YENİ BİR MEZHEPLER SAVAŞI KAPIDA MI?

Mezhep, İslam dininde farklı görüş veya içtihatlara dayalı olarak bazı değişik anlayışlara sahip olmasını ifade eder.

Mezhepler, din içerisinde değişik düşünce sistemlerini ihtiva eder. Her ne kadar kendi içlerinde sistemli bir düşünce geliştirmiş olsalar da, mezhepler dinin bir çeşit yorumunu temsil ederler. Hiçbir mezhep kendi başına dini temsil etme yetkisini kendisinde göremez.

İmam Suyutî bizlere, Tabiin döneminde taklit edilen on mezhebin varlığını haber vermektedir. Daha sonraları bu mezheplerin bağlıları kalmamış, Ehl-i Sünnet diye nitelendirilen ekolde dört büyük müçtehidin mezhepleri günümüze kadar gelebilmişlerdir.

Şüphesiz İslam’da ilk ortaya çıkan mezhep Şia’dır. İlk çıkışı siyasi olmakla beraber daha sonları fikhî mezhep hüviyetine de bürünmüştür.

Tarih, çok keskin olmasa da İslam dünyasında mezhepler arasında zaman zaman çekişmelere ve savaşlara şahitlik etmiştir. Özellikle Şia ile Ehl-i Sünnet mezhebi arasındaki çatışmalar, mezhebi anlayışın bir devlet politikasına dönüşmesinden sonra olmuştur.

Aslında mezhepler arasındaki çatışma yalnızca Şia ve Ehl-i Sünnet mezhebi arasında olmamıştır. Zaman zaman Ehl-i Sünnet mezhepleri arasında da çatışmalar olmuş, bu uğurda kan da dökülmüştür. Çünkü bazıları, kendi mezheplerine bir din anlayışıyla bağlanmıştır. Öyle ki, “başka mezheplerden olanlara kız verilemez” fetvası bile verilmiştir.

Ehl-i Sünnet mezhepleri arasındaki çekişme ve çatışmalara, başta Melikşah olmak üzere Selahaddin Eyyûbî ve Nureddin Zengî’nin gayretleriyle son verilmiş ve Müslümanlar arasında sosyal barış sağlanmıştır. İlk kez Melikşah, Hanefi ve Şafiî mezheplerini bir arada okutan bir medrese kurdurmuş ve bizzat kendisinin vefat ettikten sonra oraya gömülmesini vasiyet etmiştir. Böylece bir arada ders yapan mezhep mensupları, birbirlerinden çok da farklı görüşlere sahip olmadıklarını fark etmişlerdir.

Aynı dönemde yaşamış olan Selahaddin Eyyûbî ile Nureddin Zengî de, faklı mezheplerin bir arada eğitim gördüğü medreseler inşa etmekle bu sosyal barışın tesisinde büyük gayret göstermişlerdir. Daha sonra dört mezhebin bir arada okutulduğu medreselerin kuruluşuna şahitlik etmişiz.

Benzer bir uygulamayı Şia ile diğer Müslümanlar arasında başlatmak mümkündür aslında. Her ne kadar uzun bir tarihin beslediği Ehl-i Sünnet ile Şia arasındaki soğukluğu gidermek zor olsa da, bu tamamen başarılamaz anlamına gelmez.

Çok farklı düşünen ve farklı dinlere mensup ülkeler ve kültürler arasında yakınlaşmanın mümkün olduğu çağımızda, İslam mezhepleri arasındaki buzları eritmek de pekâlâ mümkündür.  Değişik mezheplerin aynı çatı altında eğitim gördükleri eğitim ve öğretim kurumlarını günümüzde de hayata geçirmek zor değildir. Böylece mezheplerin birbirlerinden temel konularda ayrılmadıkları, ayrıldıkları füru konuların bir çatışmaya ve savaşmaya değer olmadığını görmüş olacaklardır.

Günümüzde özellikle Musul ve Telafer üzerinden yeniden bir mezhep çatışması körüklenmek istenmektedir. Bu çatışmanın, bu kez Şia ile Ehl-i Sünnet arasında çıkarılması planlanmaktadır. Hasdi Şabi denilen Şiî örgüt, bu iş için özel hazırlanmış ve dizayn edilmiş görünüyor.

Başta Türkiye olmak üzere diğer İslam ülkeleri, İran ile zaman kaybetmeden diplomatik görüşmeleri sıklaştırıp bütün İslam âlemini yakacak olan bu alevi tez elden söndürmenin yoluna bakmalıdırlar. Aksi takdirde Ortadoğu’da yıllarca sönmeyecek bir ateş yakılmış olacak, yine ölen ve parçalanan Müslümanlar olacaktır.

Tarih bize göstermiştir ki, günümüze kadar İslam devletini temsil eden anlayışlar, İran coğrafyasına hâkim veya uzlaşma içinde olduklarında rahat etmişlerdir.

Bu süreçte de mutlaka İran ile uzlaşmanın yolu aranmalı ve bulunmalıdır. Ne pahasına olursa olsun İran’ın bir batı kartına dönüşmesine engel olunmalıdır. Zira İran, Batı’nın değil bizim bir parçamızdır…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/529/yeni-bir-mezhepler-savasi-kapida-mi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar