MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR

Eklenme Tarihi: 30.10.2016 23:25:08 - Güncellenme Tarihi: 17.02.2020 03:34:15

         Cebir ilmi (matematik) o'nla dirildi adeta. Dirilince etrafımızın matematik eğrileriyle çepeçevre kuşatıldığını idrak ettik. Ansızın yere bırakılan bir taşın düz çizgi oluşturduğunu, havaya atıldığında çekim kanunun etkisiyle parabol bir eğri boyunca düştüğünü fark ettik. Bu arada gökyüzünü renklendiren gezegen, ay ve suni uyduların yörüngelerinde seyreylerken elips şeklinde süzüldüklerine şahit olduk. Meğer üzerinde yaşadığımız dünyanın stabil (durağan) ve düz bir eğri değilmiş,  bilakis Samanyolu galaksisinin matematik programına dahil gravitasyon etkiyle küre biçimi bir dünyadır. İşte onun sayesinde Evrende var olan tüm çekim kanunların varlığını matematiğin dili sayesinde çözer hale geldik.  Ve bu çözme noktasında tüm insanlığa ufuk açan idrak dehamız, hiç kuşkusuz ismi cebir ilmiyle (matematikle) özdeşleşen Harezmî?den başkası değildir.  Derken insanlık onu Cebir ismiyle anacaktır hep.  Sanmayın ki matematik deyince sadece Cebir akla gelir,  onun şahsında pek çok medeniyetin doğuşu akla gelir.  Çünkü o medeniyetlere ışık kaynağı olmuş dehamızdır.  İşte nedenle,  asıl adı Muhammed bin Musa El Harezmî olan Cebir dehamızı ne kadar ansak azdır. Evet,   o büyük deha şahsiyetin matematikte gösterdiği o eşsiz buluşları olmasaydı dünya bugünkü konuma gelemezdi. Nitekim teknolojik gelişmelerin kökeninde matematiğin ve bilhassa Cebir tarafından keşfedilen sıfır rakamının çok büyük payı vardır. 

          Cebir,   ilk eğitimini doğduğu topraklarda almıştır. Öğrenim gördüğü süre içerisinde bir anda dikkatleri üzerine çeken isimdir.  Nasıl dikkat çekmesin ki,  tâ şanı Bağdat?a ulaştığında devrin Abbasi halifesinin davetine mazhar olur bile. Madem devrin halifesi davet etmiş, davete icabet etmek gerekti.  Zaten davete icab ettiğinde halife tarafından tahsis edilen kütüphanenin (Hafız-ı Kütüplük)  birim amiri olur da. Aslında kütüphane idareciliği onun açısından ilim yolunda ilk sıçrama basamağıdır. Bir zaman sonra yine halife tarafından Bağdat?ta inşa edilen Beyt?ül Hikme?nin başına getirildiğinde da ilk işi yabancı eserleri tercüme faaliyetine koyulmakla ikinci basamağı sıçrar.  Şu da bir gerçek, Beyt?ül Hikme tercüme faaliyetine yönelik mekânın ötesinde onun şahsında devrin en büyük kütüphanecilik faaliyeti olarak işleve kavuşur. Kaldı ki Cebir; işini kütüphane faaliyetleriyle sınırlı tutmaz, gerektiğinde evini bilimsel araştırmalar için de kullanır.  İyi ki de böyle bir âlim Harezm?den Bağdat?a davet edilmiş, bu sayede Bağdat İslam dünyasında şanına şan katıp ilim yolunda en gözde merkezlerden biri olur. Tabii böylesi bir ilim merkezine can kurban, Bağdat Cebir gibi ilmi şahsiyeti bağrına basmakla kalmamış el üstünde tutmuştur. Zaten Halife Me?mun böylesi bir âlime değer verip sahip çıkmakla ilerisinde meyvelerini toplar da. Nitekim Bağdat geçirmiş olduğu altın devirlerin akabinde onca kayıplar yaşamasına rağmen bugün olmuş halen hafızalarımızda hep üniversal ilim merkezi olarak biliriz.  

          Düşünsenize Mehdi ve Harun Reşit dönemlerinde başlayan Yunan eserlerinin Arapçaya çeviri faaliyetleri, Me?mun döneminde büyük ölçüde yerini pozitif bilim ve felsefeye bırakmakla bu alanda büyük bir boşluk giderilmiş olur. Tabii ilim koşuşturması Bağdat?la sınırlı kalmaz, Şam?da ki devrin en ünlü âlimleriyle birlikte önce Sincar ovasına, oradan da bir başka ilim heyetiyle Hindistan?a kadar uzanır. Zaten gittiği her mekânda her iki ilim heyetine eşlik etmenin yanı sıra heyetin başkanlığını da üstlenmiştir. Hatta Sincar?da konakladıklarında bir derecelik meridyen yayı ölçümünü gerçekleştirmekle bu yolculuğun sıradan bir sefer olmadığını göstermiştir. Hindistan?a vardığında da sıfır rakamını bulmakla bir anda dikkatleri üzerine çekmesi bir yana kıyamete kadar matematiğin Piri olarak anılmasına yeter artar da. İşte bu yüzden İtalyan Girolamo Cardano, Cebir hakkında; ?Dünyanın en büyük on iki düşünüründen biridir? demiştir.            

        İlim tarihine şöyle göz attığımızda matematikle ilgili kitap yazma şerefi de ona has bir zişan. Nitekim onun ?El-Kitabü?l Muhtasar Hesabi?l Cebri Ve?l Mukabele? adlı eseri cebir ilminin sistematik bir metotla sunulabileceğinin ilk işaretidir. Bu eser sadece matematiğin işaret dilini çözmemiş, bunun yanı sıra fıkıhta geçen bir takım ticari ve mirasla ilgili mevzuların nasıl izah edilebileceğini matematiksel rakamlarla gösterileceğine kaynak teşkil eder.  Malumunuz miras ayetleri öyle mantık yürüterek açıklığa kavuşturulacak türden ayetler değildir. Dolayısıyla sıfır rakamının keşfiyle birlikte fıkhı hesaplamalarda büyük ölçüde kolaylıklar sağlanmıştır. İşte Harezmî bu anlamda sıfırın keşfine dek Yunanlılardan kalma ilkel türden cebir hesaplamalara son vermekle kendi cebirsel metodolojisini ortaya koyarak damgasını vurur. Böylece gerçek anlamda İslam dünyası için çok önem arz eden miras hukukunun doğru mecrasında seyretmesine vesile oldu. Artık matematik bundan böyle hem ilim adamlarına yol gösterici kaynak,  hem de kâinatta var olan kanunlarla konuşmanın aracı bir kitap haline gelir. Öyle ya, Allah madem kâinatı bir hesap ve plan üzerine yaratmış, o halde rakamsal hesabın dünyaya bakan çehresi cebirse (matematik), hiç kuşkusuz ahrete bakan yüzü de hesaba çekileceğimiz mizan terazisidir. Değim yerindeyse cebir ilmi vesilesiyle hiç ölmeyecekmiş gibi rızık için dünyevi hesap yapmak gerektiğini,  yarın ölecekmiş gibi de Salih amel muhasebesi (hesabı) yapmak gerektiğini idrak ederiz. Muhasebe yapalım ki hem dünyamız hem de ahretimiz heba olmasın. Yeter ki, rakamların dilini hem belleğimizde, hem de yüreğimizde hissedelim, bak o zaman muhasebe yeteneğimiz gelişeceği muhakkak.

          Evet, Cebir,  hem doğuyu, hem batıyı aydınlatmış dehamız. İşte böyle bir aydınlık güneşi dehamız sayesinde birçok ilim adamı matematiğin diline de vakıf olup ilmi çalışmalarda maskara olmaktan kurtulmuştur.  Bilhassa o?nun değerini bizden çok batı dünyası daha iyi farkına varmış olsa gerek ki;  16. asra kadar Harezmî?n yazdığı Cebir?i okullarında ders kitabı olarak okutmuşlar da. Peki ya biz? Maalesef Cebir?in kıymetini bilmediğimiz o kadar net açık ki, batıya ait sandığımız ?Algebra? ibaresinin Arapça El-Cebir ya da el Harezmî isminin bir başka matematiksel söyleniş biçimi olduğunu fark edememişiz. Oysa batılılar ?Harezmî? ibaresini önce Latince Algoritma (algorithm) diye telaffuz etmişler, sonra Algorisma demişler, en nihayetinde de Fransızca Augrisme (Augrime) ve İngilizce Augmini şeklinde dillendirmişlerdir. Sonuçta hangi kavramlarla ifade edilirse edilsin, bilinen bir gerçek var ki; el Harezmî?n cebiri batı bilim dünyasında kaynak eser olarak kabul görüp tüm matematik öğretiler bu temel üzerine kurgulanmıştır. Bu sayede batılı ilim adamları kâinatta var olan cisimlerin özüne dalıp matematik programının şifrelerini çözmüşlerdir. Derken artık gelinen nokta itibariyle matematik bilgisinden yoksun bir heykeltıraşın bile gerçek anlamda heykeltıraş olamayacağı kanaati hâsıl olmuştur.

        Sadece bu kanaat heykeltıraşçılar için mi söz konusu, elbette ki hayır, ekonomistinde tutunda mühendisine kadar hemen her meslekten insanın bugünkü konumunu Cebir?in matematikte açtığı sayısal çığıra borçludurlar.

         Malumunuz,  insanoğlu eşya ile haşir neşir oldukça önce el ve ayak parmak sayısının 20 olmasından hareketle parmak hesabına ulaşıp rakamı keşfetmiş. Tabii tarihi süreç ilerledikçe Babiller?de parmaklarını tozlu levhalar üzerine gezdirip birtakım şekiller elde etmişlerdir.  Eski Romalılar ise bu şekiller üzerinde abak sistemine  (I, II, III, V, IV, VI, C, M vs.)  dayalı bir hesap yöntemi keşfedip kâğıt üzerine geçirmişlerdir. İşte parmak hesabı, tozlu levha, abak sistemi ve ondalık (desimal)  sistem derken (0) ve (1) ikili hesap yöntemine geçiş gerçekleşir. Bu geçiş aynı zamanda bilgisayar (computer) keşfini beraberinde getirecektir. Belki de Cebir?in attığı o ilk adım, ya da o ilk hamle olmasaydı bugün ciltler dolusu bilgilerin bilgisayarın hard diskinde (0) ve (1) ikili yöntemle birçok işleme tabii tutulduğundan söz edemeyecektik. Artık gelinen nokta itibariyle devasa bilgiler bilgisayarın belleğinde saklı tutulmakla kalmayıp, aynı zamanda veriler ikili sistem halinde hesaplanır konuma gelmiştir. Böylece Sibernetik çağın eşiğine geldikte.

 Hâsıl-ı Kelam Cebir,  Bağdat?a hayat verdi, yaşasaydı daha da verecekti. Ne var ki,   tarihler 850. yılı gösterdiğinde her fani gibi o da Bağdat?ta Hakka yürüyecektir.  Ama o Hakka yürümenin ardından 9. asırdan bu yana tüm insanlığa matematik yönden hocalık yapmakla insanlığın hafızasında halen yaşamakta, yaşayacakta.

         Vesselam.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/521/matematigin-piri-cebir

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM