BOSNA BİZE EMANET

Yıl 1990. Bosna savaşının en şiddetlisinin yaşandığı tarihte Bosna’ya gitmiştim. Halil Birzina isimli bir komutan’ın beni çağırttığını söylediler. Aliya İzzetbegoviç’in en güvendiği komutanlarından imiş. Türkiye onlar için çok önemli idi. Bunu yaşayarak öğrendim. Bosna savaşında medrese mezunu imam ve komutan Süleyman Çelikoviç’in misafiri olarak Kakani’de bir evde kalıyorduk. Hemen gittik. Savaşta büyük kahramanlıklar gösteren Müslümane Brigade Tugayı’nın komutanlık odasında beni karşıladı. Beni görünce “Nerde kaldınız?” dedi. Türkiye’yi bekliyorlardı yardım için. Türkiye ise Bosna’ya hiç yardım etmiyordu. Mahcup olduğumu görünce sırtımı sivazladı ve “şaka yaptım” dedi. Gerçekten utanmıştım. Onları neden yalnız bırakmıştık. Neden yanlarında yer alamamıştık. Bize Fatih’in emaneti değiller miydi? Ama eski Türkiye işte. Şimdi olsa böyle mahcup olur muydum hiç?

Bilge kral Aliya İzzetbegoviç’in Bosnası. Vefat etmeden önce tüm mazlum Müslümanlara sahip çıkan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a “Bosna’yı önce Allah’a sonra size emanet ediyorum” demişti. Bu ne anlama geliyordu? Bosnanın destan lideri Aliya’nın bu sözlerinde ne gibi bir endişe yatıyordu veya ne gibi bir anlam yatıyordu?

İsterseniz bunun nedenini Aliya İzzetbegoviç’in savaşta en güvendiği komutanlarından Nakşibendi şeyhi Halil Birzina’dan dinleyelim.

Aliya İzzetbegoviç’in vefatının hemen akabinde Sarayova’ya kabrini ziyarete gittim. Ziyaret sonrasında Halil Birzina’nın Sarayova’da yaşadığını öğrendim. Kapısında “Nakşibendi Tekkesi” yazan kapıdan girdiğimde kendimi Osmanlı diyarında hissettim. Sanki İstanbul veya Bursa’da bir dergahtaydım. Tam bir Osmanlı dergahı’nın geniş odasına girdiğimizde karşıda oturuyordu. Elini öpmek istedim ama öptürmedi. Çünkü biz Türkiye’den geliyorduk. Türkiye onlar için çok değerliydi. Müridanına bunu gösteriyordu. Savaşta Zenitsa’da kendini ziyaret ettiğimi hatırlatınca, hemen tanıdı. O gün orada İstanbul’da üniversitede okuyan bir Boşnak genç vardı. Türkçesi mükemmeldi. O gün tercümanlığımızı yapmıştı. Şeyh Halil Birzina Boşnakların meşhur Türk kahvesi ikramından sonra anlatmaya başladı.

Boşnakların ilk evliyalarından (Allahualem) Bosnevi hazretleri bir rüya görür. Sabah kalktığında müridanını rüyayı anlatır ve yorumlar. “Rüyamda sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem ashabıyla beraber teşrif etmişlerdi. Yanında Hazreti Ebubekir, Hazreti Osman ve Hazreti Ali radıyallahu anhum vardı. Ama Hazreti Ömer radıyallahu anh yoktu. Ömer devlet demektir. Bu rüyadan anladım ki bu topraklar kıyamete kadar Müslüman kalacak ama devleti olmayacak.”

Halil Birzina bu menkıbeyi anlattıktan sonra dedi ki; “Biz ancak sizin eyaletiniz olabiliriz”. Bu ibretli rüyayı anlattıktan sonra bizi dergahın salonuna davet ettiler. Bizim için manevi bir ziyafet sofrası kurulmuştu. Baş köşeye kendisi oturmuş, beni de yanına almıştı. İlahiler okunmaya başlandı. İlahiler o kadar güzel bir Türkçe ile okunuyordu ki mest olduk. İlahiler okunurken ellerde defler zikir halkası da kurulmuştu. Her ilahi arasında Şeyh Efendi, birisine işaret ediyor “buyur Ahmed Efendiya” diyordu. İşaret ettiği kişi çok kısa olarak ya bir Âyet-i Kerîme veya bir Hadis-i Şerif şerh ediyordu. Tabi Boşnakça. Şeyh Halil Birzina bu manevi ziyafetin sonlarına geldiğimizde oturduğumuz yerin sol köşesinde yanında yedi, sekiz yaşlarındaki oğluyla birlikte gelen bir genç beye seslendi adı ile “…..Efendiya, misafirlerimize bir şeyler söyle” O genç adam bize dönerek dedi ki; “Siz bizi bırakıp gideli tam bir asır oldu. Siz buralardan gittikten sonra onbir kere katliama uğradık. Siz on birincisini duydunuz. On ikinci katliam olmadan gelmeyecek misiniz?”

O katliamlar ki; tarifi imkansızdı. Gözlerinin önünde bebekleri parçalanıyor, namuslarına el uzatılıyor. Ailecek ve topluca katlediliyorlardı.

Şeyh Halil Birzina bu sözlerden sonra bana dönerek “Buyur Haşim Efendiya”!... Bu sözlerden sonra ben ne diyebilirdim ki? Bizi bekliyorlardı. Kendilerini koruyabilecek güçlü bir Türkiye özlemindeydiler. Oysa biz bile umutlu değildik. Muktedir olamayan hükümetler.. Amerikan başkanının önünde el pençe divan duran başbakanlar… IMF’nin kölesi olmuş bir Türkiye… Çaresizlik içinde kendim bile inanamasam da onlara umut vermeye çalıştım. Recep Tayyip Erdoğan iktidara geleli henüz iki yıl bile olmamıştı. Henüz tabloyu net göremiyorduk.

Ve 13 yıl sonra Türkiye.. “Dünya beşten büyüktür” diyebilen bir Türkiye.. Nerede bir mazlum Müslüman varsa oranın derdiyle dertlenip ilgilenebilen bir Türkiye.. Muktedir bir iktidar ve güçlü bir lider… Şimdi bana bu soruyu sorsaydı çok farklı konuşurdum. “Artık size kimse dokunamayacak, sizi koruyacak bir Türkiye var” diyebilirdim. Bu günleri görmek büyük bahtiyarlık. Tabi her şey tamam değil. Çok çalışmalıyız. Kendimiz için olmasa da mazlumlar için çok çalışmalıyız. Aramızdaki tefrikayı bırakıp birlik olmalıyız. Türkiye güçlü olursa mazlumlar sevinecek. Bosna bizi bekliyor. Halep, Musul bizi bekliyor. Filistin bizi bekliyor. Doğu Türkistan bizi bekliyor. Velhasıl tüm mazlumlar bizi bekliyor. Hani uçaklarda “bir şey olursa çocuğunuzdan önce oksijen maskenizi kendiniz takın” diye ikaz ederler ya. Biz de önce Türkiye’yi güçlü hale getirmeliyiz ki Osmanlı’dan yadigar beldeleri ve insanlarını koruyabilelim. Amerika’da yaşayan bir Somaliliye sormuşlar. “Neden Somali’ye değil de Türkiye’ye dua ediyorsun?” diye. Cevap “Ben Somali’ye dua edersem sadece Somali kurtulur. Ama Türkiye’ye dua edersem tüm İslam alemi kurtulur”

Rahat uyu Aliya İzzetbegoviç. Az kaldı. Ülkeni emanet ettiğin Türkiye dev adımlarla büyüyor. Tüm dünya üzerimize üzerimize gelse de Allah’ın izni ile engel olamayacaklar. Mekanın Cennet olsun.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/492/bosna-bize-emanet.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar