TÜRKİYE'M MARŞI'NIN YETİK OZAN'I DİLAVER CEBECİ

Türkiye’m şiirini kıymetli sanatçımız Mustafa Yıldızdoğan yaklaşık 24-25 sene önce besteledi.

Aradan çeyrek asır geçmiş. O vakitler yüreğimizi kanatlandıran bu destansı ezginin bugün adeta bir marş gibi bütün Türkiye’de çalınıp söylenmesi bilenler için ne düşündürücüdür… Türkiye yoluna baş koyanlar yine bilirler ki bu şiirin Dilaver Cebeci adında bir şairi var.

Bendeniz bu eseri önce bir şiir halinde görmüştüm.

İlk gençlik yıllarımda evimizin kitaplığında bir gün “Hun Aşkı” adlı resimli bir şiir kitabı görmüştüm. Dilaver Cebeci’yi işte o gün tanımıştım.

Dilaver Cebeci…

Türk şiirinin Alperen sesi, Türk Edebiyatının Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebisi.   O zamanlar Türkiye Gazetesinde yazıyordu. Mizah dolu yazıları inceden inceye dokundurup, hem düşündürüyor hem de tefekkür ettiriyordu…

Bazen rahmetli Ahmet Kabaklı Hoca’nın Türk Edebiyatı Dergisinde şiirleri yayınlanıyordu. Dilaver Cebeci’nin şiirlerinde bambaşka bir tat, çok farklı bir tını vardı. Ta Atilla’dan sökün edip gelerek Göktürklere, Karahanlılara, Selçuklulara ve en son Osmanlıya selam duran, son Türk Devleti Türkiye Cumhuriyetine otağ kurup oturan bir Türk Beyini buluyordunuz bu içli şiirlerde.

Onun şiirlerini hafızama kazımam böyle oldu…

Onun sözü, onun şiiri onun tarzı ve üslubu çok başkaydı. En fazla üzerimde iz bırakmış şair diyebilirim kendileri için. Dilaver Cebeci, geçmişin o büyülü fısıltısını hemen hemen bütün şiirlerinde bize yeni baştan dile getiren bir şairdir.

“ Şu dumanlı doruklarda

Boz şahinler uçmaz gayrı,

Gözelerden ağu çıkar

Alperenler içmez gayrı.”

Yalın kılıç kuşanıp İ’lay-ı Kelimetullah için uçmağa varmış Alperenlerin gidişi değil midir bizi böyle çaresiz koyan,  kanatlarımızı kıran.

“Hani mavi denizlerin

Üç kıtada nal izlerin

Kör mü oldu şu gözlerin

Çaşıtları görmez gayrı”

Dilaver Cebeci’yi çocuk yaşta tanıdım lakin yetişkin birisi iken yüz yüze yakından tanışma imkânım oldu. 2008 yılı kışıydı. Türkiye Yazarlar Birliği “Dilâver Cebeci Ustaya Saygı” çerçevesinde bir program düzenlemişti. Konuşmacı olarak rahmetli şairimiz Olcay Yazıcı, Mehmet Nuri Yardım, İstanbul İLESAM Başkanı Cafer Vayni ve bendeniz vardık…

Dilaver Cebeci de Kızlarağası Medresesindeki Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul şubesine gelmişti. Yanında kıymetli eşleri Ayla Abla da vardı. Bendeniz “Hun Aşkı” ile başlayan tanışıklığımı ve Dilaver Cebeci hayranlığımı anlattıkça karşımda oturan Dilaver Cebeci Ağabeyin gözlerinin dolduğunu görüyordum.

Çok mutlu olmuştu. Nitekim uzun yıllardır yaşadığı kaza sonrası tedavi görüyordu. Ağır yaralanmış ve bildiği her ne varsa unutmuştu. Okuma yazmayı bile eşi Ayla Abla yeni baştan kendisine öğretmişti. O talihsiz yılları sanırım en iyi anlatan da yine bir şair olan kıymetli sanatçı Ali Kınık olmuştur:

“ Sen ki ta burçlara çıkan şairsin

Sen ki yağmurları yakan şairsin

Sen ki sarp dağları yıkan şairsin

Haydi Ustam, haydi doğrul kurbanım!

Hem şairsin, hem ülkücü, hem adam

Hem ustamsın, hem yoldaşım, hem atam

Ben kimim ki seni sözle anlatam

Haydi Ustam, haydi doğrul kurbanım”

Bu duygu dolu şiiri de okumuştum. Program sonrası defalarca teşekkür etti. “Sık sık yanıma gel güzel kızım” deyişini hiç unutmuyorum. Maalesef bu programdan beş ay sonra 29 Mayıs 2008 günü Dilaver Ağabey Hakk’a yürüdü.

Türkiye’m şairini kaybetti. Bizler Alperen Ağabeyimizi, yetik ozanımızı….

Dilaver Cebeci, sıra dışı bir şairdi, şiirlerinde söylenmemiş, duyulmamış imge ve söylemler vardı. Türk dilinin has bahçesinden Türk’e dair içli şiirler devşiren bir bilge ozandı.

Onun duruşu çağları aşan bir duruştu.

“Bana sen yoksun, Sen öldün diyorlar

Bu kör acuna inat yedi iklimdeyim

İçim içime sığmıyor, maytaplardan deliyim

Bir bayrak dalgalansa yüceden

“Hadi” dese birisi

Peşindeyim vallahi peşindeyim…

Dilaver Cebeci şiirlerindeki her tını her ses insan ruhunu binlerce sene öteye ve beriye götürüp getiren çok farklı bir ezgiye sahiptir. Bu gâh yoğun bir aşkın gâh derin bir metafiziğin sarkacından sizler de nasibinizi alırsınız:

“ Yesrip bahane bir kitaba sığınıyorum

Dağda, ovada, badiyede okuduğum hep elif

Elif diyorum Sitare, sineme elif çekiyorum

“Ah mine’l aşk-ı ve halatihi”

Çok eski bir gerçektir bu biliyorum”

Dilaver Cebeci, bazen şiirinin burcunu öylesine farklı ve dolambaçlı yönlere çevirir ki şaşırır kalırsınız. Bütün coğrafyalar arz-ı endam eder gözlerinizde ve ruhunuzda. Merhum şairimiz Olcay Yazıcı onun için şöyle der:

“ Dilaver Cebeci, Tanrı Dağı ve Hira Dağından ılık bir rüzgâr gibi eserek geldi ve gönlümüzün sultanı oluverdi”

“Yağı “hurra” deyip hücum edende

Türk’ün Türk’e küseceği çağ mıdır?

Yüz bin değer yıkılırken bir günde

Türk’ün Türk’e küseceği çağ mıdır?”

Dilaver Cebeci Müslüman Türk’ün öz sesidir.

Türkiye’m şiirini bütün Türkiye bilir de neden Dilaver Cebeci’yi bilmez ayrı bir derttir düşünülesi lakin bir hakikat var ki o da kendisinin bu ülkenin yüz akı olduğu gerçeğidir.

“Başbuğa Mektup” şiirinde merhum Alpaslan Türkeş’e seslenir:

“Benim kalemimden kan değil süt damlıyor

Geceler boyu böyle geleceği emziriyorum

Kahrolayım, sevmedim ülküden başkasını

Bir de seni çok seviyorum.”

Dilaver Cebeci en verimli çağında yaşadığı o talihsiz trafik kazası öncesinde yazdığı birbirinden kıymetli eserleri bile onu ölümsüz kılmaya yetecek sayıda ve güzelliktedir.

“ Hun Aşkı, Devranname, Mavi Türkü, Şafağa Çekilenler, Büyü, Ve Sığınırım İçime, Kandahar Dağlarında Sabah Namazı, Sitare, Seyranname vb.”

Dilaver Cebeci’yi bilmeyen Türk’ü de bilemez, türkü de söyleyemez.

O bütün varlığını Türk İslam Ülküsüne hasretmiş vefalı bir Türk Milliyetçisidir:

“ Dört yaman sızım var inceden ince

Vatanca, Bayrakça, Törece, Dince

Ay yıldızın ışığını görünce

Arsız otlar çürüyecek Bozkurdum

Tanrı Türk’ü koruyacak Bozkurdum.

Türkçenin bu mert yürekli ve vakar sahibi şairine Allah’tan rahmet diliyoruz. Ruhu şad, mekânı uçmağ olsun inşallah…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/496/turkiyem-marsinin-yetik-ozani-dilaver-cebeci.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Mert
20.10.2016 12:43
Muhteşem bir üslup ve yazı. Teşekkürler Aybike Hanım.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar