MÜLTECİ DEĞİL MUHACİR!

Eklenme Tarihi: 01.11.2016 10:04:56 - Güncellenme Tarihi: 29.03.2020 20:40:46

Dil, bir milletin temel yapı taşlarındandır. Ve o milleti bir arada tutan ana unsurların başında gelir. En küçük topluluklardan en büyük milletlere kadar, ortak dil, simge ve sembollerle iletişim kurar; düşüncemizi, hüznümüzü, sevincimizi bu ortaklığımız aracılığıyla aktarır, iletiriz. Hatta evrensel bir gerçeklik olan beden dili dahi, bazı unsurları itibariyle toplumdan topluma değişiklik arz eder.

Türkiye olarak, ?gönül coğrafyamız? dediğimizde, Türk dünyası ile İslam coğrafyasındaki ülkeleri düşünür ve Türkiye?nin sınırlarını aşan çok büyük bir aileden söz ederiz. Her biriyle etnik ve dini anlamda temel ortaklıklarımız olduğu için de, iletişim süreçlerimiz içerisinde ortak kavramlar, nesneler ve olaylar bağlamında paylaşımlarda bulunuruz.

Bu girizgâh ile nereye varmak, ne anlatmak istiyorum?

Hemen söyleyerek, sizi de yormayayım, sözü de?

Türkiye?de yaşayanlar olarak bizler, sözlüklerimizde ve konuşmalarımızda yer alan birtakım kelimelerin her birini özbeöz Türkçeymiş gibi kabul etsek de, biliriz ki, bunların bir kısmı İngilizce, Arapça ve sair dillerden dilimize dâhil edilmiştir.

Öyle ki, yaşadığımız çok hızlı değişim ortamında geliştirilen teknoloji ve üretilen araç gereç bile, çaktırmadan bize bir ?dil? dikte eder. Ve farkında olmadan bir süre sonra, imeyil (e-mail = e-posta), ?menşın etmek? (mention = anmak, söz etmek), ?forvırd etmek? (forward = yönlendirmek) gibi devekuşu kelime ve kavramlarla iletişim kurmaya başlarız. Ne Türkçeden Türkçe, ne de İngilizceden İngilizce? Burada açık ve net bir teknolojik dayatma söz konusudur ve biz bu dayatmaya biraz da gönüllü boyun eğeriz; dilin, bir millet için ne anlama geldiğini yeterince idrak edemeyerek.

Bu bağlamda, başta Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere olmak üzere, küresel egemenlerin dünyanın her bölgesinde her şeyden önce dilleriyle işgal eylemi gerçekleştirdiklerini biliyor ve en güçlü devletleri bile dillerinden çözmeye başladıklarını hatırlıyoruz. Bakınız; şehrinizdeki bilumum özel işletmeler ve kuruluşların isimleri. Berberden giyim mağazalarına, pastaneden lokantaya?

Başka bir dayatma biçimi de, yukarıda iki cümleyle anarak geçtiğimiz gönül coğrafyamız hakkında konuşurken ve bizatihi kendileriyle iletişim kurarken karşımıza çıkar. Birçok konuda ve farklı araç gereç vasıtasıyla... Dil, isimler, kelimeler ve kavramlar marifetiyle?

?..

Son yıllarda içerisinde bulunduğumuz coğrafyada yaşanan çok büyük tarihsel gelişmelere bağlı olarak, bu ülkelerle hem birebir hem de onlarla ilgili olarak, dünyanın başka devletleri ve ülke birlikleriyle yoğun iletişim halindeyiz. Amerika, İngiltere, Almanya ve Fransa gibi sahnedeki devletler; Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği ile kısa adı NATO ve UNESCO olan üst yapılar başta olmak üzere?

Bir de, bu devletler ve üst yapılarla ilişkimize sebep olan konular var. Dünya barışı, ekonomi, bölgesel ve küresel güvenlik, insan hakları, çocuk hakları vs. vs. vs. Bir türlü çözüm bulun/a/mayan? Çözümler konusunda herkesin bir şeyler bildiği, ancak çıkarlar bir türlü kenara bırakılamadığı için sonuç alınamayan.

İşte Suriye?

Beş yılı geçen bir süre zarfında oluk oluk kanın aktığı, evlerin değil şehirlerin yerle bir olduğu, yüzlerce binlerce ocağın söndüğü, geleceklerin kaybolduğu, ?yarını olmayanların geleceği belli olmayan ülkesi?. O güzelim Şam?ın, Halep?in hâmîsi Suriye?

Hastanelerinde doktor kalmamış; yiyecek ekmeğe, içecek suya muhtaç; başını sokacak iki göz bir ev şöyle dursun, üzerine alacağı bir tek battaniyeden mahrum Müslümanların ülkesi. Adı kara yerden gelesice bir diktatörün küresel sahiplerinin patronajında, mezhep temelli olmak üzere, kardeşi kardeşe kırdırdığı komşu ve kardeş ülke.

Ne var ki, onlarca yıldır dünyaya kan kusturan egemenler, sadece bu acı manzarayı oluşturmakla kalmayarak, dikte ettikleri algı ve emrettikleri dil ile de, bu mazlum ülkede yaşayan kardeşlerimizle, açık adıyla söyleyelim, din kardeşlerimizle olan bağımızı yıpratmaya ve mümkün olduğunca koparmaya çalışıyorlar. Acımasızca, arsızca?

Öyle ki, inanç kardeşliğinin ne olduğu ta asr-ı saadette yani Kutlu Rehberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) döneminde anlaşılır ve yaşanılır biçimiyle gösterildiği halde, bugün bizler bu doğrudan habersizmişçesine Suriyeli kardeşlerimize adeta Fransız kalıyoruz.

Oysa nasıl bir kardeşlik örneği sergilemişti değil mi, Medineli ensar, Mekkeli muhacir kardeşlerine karşı? Neyi var neyi yok bölüşüvermişti, o güzeller güzeli Nebi?nin kutlu öğüdü üzerine. Kucak kucağa, omuz omuza halka oluvermişlerdi O?nun etrafında. Birlikte sohbet etmiş, birlikte sevinmiş, birlikte gülmüş, birlikte dövüşmüşlerdi. Acı hepsinin acısı, sevinç hepsinin sevinciydi.

Bugün yaşananlara bakarak o günleri görebilmek zor, çok zor ne yazık ki?

Bırakınız ekonomik olarak geri planda olanları, bir eli yağda bir eli balda olanlar bile, ?ama canım onlar da? vb. cümlelerle, sanki ekmekleri ellerinden alınmış gibi mızıkçılık yapıyor mızmızlanıyor. Rızkın Allah?tan geldiğine inanmıyormuşçasına?

Hadi bundan da geçtim? Bir de ?mülteci? denilmiyor mu? Nasıl ve ne kadar üzülürsen üzül, kahrolursan kahrol! Tam da küresel zalim sistemin istediği, dahası emrettiği gibi... Onların bakış açısından algılama, onların penceresinden isimlendirme. Sanki uluslararası bir kuruluş adına konuşuyor, uluslararası bir bildiri sunuyormuş gibi.

Mülteci değil onlar, ülkemizden iltica hakkı talep etmiş de değiller. Aziz Türkiye?ye koşa koşa gelen muhacir kardeşlerimizden başkası değiller. Türkiye?nin anlamını ve gönül sınırlarının uzunluğunu çok iyi bildikleri için geldiler. Belki bazılarımızdan daha iyi bilerek, ?Türkiye? isminin ne anlama geldiğini?

Yapmayın! Yapmayalım ne olur!

Hiçbir zorunluluk içinde olmadığımız konuşmalarda ve yazılı ortamlarda bari kadîm kardeşliğimizin hakkını verelim ve ?mülteci? değil, ?muhacir? olarak isimlendirelim onları. Öyle de seslenelim, sesimizle ve beden dilimizle?

Dünyayı ve konumuz olduğu üzere Suriye?yi kana bulayan küresel zalimlerin diliyle konuşarak, ?mülteci? olarak tanımlamayalım ve seslenmeyelim ?muhacir? kardeşlerimize.

İnanın böylesi daha doğru, daha insani ve daha kardeşçe olacak?

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/524/multeci-degil-muhacir

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

18.08.2019 Fenerbahçe, Kahır Sezonu ve Ötesi
12.07.2019 Önce İnsan, Sonra Doktor
09.06.2019 Fransa?yı üzdük Hakan!
27.05.2019 İnsan Tercihlerinin Ürünüdür
06.05.2019 Şehir Kimliği ve Halk Kütüphanesi
17.04.2019 Kütüphaneler ve İnsan İsrafı
25.03.2019 Kütüphanecisi olan kütüphaneler?
04.03.2019 Fenerbahçe?nin yakın geleceği?
12.02.2019 Mevzu futbol ise, insanlık teferruat mıdır?
07.02.2019 Kadın erkek el ele, hedef daha güçlü Türkiye!
26.01.2019 Fenerbahçe?yi yazamamak!
04.01.2019 Kütüphaneciler, kütüphanelerin ve arşivlerin kalbidir!
25.12.2018 Ersun Yanal kötü gidişe dur diyebilecek mi?
18.12.2018 Her şeyi bilenler çağı!
29.10.2018 Koku'ttu gitti!
21.10.2018 Fenerbahçe?den tarihi başarı: 9'da 9
09.10.2018 Eğitimde doğru çıkış kütüphanesiz bulunamaz!
27.09.2018 Aynen aynen, sıkıntı yok!
21.09.2018 Fener sönüyor!
07.09.2018 Kütüphaneciler olmadan asla!
20.08.2018 Süper Lig'e hoş geldin Ankaragücü
18.07.2018 Fransa bileğinin hakkıyla ve alkışlarla
14.07.2018 Tebrikler Belçika
03.07.2018 Japonya'ya saygı gecesi
01.07.2018 Arjantin efsanesi ve Messi feneri
25.06.2018 ?Yeni Türkiye Dersi? başlıyor!
19.06.2018 Fenerbahçe için umudun adı: Ali Koç
04.06.2018 Fenerbahçe?de bir dönemin sonu!
27.05.2018 Ramazan: Müslüman için tefekkür zamanı
16.05.2018 6. Ulusal Yayın Kongresi'nin ardından
29.03.2018 Kütüphaneler, arşivler ve işi ehline vermek
18.03.2018 Yeni bir derbi ve yine bir kandırmaca!
21.02.2018 Terim Etkisi Değil Terin Etkisi Esas Olmalı
31.01.2018 Üç Artı Bir İmparator ya da İmparator Kime Denir?
27.12.2017 İNTERNET İCAT EDİLDİ, EDEBİYAT "BOZULDU"
12.12.2017 İSTİKÂMET YAŞAYAN KÜTÜPHANELER!
21.11.2017 ÇOCUK KÜTÜPHANELERİ ÇALIŞTAYI
14.11.2017 KÜTÜPHANECİ YETİŞTİRİLMESİN O HALDE!
31.10.2017 KİTAPLAR, KÜTÜPHANELER VE ÇOCUK CIVILTILARI
17.10.2017 ZAFERİMİZLE ÖVÜNEBİLİRİZ!
10.10.2017 AMPUTE DEĞİL CESUR YÜREK MİLLİ TAKIMI
07.10.2017 MİLLİ TAKIM: EL ELDE BAŞ BAŞTA
24.09.2017 TÜRK FUTBOLU KAYBETTİ
14.09.2017 BEŞİKTAŞ'I İZLEMEYE DEVAM
12.09.2017 KÜLTÜREL MİRAS, KÜTÜPHANELER VE BURSA
03.09.2017 LUCESCU?NUN YANLIŞ İLİKLENMİŞ DÜĞMELERİ VE MİLLİ TAKIM
28.08.2017 FENERBAHÇE GÜNÜ KURTARDI
25.08.2017 FENERBAHÇE NEREYE?
22.08.2017 BİLGİSİZLİĞİN FATURASI AĞIRDIR!
15.08.2017 SON AĞAÇ KURUDUĞUNDA
08.08.2017 YİNE DE BEŞİKTAŞ, YİNE BEŞİKTAŞ
01.08.2017 ÖLÜNCE BÖYLE ÖLMELİ İNSAN
18.07.2017 VATANINI EN ÇOK SEVEN?
15.07.2017 METİN DOĞAN GAZİDİR
05.07.2017 GÂVURLUK YAPMAK!
05.06.2017 GÖZ GÖZ GÖZTEPE NİHAYET SÜPER LİG?DE!
30.05.2017 BEŞİKTAŞ AŞKLA VE ALKIŞLARLA ŞAMPİYON
19.05.2017 LİYAKAT OLMADAN GELİŞME OLMAZ!
02.05.2017 SEVERKEN ÖLDÜRMEK
25.04.2017 FUTBOLDA KALİTENİN ADI: BEŞİKTAŞ
11.04.2017 BİLGİYE ?EVET?, BİLGİSİZLİĞE ?HAYIR?
07.04.2017 BAĞCILAR?DA HER GÜN KİTAP, HER GÜN KÜTÜPHANE!
14.03.2017 EŞEKLİ KÜTÜPHANECİDEN BİSİKLETLİ KÜTÜPHANECİYE
08.03.2017 III. MİLLİ KÜLTÜR ŞÛRASI VE KÜTÜPHANECİLİK
22.02.2017 NAM-I DİĞER ATOM KARINCA
14.02.2017 BİR ÂLİM ÖLDÜ DİYELER?
08.02.2017 ALKIŞLAR MEDİPOL BAŞAKŞEHİR?E
30.01.2017 KÜTÜPHANELERDE GEÇEN KIYMETLİ ÖMÜRLER
18.01.2017 FETÖ'CÜLER VE KUL HAKKI
12.01.2017 ÇILDIRIYORSUNUZ DEĞİL Mİ?
03.01.2017 TERÖR, AMERİKA, İŞBİRLİĞİ VE FETÖ
28.12.2016 KRONİK KÖTÜMSERLİK SENDROMU
21.12.2016 ŞEHİDİNİZDEN MEKTUP VAR
13.12.2016 VATANA AİDİYET BİLİNCİ
06.12.2016 DEVLETTE ?TOPYEKÛN- YENİDEN YAPILANMA
28.11.2016 DIRK ADVOCAAT KANARYAYI KANATLANDIRIRKEN?
22.11.2016 YAN AMERİKA YAN!
13.11.2016 MİLLİ MAÇIN PSİKOLOJİK ANALİZİ
08.11.2016 DARBE İĞRENÇLİĞİN DİĞER ADIDIR
01.11.2016 MÜLTECİ DEĞİL MUHACİR!
25.10.2016 İŞ VERDİNİZ DE ÇALIŞMADILAR MI?
18.10.2016 KÜTÜPHANESİZ ÜNİVERSİTE YA DA BURÇSUZ KALE
11.10.2016 HER GÜN KİTAP, HER GÜN KÜTÜPHANE!
04.10.2016 LİYAKAT ODAKLI YENİDEN YAPILANMA
27.09.2016 15 TEMMUZ DEMOKRASİ MEYDANI
20.09.2016 BİR FENERBAHÇE YAZISI
06.09.2016 VATAN İÇİN NÖBETTE KALMAK
16.08.2016 VATAN İÇİN NÖBETTE OLMAK
09.08.2016 MİLLETİ KALBİNDEN VURMAK
02.08.2016 BİZ KİMİZ SORUSU ÜZERİNE YENİDEN DÜŞÜNMEK
26.07.2016 YENİDEN ÇANAKKALE RUHU
19.07.2016 YENİDEN YAPILANMA ZAMANI
12.07.2016 FATURAYI KİM ÖDEYECEK?
05.07.2016 BAYRAMI GÖSTERMEYEN MİLLİ FUTBOL TAKIMIMIZ
28.06.2016 TÜRK USULÜ FUTBOLLA BURAYA KADAR
21.06.2016 BU KARNE KİMİN?
14.06.2016 HADİ ASLANIM HADİ KOÇUM!
07.06.2016 ÖNCE DÜŞÜNCE SONRA HAREKET