiyatı Dergisinde tanıdım. Dergide “Sanat Fidanlığını” yönetiyordu. Ara ara şiir ve yazıları da neşredilirdi. İlk gençlik yıllarımın önemli kahramanlarından birisidir Ömer Lütfü Ağabey.

Büyük bir yazardı, senarist idi. Bunu cümle alem bilir.


Bir de şairliğini zikretmek lazım sanırım.


Şiirlerinde farklı ve çok uzaklardan, müphem diyarlardan esintiler taşıyan bir üslup vardır. Kelimeler dünyası sıra dışıdır, kullandığı dil kesinlikle sokağın değildir. Şairliği denince de ilk akla gelen ve şiir severlerce çokça bilenen “Gülce” şiiri gerçekten de sonuna kadar Ömer Lütfi Mete’dir.



“Uçurumun kenarındayım Hızır
Ulu dilber kalesinin burcunda
Muhteşem belaya nazır
Topuklarım boşluğun avucunda
Derin yar adımı çağırır
Dikildim parmaklarımın ucunda
Bir gamzelik rüzgâr yetecek
Ha itti beni, ha itecek
Uçurumun kenarındayım Hızır
Civan hazır
Divan hazır
Ferman hazır
Kurban hazır”



Bu şiir ve bu kelimeler ülkesi Ömer Lütfi Mete’nin kişilik adresidir aslında.

Gazeteciydi, kalemi namus sayan, hak bildiğini, doğru bildiğini söylemekten asla sakınmayan dosdoğru bir ehl-i kalemdi. Memleketi Rize’de kısa bir süre edebiyat öğretmenliği yapmasının ardında hep medyada oldu, basının önemli gazetelerinde her kademede görev yaptı. 

Her alanda kalem oynatsa da bir ilginç özelliği de spor yazıları yazması yanında spor yorumları da yapmasıydı. Türk basınında edebiyatçı kimliğiyle spor yazan bir Ömer Lütfi Mete’yi bir de Türk hikâyeciliğinin aksakalı Mustafa Kutlu’yu bilirim.


Ömer Lütfi Mete ile Türk basınında da, sinemasında da, edebiyatında da civanmertliği gördü Türk insanı. Büyük insanlar vardır hani yere göğe sığdıramadığınız, tek kusur görmediğiniz. Ömer Lütfi Mete de kendisini yakından tanıyanlar için öyleydi, gerçekten büyüktü, sözüyle, özüyle, mizacıyla, fikirleriyle bir tefekkür ve dava adamıydı.


Şimdi onu edebiyat ve basın tarihi yorumlayacak.


Bir zamanlar fikir ve eserlerinden dolayı etrafında bulunan insanlar da elbette günün birinde bu vefasızlığın bedelini ödeyeceklerdir.
Uçurumun kenarında Hızır bekleyenlerimiz hızla çoğalırken, Ömer Lütfi Mete’ler azalırken, vefa, değergamlık can çekişirken bir yanımız derin yarların dibinde en efkârlı ölümlere yatacak.


Vefalı olmak çok mu zordur gerçekte?


Çok mu güçtür sevdiklerimizi hatırlamak, onları zikretmek, gidenleri hayırla anmak, kalanlara itina göstermek, nezaket ve nezaheti hayatın kalbine zerk etmek bu kadar mı zordur?


Oysa unutulmak acıdır. Ama unutmak daha acı ve daha kötü bir duygu olsa gerektir.


Boş işlerin peşinden rüzgâr gibi koşturan ruhumuzu ve bedenimizi helak ederken, zamanımızı fütursuzca harcarken, günleri ertelerken unuttuğumuz bir şey var. Zaman bizim değildir. Ömür değiniz şey de sınırsız değil. Vefa artık çok pahalı bir meziyet, bulana aşk olsun!
Yıllar önce aramızdan ayrılan Ömer Lütfi Mete bunları görseydi eminim ki Kurtlar Vadisi’ndeki Ömer Babaya vefa üzerine, unutmak ve unutulmak üzerine bir kitap dolusu hikmetli sözü söyletirdi.


Vefa göstermek güzeldir, latiftir, hoştur, huzurludur, tatlıdır, sükûnludur.

Emin olunuz.

Allah gani gani rahmet eylesin, ruhu şad mekânı cennet olsun!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/569/omer-lutfi-mete.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Ahmet Ersagun
18.11.2016 19:22
Teşekkürler Meryem hanım.Vefanıza ve de namuslu ,yerli bir Aydın'ı hatırladığınız ve de hatırlattığınız için.
Ahmet Ersagun
18.11.2016 19:23
Teşekkürler Meryem hanım.Vefanıza ve de namuslu ,yerli bir Aydın'ı hatırladığınız ve de hatırlattığınız için.
Ali YILDIZ
18.11.2016 21:51
büyüklerimin bu şekil güzel yazılar yazması toplumu umutlandırdığını ve özünü bilen kalemlerin var olması bizleri daha da güçlü kılıyor.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar