BARBARLIĞIN KORKUNÇ ÖNCÜSÜ ABD

Büyük devlet dünyada bir ağırlık noktası oluşturur. Geçmişte dünya devleti olma iddiasındaki her devlet, belli bir medeniyet anlayışının ilkelerine uygun ağırlık merkezi olma vasfıyla bir büyük denge, müdahale, önleme ve caydırma gücü olmuştur. Hiçbir devlet ABD ve öncüsü olduğu koalisyon, kadar başta doğal ve insani denklemi, dengeleri altüst etmemiştir. ABD bu yönüyle politikası en akıl almaz, işleyişi içinden çıkılmaz, en karanlık, en bulanık en kapalı devlettir. Çatırdayan, çökmeye başlayan bir devlettir. Rockefeller gibi çöküşten bile maddi ve dini yararlar sağlamaya çalışan aileler, güç odakları vardır. ABD’yi canlı canlı gagalıyorlar.

ABD, devlete yakışır tutum ve tavır içinde değildir. Üçüncü bin yıla girdiğimiz son 20 yıllık süreçte iyice zıvanadan çıktı, pusulasını şaşırdı. Tanrıya, insana, tabiata saygısız, barıştan yana olmayan, huzur bozan, kan akıtan politikalar izliyor. Zücaciye dükkânına giren fil gibi her şeyi sorumsuzca yakıp yıkan, kıran, ezen, öldüren barbarlığı siyasete dönüştürmüş durumdadır. ABD’nin veya onu maşa olarak kullanan küresel terör örgütlerinin anlaşılmaz psikolojileri daha fazla kan akıtmakla, şehirleri daha fazla harabeye dönüştürmekle mutlu oluyor, tatmin oluyor. Yine de kan akıtmaya doymuyor. Ne kadar çocuk ölür, ne kadar fazla yetim ve öksüz kalırsa, çocuksuz, çaresiz ana babaların çığlıkları birbirine karışarak yükseldiği gökleri ne kadar yırtarsa kendilerini o kadar rahat ve amaçlarına ulaşmış hissediyorlar. Bu davranış bozukluğu hastalık sınırlarını çoktan aşmış bir vakadır. Bu durum ancak insanlıktan çıkmakla hatta insanlığa düşman olmakla izah edilebilecek bir benlik körelmesi olmalıdır. Böyle bile olsa insanlığa düşman olmakla ne elde edilmek istenmektedir? Binlerce masum, suçsuz sivili öldürmenin, binlercesini hiç ummadıkları, beklemedikleri bir anda hayatın tam ortasında terörle paramparça etmek, nasıl bir amaca hizmet edebilir? Bu menfur iğrençliği, bu iğrenç vahşeti yapan, yaptıran nasıl bir insan, nasıl bir odaktır?

Siyonist şeytanlığın karanlığına ortak edilen ABD, dünyada mevcut likit paranın yarısına hükmeden yüzde birlik bir kesimin emrine girmiş olarak Tanrıyı kıyamete zorlama saçmalığına alet edilmektedir. Bu cinayeti ibadet bilen sapkın anlayış, hükmettiği 320 milyon kendi vatandaşını da tutsak etmiş durumdadır. ABD yönetimi evvela kendi vatandaşlarının iradesini gasp etmiştir. Kesinlikle sözünü ettiğim azınlık grup veya ailelerin emrinde olan devlet, bir darbeyle ele geçirilmiştir. ABD’de demokrasi yoktur. Aldatmaya ve tutsaklığa dayalı bir sistem vardır. Sistem evvela insanların algılarını, düşüncelerini, hayallerini, beklentilerini, tasarılarını kendisine hizmet edecek tarzda biçimlendirmiştir. Gönüllü biçimleniş, kölelik düzeni içinde şimdilik muazzam işlemektedir. Bu anlamda ABD halkı dünyanın en bilgisiz, en gerçeklerden habersiz, en uyutulmuş, kandırılmış, en köle halkıdır. Her kesim kendisi için düşünülmüş dar ve üstelik her an kontrol edilen alanda özgür olabilir. Özgür oldukları avuntusuyla liberal bir üstünlük taslayabilir.  İki adayın başkanlık seçim çalışmalarını izlerken edindiğim son izlenimle artık bu yöndeki kanaatlerim iyice pekişmeye başladı.

ABD insanı seçim yapmayacak. Onun böyle bir hakkı yok. Amerika onlar için hoşça vakit geçirdikleri uçsuz bucaksız eğlence parkı. Fabrikalar, bilgi iletişim merkezleri, para tapınakları, ticaret, sigorta, reklâm, imaj ve fil üretilen merkezler, ışıklı salonlar, caddeler, reklâm panoları, bilbordlar, algı oluşturan gazete manşetleri, düşünüze varıncaya kadar her şeyi etkisi altına alan ve hepsi de belli kurgulara uygun yayın yapan sınırsız televizyon kanallarından kendinizi kurtarabildiğiniz kadar özgürsünüz. Size dayatılan iki adaydan birini seçmede özgürsünüz! Zaten o iki aday da derin bağlantılarıyla bütün bir Amerika’yı tutsak etmiş güçlerin emrine çoktan girmiştir. O nedenle her ikisinin de meselâ iktidara geldiklerinde İsrail’in çıkarlarına aykırı hareket etmemek gibi anlaşılmaz veya çok anlaşılır ilkeleri vardır. Üçüncü bir aday çıkamaz. Üçüncü ve başka bir yol izlenemez. Koskocaman pembe yalanlardan ibaret olan vaatler bir kenara, eğer kendilerine çizilen yolun dışına çıkma eğilimi gösterirlerse sonları feci olur. Kennedy nasıl öldürüldü?

ABD’yi karanlık örgütler yönetiyor. Bu örgüt adeta bir üst yapı gibi, üst akıl gibi faaliyet sürdürüyor. ABD’ye de Rusya’ya da İngiltere’ye de, Almanya’ya da emirler yağdırabiliyor. Bu yapı dünyanın en büyük mafyası, daha doğrusu gayri meşru ve illegal örgütü. O nedenle emri altındaki ABD de kanun kural tanımıyor. Dostluk, ortak çıkar, dünyanın diğer insanları, kültürleri, medeniyetleri umurlarında değil. Duygu yok, acıma yok. Bunlar medeniyetten barbarlığa evirildiğimiz sürecin korkunç öncüleri. Her şeyi, her değeri, her ilkeyi, ölçüyü allak bullak ettiler. Ben bunları sadece İslâmî hassasiyetimle söylemiyorum. Bunların insana, tabiata saygıları yok. Neyin peşindeler, peşinde oldukları nasıl bir inançtır anlaşılır gibi değil. ‘Peşinde oldukları inanç’ dedim. Evet bu izlenen bir politika olamaz. Bölgemize bakalım ne demek istediğim zaten açıktır. Kıtalar, okyanuslar ötesinden gelip Irak’ı, Suriye’yi milyonlarca insanın ölümüne, gözyaşına, sürgününe yol açmak siyaset olamaz. Olsa olsa bunu yapanlar kör bir inanca adanmışlıkla yapabilirler. Politikaları, ellerindeki güç ve imkânları, inançlarının kızıl elmasını gerçekleştirme aracına dönüştürmüşlerdir. 2000 yılından beri bölgenin barışı, huzuru adına ne yaptınız? Daha doğrusu huzurumuzu bozmaktan başka ne yaptınız? Yapmak istedikleri tam da bu. Türkiye’de, Ortadoğu’nun her yerinde sokaktaki her vatandaş bir iki pürüzle yaşanan sıkıntıların çözümünü size söyler. Etnik ve mezhep çatışmasına dayanmayan birliktelik çözümün temel hareket noktası olur. ABD ise tam tersini yapıyor. Yapmıyor mu? Karıştırmak, savaştırmak, çatıştırmak için, kaosu olabildiğince yaymak, içinden çıkılmaz aşamaya getirmek için elinden geleni yapıyor. Bu kadar kaos ve bunalım ancak üzerinde çok ciddi, çok ince çalışmalarla mümkündür. Müslümanlar ve yeryüzünün bozulmamış vicdanları ABD’nin ve onu kullanan örgütlerin neyin peşinde olduklarını biliyor. Ayrıca korkunç bir gürültüyle devrilip öleceği bir yer aradığını da biliyor. Devrilip gebereceği kesin de arkasında bırakacağı enkaz bile sayısız facialara, trajedilere sebep olacak. Üstelik burada sorumsuzca yaktığı ateşin New York’u, Washington’u tutuşturacağını bilemiyor. Bu ateş sizin ocağınıza düşmez mi sanıyorsunuz?

Büyük devlet dünyada bir ağırlık noktası oluşturur. Oysa ABD çığlıklarla, karanlıklarla büyüyen ölümcül boşluklar inşa ediyor. Kendisi de kazdığı bu kuyuya düştü düşecek.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/470/barbarligin-korkunc-oncusu-abd.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar