RABİN OĞLU FETHULLAH’IN SAPTIRDIKLARI

Bir uzun hikâyedir bu…

Daha doğrusu uzun da değil çok uzun metrajlı bir filmdir, Rabin oğlu Fetullah’ın saptırdıklarının hikâyesi…

İntikam ateşiyle yanan bir namert yüreğin, bir ömre sığan bir rolü söz konusudur…

Eğer ucu bu milletin evlatlarına dokunmasaydı…

Genco Erkal’ın “Bir Delinin Hatıra Defteri” benzeri bir oyun olsaydı da oyunun içine bu ülkenin kızıyla erkeğiyle tertemiz çocukları dâhil edilmeseydi…

Yani rol de, oyun da, tiyatro da, film de oyunu oynayan Rabin oğlunda kalsaydı da; bu aziz milletin değerleriyle oynanmasaydı…

Bu milletin yüzyıllar boyu oluşan imam gibi, hoca gibi, abla gibi, ağabey gibi muhteşem kavramları oldukları yerde, içleri dolu dolu kalsaydı da, birer paçavra kavram haline getirilmeseydi…

Ve Rabin oğlu Fetullah her cana gelen o davetçinin gelmesinden önce deseydi ki:

“Benim sizin değerlerinizle alakam yok!

Nasıl olsun ki?

Ben bir Pakraduniyim.

Uzun ömrümde sizi kandırdım.

Nasıl rol yapılacağını size gösterdim.

Nasıl iki kimlikli yaşanacağının mükemmel bir örneğini verdim.

Çok saltanatlı bir hayat yaşadım.

Sizden çaldıklarımı dindaşlarıma, ırkdaşlarıma verdim.

Yani sizlerle bir ömür dalga geçtim.

Buna rağmen sizden helallik dilemiyorum.

Çünkü helallik kavramı yok benim dinimde.

Hele de Müslümana karşı helallik hiç olmaz.”

Evet, bunları ve benzerlerini deseydi de bu milletin hiçbir insanını saptırmasaydı, yine de alkışlayabilirdim kendisini…

Helal olsun demezdik elbet…

Fakat bravo derdik…

Aferin derdik…

Biz bu kandırılmayı, bu aldatılmayı, bu dalga geçilmeyi, bu alay edilmeyi hak etmişiz, derdik…

Ve kendimizi hesaba çekerdik, bu nasıl akıl tutulması, bu nasıl basiretsizlik, bu nasıl ferasetsizlik, diyerek…

Öyle ya…

O Güzel Nebi (sav) bize duyurmamış mıydı?

“Müminin ferasetinden sakının, o Allah’ın cc nuruyla bakar.”

Demek ki biz basiretimizi de, ferasetimizi de, dolayısıyla Allah’ın cc nuruyla bakmayı da kaybetmişiz derdik.

Kızardık kendimize…

Bu hacalete nasıl düştük diyerek, kınardık kendimizi…

Elbet bütün bunlar olmadı…

Elbet bütün bunların çok daha fazlası oldu…

Çok uzun metrajlı filmdeki rolü süresince içimizden öylesine kişilere rol modellik yapmış, öyle kişileri filminde bir dolara figüran olarak kullanmıştı ki, akıl havsala almazdı…

Ve almadı da…

Rabin oğlu Fetullah bir veba mikrobu gibiydi…

Öylesine sessiz, öylesine sinsi…

Bu milletin gözlerinin içine baka baka hücre hücre bünyelerimize öylesine girmişti ki…

O burnundan kıl aldırmayan omzu kalabalık paşa kılıklı namertler bir dolara her şeylerini satabiliyorlar; bir dolara ömrünü burnunu çekmekle geçiren bir Sümüklü Pakraduni’nin, hayatında kendine ait bir başarısı olmayan bir sümüklü Adil Öksüz denilen namerdin emrine girebiliyorlardı.

Aslında hikâyenin buraya kadar olanını da, bundan sonrakini de hepimiz biliyoruz.

Bu şekilde anlatmamızın nedeni ise, içine düştüğümüz hacaletin kızgınlığı…

Bana göre değil Anadolu’daki tarihimizin, insanlık tarihinin bu en namert oyununu ne kadar ve hangi kelimelerle anlatırsak anlatalım, yine de gereği gibi anlatamayız.

Çünkü hem belagatimiz bu namerdi anlatmaya yetmez, hem de hiçbir dilde bu namerdin hikâyesini anlatmaya yetecek sözcük bulamayız.

Bu bakımdan bu hikâyeyi burada bırakalım ve bundan sonra yapılması gereken şeyleri söyleyelim değil de, akla getirelim…

İçimizde İslami anlamda sapıtmış, fakat sapıttığının farkında olmayan on binlerce insan var…

Ve bu sapkın insanları içimizden atamayacağımıza göre, bunların tekrar İslam’a ve insanlığa kazandırılması için ne yapmalıyız?

Bunu düşünmeli ve kafa yormalı değil miyiz?

Ne diyorsunuz?

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/474/rabin-oglu-fethullahin-saptirdiklari.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar