DÜNYA VİCDANININ ÖZGÜR SESİ OLMAKLA GÜÇLÜYÜZ

15 Temmuz darbesiyle planlanan işgal ve parçalama programlarında Türkiye’ye hiçbir kurtuluş şansı tanımayan ABD merkezli güç odakları, gelişmelerin tasarladıklarının tersine cereyan etmesi karşısında bütün kurguları altüst olmuş halde tıkanıp kalmışlardır.

Amerikalı siyaset bilimci Zbigniew Brzezinski’nin, ABD'nin Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik darbe girişimine destek vererek büyük hata yaptığını belirtmesi açık bir itiraftı. Brezinski ABD’nin derin aklını temsil eden önemli kişilerden biridir. O nedenle bu beyanat, sözüm ona stratejik dostumuz veya ortağımız ABD’nin bize ilişkin korkunç niyetlerini ifşa etmesi bakımından tarihi önemdedir. Bir kez daha ABD’nin ikiyüzlülüğü, güvenilmezliği, dost olmadığı, bulduğu her fırsatta varlığımıza dönük ölümcül hamlelerin içinde yer aldığı hatta onları planladığı anlaşılmıştır. Elimizde olan diğer açık delil ve belgeler yanında bu itiraflar, kendi asıl stratejik konumumuzu, dostlarımıza, düşmanlarımıza karşı ilişki tarzımızı bir kez daha gözden geçirmemize vesile olmuştur, olacaktır.

Bizim üzerimizden bütün bir bölgeyi hatta dünyayı ateşe verecek şeytani planlamada bütün terör unsurları, bütün acımasızlıkları ile içeriden ve dışarıdan aynı anda harekete geçecekleri için, bizim için hazırlanan cehennemden çıkma şansımız mümkün olamayacaktı. O nedenle de bir imkânsızlık için sanki başka alternatif planlar yapmamış gözüküyorlar. Yapmış olsalar bile bütün bu planlar milleti ve devleti ile bütün bir Türkiye’nin destansı bir direnişle elde ettikleri muhteşem zaferle bozulmuştur. Tasarladıklarının tersine yepyeni bir durum, yepyeni bir denge ortaya çıkmıştır.

Yeni durumda kurulacak yeni dengede Türkiye etkisiz eleman değil, bilakis çarpan etkisi çok yüksek bir değere dönüşmüştür. Esasen bu değere öteden beri sahipti ve kuvvetini en verimli şekilde harekete geçirmenin yol, fırsat ve imkânını arıyordu. Ateş ve karanlığından çıkmamızın imkânsız görüldüğü 15 Temmuz sonrasında tam da aradığımız fırsatı bulduk. Milletimizin aydınlık sabahlara uyanışını engelleyemeyen karanlıkları içinde yollarını şaşıran kendileri oldu. ABD merkezli emperyalist odaklara esaslı bir darbe indirdik. Türkiye’de operasyon kabiliyetleri şimdilik kalmamıştır.

Darbe özlemi içinde olanların bahsettikleri ikinci, üçüncü dalga planları boş gevezelikten ibarettir. Böyle bir şey vuku bulsa bile Türk insanı içselleştirerek ulaştığı yüksek ruh ve bilinç düzeyiyle bütün saldırıları etkisiz duruma getirecek olgunluk ve tecrübeye sahiptir. Son gelişmeler darbecilerle birlikte onları güdümüne alan üst aklın etki alanını da daraltmıştır. Bir yandan onlar var olma ve hareket alanlarını kaybediyorlar, bir yandan biz var olma ve hareket alanımızı genişletiyoruz. Bunlar birbirinden bağımsız gelişen olgular veya durumlar değildir. Hep söyleyip durduk; biz ancak kendi asliyetimize, tarihsel sorumluluklarımıza uygun var olmadığımız durumlarda onlar var olabildiler. Bütün mesele bizim var olmamızdır. Var olma aşkımızı, azim ve kararlılığımızı büyütmemizdir. Şimdi bu olmaktadır. Kararlılık müthiş taze bir hareket gücüyle yayılmaktadır.

Müslüman coğrafyada yaratılmak ve yayılmak istenen kaos Türkiye’nin aktif, etkin müdahalesiyle yerini düzene bırakmaya başlamıştır. Ordumuz Fırat Kalkanı harekâtıyla Cerablus’tan Azez’e uzanan hatta zorbalığın işgaline son vermiştir. Bu hat bir yandan tahkim ediliyor diğer yandan daha ileri hareketlerin programları yapılıyor. Hareket güneye El-Bab’a doğru, oradan Menbiç’e, Halep’e doğru ilerliyor, ilerleyecek. Şimdiye kadar bütün acı ve sıkıntıları göğüsleyerek sadece insani ve İslâmi sorumlulukla her defasında yapılanların yanlış olduğunu, bölgeyi ve dünyayı felakete sürüklediğini söyleyip durduk. Güvenli Bölge’den, Eğit donat’a kadar birçok geçici çözümler önerdik. Sorunun Esad rejiminden kaynaklandığını söyledik. Ama ABD, bir şekilde ayartıp peşine taktığı müttefikleri ile bölgeye ateşten, parçalanmadan başka bir şey getirmeyen bir yol izledi. ABD başından beri Suriye’de çözüm ve barış yanlısı olmadı. Bütün planlarını içinde Türkiye de olan geniş coğrafyamızı karıştırmak üzerine kurdu, geliştirdi.

Bölgeye en ince şeytani amaçlarla kurup, eğitip, hazırlayıp, donattıkları DAEŞ gibi terör örgütleri ile ve zulüm ihraç ettiler. Daha sonra da asıl tehlikenin bu terör örgütü olduğunu söyleyip hedef şaşırttılar. Suyu bulandırdıkça bulandırdılar. Bölgenin hassasiyetleriyle, dokusuyla, bünyesiyle oynadılar. Hayatı bunalttılar, toplumu parçaladılar, huzuru bozdular. Giderek ne istedikleri belli olmayan bir çizgiye, daha doğrusu Suriye ve Irak üzerinden bütün bir Ortadoğu ve İslâm coğrafyasını olabildiğince karıştırma, çatıştırma çizgisine geldiler. Bütün bunlar baştan sona oyun ve çirkin bir kurguydu. Geçenlerde ABD Başkan adayı Tramp’ın açıklaması hiçbir yoruma gerek bırakmayacak açıklıktaydı. Trump, DAEŞ’i Obama’nın kurdurduğunu söyledi. Gerçeği gizleyemezsiniz. ABD gizlediği gerçekler, söylediği yalanlarla dünyayı yönetmeye kalkarsa zaten iyi olmayan gidişi çok yakında kendisi için felakete dönüşebilir.

Geldiğimiz noktada bütün dünyada ABD için felaketin güçlü işaretleri açığa çıkmaya başlamıştır. Amerika’ya karşı duyulan nefret gittikçe büyümektedir. Hem kendi içerisinde özellikle zenci ayaklanmaları ve eyaletlerin huzursuzluğu hem diğer milletlerin memnuniyetsizliği büyümektedir. Türkiye’de ABD’ye karşı sempati neredeyse kalmamıştır. Özellikle son darbe girişiminden sonra insanların güvensizliği  % 90 seviyelerine çıkmıştır, hatta daha fazladır. Benzer memnuniyetsizlik Çin’de yapılan G20 zirvesinde daha belirgin gözlendi. ABD Başkanı Barak Obama ve ekibi düşük profilli bir karşılamayla ağırlandı. Tam da bu sırada Filipinler devlet Başkanı’nın, Obama’ya savurduğu sokak ağzıyla bile yapılmayacak küfür günün şok haberiydi. ABD, ne kadar can yakmış ki, dünya kamuoyu, her türlü nezaket sınırını aşan bu hakaret karşısında bile Obama’ya karşı koruyucu bir savunma içine girmedi. Şu yeni Roma’nın ve yeni Sezar’ın düştüğü sefil zavallılığa bakar mısınız? Buna mukabil Cumhurbaşkanımız Erdoğan yüksek düzeyli bir protokol, güler yüz ve coşkuyla karşılandı. Zirvede başı dik, yüzü ak, mahcubiyeti, tereddüdü olmayan ender liderlerin başında gelen biri olarak hep ilgi merkezi oldu.

G20 zirvesinde bize gösterilen ilginin asıl sebepleri arasında mutlaka izlediğimiz açık, onurlu, dürüst, cesur siyasetin etkisi vardır. Dünya beşten büyüktür mottosu ile ifade edilen vicdani ve akli hakikat, karşılığını er geç her düzlemde bulacaktır. Türkiye, susturulmuş vicdanın cesareti olmuştur. Türkiye bütün bir insanlık onuru ve barışı adına kişilikli bir başkaldırının, direnişin adıdır. Türkiye kendi dinamikleri ile gelişen bağımsız bir devlet ve millet olarak onur veren bir saygıyı gerçekten hak etmektedir. Veya hak ettiği yere doğru ilerlemekte, yükselmektedir. Ülke, devlet ve millet olarak bize duyulan saygı, 15 Temmuz direnişinden sonra fazlasıyla artmıştır. Daha da artacaktır. Türkiye bütün bir dünya vicdanının özgür sesi olmakla güçlüdür. Dünya bu gücü yenemeyecektir. Çünkü dünya beşten büyüktür. İsterseniz bu sözle ifade edilen gerçeği şimdilik, Türkiye’nin kendini dünyanın 6. gücü olduğunu ilan ettiği şeklinde anlayın. 2023’te gelişmiş 10 ülke arasına girmeyi hedefliyoruz. Şu aşamada siyasi, tarihi, stratejik olarak en büyük 6. gücüz diyebilirsiniz.

Gücümüz bizim ilk çaremiz değil ama onların ilk çaresizliğidir.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/386/dunya-vicdaninin-ozgur-sesi-olmakla-gucluyuz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar