ALTIN DİŞLİ ÇOCUK

FETÖ’nün alçakça gerçekleştirmek istediği darbenin ardından, TV’lerde hemen hemen her akşam pek çok kanalda bu terör örgütü ile ilgili değerlendirmelerde bulunan “uzman” kişileri seyredip duruyoruz. Doğrusu öncelikle bu konuda, bu kadar uzmanın bulunduğunu daha önce fark etmediğim için hayıflanıyorum. Ayrıca bir terör örgütü ile ilgili bu kadar “uzman”a sahip olduğu için de ülkem adına seviniyorum(!)

Meğer ne çok uzmanımız varmış! Ama bizim uzmanlarımızın ortak bir özelliği de, olay vuku bulduktan sonra piyasaya çıkmalarıdır. Aynı şeyi deprem afetleri sonrasında da görmüştük.

Eskiler, “teker kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur” derlerdi. Bizim uzmanlar da ne hikmetse olay ortaya çıktıktan sonra ahkâm kesiyorlar. Bir tek tanesi, mesele ortaya çıkmadan veya hadise vuku bulmadan bizi uyarmamış nedense. İçlerinden bir tek ileri görüşlü çıkıp da, önceden darbeyi haber vermemiş; önemli değil, şimdi söz hakkı onlarda ya, bu yeter bize.

Bizim bu uzman topluluğunu ve onların TV ekranlarında yüksek fikirler beyan ederken ki hallerini gördüğümde, aklıma Altın Dişli Çocuk hikâyesi geldi.

Paul Hazard, Batı Düşüncesindeki Büyük Değişme adlı eserinde bize bu olayı şöyle nakleder:

“1593 yılında dolaşan söylentilere göre, Silezya’da yedi yaşında bir çocuğun bütün dişleri düşmüş, fakat azı dişlerinden birinin yerine altın bir diş gelmişti.

1595 yılında Helmstad Üniversitesinde tıp profesörü olan Hartius adında biri, bu diş hakkında bir yazı yazdı ve onun kısmen tabii, kısmen de mucizevi bir şey olduğunu, Tanrı’nın çocuğa bu dişi Türklerden çok ızdırap çeken Hıristiyanları teselli etmek üzere verdiğini anlattı. Gerçekten tuhaf bir teselli vasıtası!. Bu dişin Hıristiyanlarla veya Türklerle ne ilişkisi olabilirdi?

Aynı yıl bu altın diş hakkında tarihçiler de bir şey söylemiş olsunlar diye, Rullandus bu işin tarihini yazdı. İki yıl sonra Ingolsteterus adında bir başka allame bir eser yazarak Rullandus’un fikirlerine itiraz etti, bunun üzerine Rullandus da ona gayet âlimane bir şekilde cevap verdi.

Bu arada bir başka büyük zat, Libavius, altın diş hakkında bütün söylentileri toplayarak bunlara kendi nazariyesini ekledi. Bunların hepsi de güzel eserlerdi, ama hepsinde de eksik olan bir nokta vardı: bu dişin altın olduğuna dair açık seçik bilgi vermiyorlardı. Çocuğun dişi muayene edilmek üzere kuyumcuya gösterilince anlaşıldı ki, dişin üzerine altın bir varak fevkalade bir maharetle yapıştırılmıştı. Önce kitaplar yazıldı sonra kuyumcuya danışıldı.”

Uzmanlar ne kadar da birbirlerine benziyorlar!..

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/385/altin-disli-cocuk.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar