YOKSULLUK ve ADALET

Yoksulluğun olduğu bir dünyada adalet olmaz. Dünya nüfusunun çoğunluğu yoksul. Yani temel ihtiyaçlarını sağlayabilecek bir gelirden yoksunlar. Yoksulların önemli bir kısmı da açlıkla karşı karşıyalar.

83 kişinin mal varlığının dünya nüfusunun yarısına şit olduğu bir dünya da elbette adalet olmadığı gibi eşitlikten de bahsedilemez.

Yoksulluk varsa adalet ve eşitlik var olamaz.

Yoksulluğun olduğu ve açlık tehlikesinin ortaya çıktığı yerde ahlaklı ve inaç sahibi olarak yaşamanın da münkün olduğu savunulamaz.

Ülkeler askeri harcamalarının çok küçük bir kısmını yoksulluğu yok etmek için harcasalar, savaşlar da azalacaktır.

Dünya, 7 milyar nüfusa sahip olduğu halde 12 milyar insan için üretim yapıyor. Bu, yapılan üretimin yaklaşık yarısının lüks için yada boşuna yapılan bir üretim olduğunu gösteriyor. Fazladan yapılan üretim yoksul olanlar için tüketilse sanırım yine önemli ölçüde dünya huzursuzluğu azalacaktır.

Dünyadaki sorun, yoksulluk sorunudur. Eşitlik ve adalet, yoksulluğa bağlı olarak ortaya çıkan sorunlardır.

Savaşların, inaç ve kültürler ilgili olduğunu söylemek, hakikatin üstünü örtmektir. İnanç ve kültürleri ön plana çıkararak çatışmaların nedenini temellendirmeye çalışmak, insan için alt yapı olan ihtiyaçları yok saymaktır.

Çünkü aç insan için özgürlük bir anlam ifade etmez. Çünkü aç insanın dini, hiç te sağlıklı değildir. Çünkü aç insan için açlık, inançtan önemlidir.

Aç insandan ahlaklı bir tavır beklemek de doğru değildir. Çünkü insan öncelikle hayatta kalmayı arzu eder.

Dünyadaki mücadele, dünyanın kaynaklarına sahip olma mücadelesidir. İnsanlar nasıl bencilse toplumlar ve devletler de bencildir. Dünyaya, benim olan dünya ya da benim dünyam gözüyle bakarlar. Güç, dünyayı “benim dünyam” haline getirmedin aracıdır. Bu aracıyı gerçekleştirmek ise maddi zenginlikle mümküdür

Hal böyle olmasına rağmen devletler ve toplumlar maddi olanın ötesinde manevi olan ve kutsal hale getirilmiş değerler ve amaçlarla hareket ederler. Sebebi, insanları mücadeleye ortak etmektir. Çünkü insanlar için dayanışma sağlayıcı en önemli araçlar fikir, inanç ve amaçlarda olan ortaklıktır. Bu ortaklıklar toplumları millet ve milletleri de devlet haline getirir. Bu hale geliş, tarihin ürünüdür ve tarih, böyle bir hale geliş ile her şeye egemen olmaya da başlar.

Tarih, doğal olanı manevi olana dönüştürür ve açlığın yerini değerler, yoksulluğun yerini idealler almaya başlar. Bu durumdan itibaren yaşamak ideal peşinde koşmak ve değerleri yaşatmak haline dönüşür. İdeallerin ve değerlerin hakikati ve hayat ile olan ilişkisi bile sorgulanmaz hale gelir. Bunun içindir ki özgürlük açlığın önüne geçer. Ama hakikat hiç te böyle değildir.

Piyanist adlı filmin sonuna doğru olan sahnelerden birinde, Yahudi olan film kahramanı, Naziler karşısında çektiği onca eziyete rağmen, soğuk bir günde Nazi subaylarından birinin paltosunu giyer. Naziler ayrıldıktan sonra ortaya çıkan kahramanın üstünde o paltoyu görenler kahramanı Zazi zannederler ve ona saldırırlar. Nazi olmadığını söyler. Paltoyu işaret edenlere, “üşüyorum” cevabını verir.

Kim olursa olsun, hangi inanç sahibi olursa olsun, hangi değerler içinde bulunulursa bulunulsun üşümek, acıkmak, acı çekmek, ölümle burun buruna gelmek, korkmak, sevinmek, üzülmek, yas tutmak, susamak bütün insanların ortak özelliğidir. Bunlarda adalet yoksa, bunlarda eşitlik yoks ve bütün insanlar bunlara dayanışma içerisinde değilse kendi insan olma gerekçelerini kaybetmişler demektir.

Bugün dünya insanları, insanları yöneten ve onları temsil edenler, insanlık gerekçelerinden uzaklaşmış görünüyorlar.

Geleceğimizin bizi insan kılması yosulluktan kurtulmuş ve adalet sağlanmış bir dünyayı zorunu kılıyor. Mücadele, yoksullukla yapılacak bir mücadele olmalı..

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/484/yoksulluk-ve-adalet.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar