ANADOLU İRFANI

Anadolu, irfanını kaybettik. Esası insan sevgisi olan ve insanın gönlünü dikkate alan Anadolu irfanı, yerini dışlayıcılığa, hoşgörüsüzlüğe, sevgisizliğe bırakmış durumda.

Anadolu erenlerinin çaldığı maya, Anadolu’nun her köşesinde insani bir ahlaka sebep olmuş ve Anadolu’nun Türk ve Müslüman bir kimliğe kavuşmasını sağlamıştır. Anadolu’dan daha da Batı’ya, Balkanlara kadar uzanan bu irfan, insanı kainatın merkezi olarak görmüş ve insanı bütün bir varlığın aynası olarak telakki etmiştir. Her türlü zıtlığı Birlik ile aşan bu irfan, özne ile nesne ayrılığını dışlayarak insan ile doğa arasındaki uyumu da en güzel şekilde kurmuştur.

Alçakgönüllülük, edep ve merhamet, bu ahlakın esasını teşkil eder. Kibir ve başkasını yok sayan her türlü anlayışın dışında olan Anadolu irfanı, örnek şahsiyetlerin eylemlerinde müşahhas hale gelmiştir. Bu irfan, bir ahlakı temsil ettiği için aklın sözünden ziyade gönlün sesine değer verir ve malumattan uzaktır.

Gönlü esas alsa da aklı bir kenara atmaz. Çünkü akıl, duyu ve duyguları süzgeçten geçirerek gönle ulaştırır. Akıl ve akıldışılık dediğimiz birlikte oluş, çokluğun birlik’te yok olması gibi Anadolu irfanında aynı anda kaynaşır.

Başkasına açık olan, ve bütün bir varlığın özü itibarıyla aynı olduğu hakikatinden beslenen bu irfan, gönülleri coşturduğu için büyük halk kitleleri tarafından kolayca benimsenmiş ve erenler, abdallar, babalar eliyle zenginleşerek Anadolu ve Balkanlarda Türk ve Müslüman idealine hizmet etmiştir.

Bu gelenek maalesef koptu ve bugün Anadolu’da bu geleneğin izlerine rastlasak da kadim zamanlardaki gibi canlı, yaşayan bir durumda olduğunu söylemek mümkün değil. Tasavvufun bugünkü temsilcileri ve günümüzdeki tarikatların uygulamaları, irfan geleneğimizden çok uzak görünüyorlar. Esas yerini şekle, dini coşku yerini kural ve fıkıha, sanat yerini zevksizliğe bırakmış durumda. Ne akıl ne de gönül var günümüzde. Saadece itaat isteniyor ve belli ritüeller ile dini hayatın dışında geziniliyor. Birbirlerini dışlayan, kafirlikle itham eden bugünün tarikatları, mürşidlerinin dışında hakikat olduğunu kabul etmeyen bir dogmatizmin içinde debeleniyorlar. Oysa irfan, öyle bir havuzdur ki, kainatta olan herşeyden beslenir.

Akıl ile uyumlu gönlü merkeze alan ve kendi olmaya imkan tanıyan ve şahsiyeti parçalanmamış bir zenginlik olarak kavrayan bu geleneğe ne de çok ihtiyacımız var.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/460/anadolu-irfani.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar