YOKSULLUK ve ADALET

Eklenme Tarihi: 16.10.2016 09:04:24 - Güncellenme Tarihi: 29.03.2020 22:01:40

Yoksulluğun olduğu bir dünyada adalet olmaz. Dünya nüfusunun çoğunluğu yoksul. Yani temel ihtiyaçlarını sağlayabilecek bir gelirden yoksunlar. Yoksulların önemli bir kısmı da açlıkla karşı karşıyalar.

83 kişinin mal varlığının dünya nüfusunun yarısına şit olduğu bir dünya da elbette adalet olmadığı gibi eşitlikten de bahsedilemez.

Yoksulluk varsa adalet ve eşitlik var olamaz.

Yoksulluğun olduğu ve açlık tehlikesinin ortaya çıktığı yerde ahlaklı ve inaç sahibi olarak yaşamanın da münkün olduğu savunulamaz.

Ülkeler askeri harcamalarının çok küçük bir kısmını yoksulluğu yok etmek için harcasalar, savaşlar da azalacaktır.

Dünya, 7 milyar nüfusa sahip olduğu halde 12 milyar insan için üretim yapıyor. Bu, yapılan üretimin yaklaşık yarısının lüks için yada boşuna yapılan bir üretim olduğunu gösteriyor. Fazladan yapılan üretim yoksul olanlar için tüketilse sanırım yine önemli ölçüde dünya huzursuzluğu azalacaktır.

Dünyadaki sorun, yoksulluk sorunudur. Eşitlik ve adalet, yoksulluğa bağlı olarak ortaya çıkan sorunlardır.

Savaşların, inaç ve kültürler ilgili olduğunu söylemek, hakikatin üstünü örtmektir. İnanç ve kültürleri ön plana çıkararak çatışmaların nedenini temellendirmeye çalışmak, insan için alt yapı olan ihtiyaçları yok saymaktır.

Çünkü aç insan için özgürlük bir anlam ifade etmez. Çünkü aç insanın dini, hiç te sağlıklı değildir. Çünkü aç insan için açlık, inançtan önemlidir.

Aç insandan ahlaklı bir tavır beklemek de doğru değildir. Çünkü insan öncelikle hayatta kalmayı arzu eder.

Dünyadaki mücadele, dünyanın kaynaklarına sahip olma mücadelesidir. İnsanlar nasıl bencilse toplumlar ve devletler de bencildir. Dünyaya, benim olan dünya ya da benim dünyam gözüyle bakarlar. Güç, dünyayı ?benim dünyam? haline getirmedin aracıdır. Bu aracıyı gerçekleştirmek ise maddi zenginlikle mümküdür

Hal böyle olmasına rağmen devletler ve toplumlar maddi olanın ötesinde manevi olan ve kutsal hale getirilmiş değerler ve amaçlarla hareket ederler. Sebebi, insanları mücadeleye ortak etmektir. Çünkü insanlar için dayanışma sağlayıcı en önemli araçlar fikir, inanç ve amaçlarda olan ortaklıktır. Bu ortaklıklar toplumları millet ve milletleri de devlet haline getirir. Bu hale geliş, tarihin ürünüdür ve tarih, böyle bir hale geliş ile her şeye egemen olmaya da başlar.

Tarih, doğal olanı manevi olana dönüştürür ve açlığın yerini değerler, yoksulluğun yerini idealler almaya başlar. Bu durumdan itibaren yaşamak ideal peşinde koşmak ve değerleri yaşatmak haline dönüşür. İdeallerin ve değerlerin hakikati ve hayat ile olan ilişkisi bile sorgulanmaz hale gelir. Bunun içindir ki özgürlük açlığın önüne geçer. Ama hakikat hiç te böyle değildir.

Piyanist adlı filmin sonuna doğru olan sahnelerden birinde, Yahudi olan film kahramanı, Naziler karşısında çektiği onca eziyete rağmen, soğuk bir günde Nazi subaylarından birinin paltosunu giyer. Naziler ayrıldıktan sonra ortaya çıkan kahramanın üstünde o paltoyu görenler kahramanı Zazi zannederler ve ona saldırırlar. Nazi olmadığını söyler. Paltoyu işaret edenlere, ?üşüyorum? cevabını verir.

Kim olursa olsun, hangi inanç sahibi olursa olsun, hangi değerler içinde bulunulursa bulunulsun üşümek, acıkmak, acı çekmek, ölümle burun buruna gelmek, korkmak, sevinmek, üzülmek, yas tutmak, susamak bütün insanların ortak özelliğidir. Bunlarda adalet yoksa, bunlarda eşitlik yoks ve bütün insanlar bunlara dayanışma içerisinde değilse kendi insan olma gerekçelerini kaybetmişler demektir.

Bugün dünya insanları, insanları yöneten ve onları temsil edenler, insanlık gerekçelerinden uzaklaşmış görünüyorlar.

Geleceğimizin bizi insan kılması yosulluktan kurtulmuş ve adalet sağlanmış bir dünyayı zorunu kılıyor. Mücadele, yoksullukla yapılacak bir mücadele olmalı..

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/484/yoksulluk-ve-adalet

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.05.2019 Medeniyet Tasavvuru
27.01.2019 HAYAT: Yeniden bir daha mı?
06.01.2019 Bedenin değeri ve öldürme
03.06.2018 Mücadele ve insan
27.05.2018 Bir garip tahlil...
25.03.2018 Bir Hareket ve Fikir Adamı Olarak Topçu Paneli
25.02.2018 Kendini Aşan Düşünce
11.02.2018 Milliyetçilik mi? Ama Nasıl Bir Milliyetçilik?
04.02.2018 Hakikate karşı suç işlemek
28.01.2018 Kötülük, İnsanın Bir Vehmi mi Gerçeği mi?
21.01.2018 SAVAŞ VE OYUN
14.01.2018 KENDİMİZİ NASIL İNŞA EDER VE ANLARIZ?
30.12.2017 NEREDE KALMIŞTIK?
27.12.2017 NEDEN GERİ KALDIK?
15.12.2017 NURETTİN TOPÇU'YA GÖRE RÖNESANS İHTİYACI
09.12.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN ANADOLU MİLLİYETÇİLİĞİ VE SOSYALİZMİ
30.11.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN DEMOKRASİ KARŞISINDAKİ TUTUMU
24.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK ve İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-2
22.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK VE İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-1
18.11.2017 Kerime Yıldız?a Nazire: SİNEMADAN FELSEFEYE...
02.11.2017 VEFA ÖDÜLÜ VE TOPÇU
13.08.2017 KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...
23.07.2017 AKLA DUYULAN İHTİYAÇ
16.07.2017 KALKIŞMANIN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ?
02.07.2017 HAKİKAT VE DOST
11.06.2017 AHLAK VE DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KISA NOTLAR?
03.06.2017 BİLİM-FELSEFE VE SANAT İÇİN?
21.05.2017 POZİTİVİZM Mİ?
13.05.2017 YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?
07.05.2017 ÖLÇÜ MESELESİ
23.04.2017 ÇOCUKLAR VE OYUN
16.04.2017 ZAMAN-İNSAN İLİŞKİSİ
02.04.2017 SORUNLAR KARŞISINDA AKADEMİSYEN
19.03.2017 İNSAN DÜNYASI: ANLAŞILMAYI BEKLER...
12.03.2017 AVRUPA VE KRİZ
26.02.2017 BİLME İSTEĞİ: BİLİM VE FELSEFE
12.02.2017 İKİ DÜNYA: EVET-HAYIR
29.01.2017 Gerçekliğin Sözünden Sözün Gerçekliğine...
22.01.2017 TARİHİN SONUNDA DEĞİLİZ...
12.01.2017 NEREYE GİDİYORUZ?
29.12.2016 TARİHE BAKIŞ
25.12.2016 MİLLİLİK ESAS OLMALI
22.12.2016 BİR DEĞERLENDİRME
06.11.2016 ÜNİVERSİTELER VE REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ
30.10.2016 CUMHURİYET
27.10.2016 ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUK ÜSTÜNE
16.10.2016 YOKSULLUK ve ADALET
09.10.2016 ANADOLU İRFANI
02.10.2016 EĞİTİM SORUNUMUZ
25.09.2016 KRİZ
21.08.2016 AMAN ALLAHIM!..
17.07.2016 DARBE
30.06.2016 İNSAN VE SORUMLULUK
23.06.2016 KİTLEDEN KÜTLEYE?
19.06.2016 HAYATA DAİR BİR KAÇ SÖZ
16.06.2016 YAZIYA KARŞI KONUŞMA
12.06.2016 OKUMAK
09.06.2016 İLK YAZI