İstanbul Depreme Yakalanmadan

Eklenme Tarihi: 13.02.2020 10:34:07 - Güncellenme Tarihi: 29.03.2020 05:18:53

Japonya’da  meydana gelen  büyük depremler neticesinde,  gökdelenler  iki yana doğru en  az  üçer metre gidip gelirken,   tabana, ana iskelete yapılan kimi çalışmalarla  herhangi bir  çatlama ya da yıkıntının yaşanmaması,   can ve mal kaybının olmaması;  bizim ülkemizde bahsi geçen ülkelere nazaran  daha az büyüklüğe sahip depremlerde can ve mal kayıplarının  yaşanıyor ve de yaşanacak olması,  zayıf yapıların güçlendirilmesini, çürük yapıların yıkılarak yerine depreme dayanıklı esnek yapıların yapılmasını zorunlu hale getirmektedir. Beklenen İstanbul depremi için kimi  bilim adamları tarafından tedbir almaya artık vaktin  kalmamış olduğu belirtilse de…

Başka ülkelerde olan depremlere oranla büyük denilemeyecek nitelikteki  Elazığ  depreminde  binalar yıkılmamalıydı, insanlarımız göçük altında kalarak yaralanıp ölmemeliydi.  Atom bombasıyla yerle bir olmasına rağmen  büyük atılımlar gerçekleştiren  Japonya gibi  biz  de depreme dayanıklı  yerleşim yerleri kurmalıydık.      

Hele ki 18 yıldır ülkeyi,  25  sene de İstanbul’u yönetenler bu sorunu şimdiye kadar çözmüş olmalıydılar.  Gelişmiş pek çok ülkede uygulanan, binanın zeminle birlikte kaymasını sağlayan kanca yerleştirme metodu, ülkemizdeki kaç binaya uygulanmıştır? Ya da  titreşimlerin emilebilmesi amaçlı  amortisör yerleştirme metodu…  Deprem tarafından binaya uygulanan gücün azaltılması amaçlı kurşun – kauçuk ikilisinden oluşan taban izolasyonu;  binaya sarsıntıyı eşit yayan  metal plak yönteminden kaçı ya da  bir kaçı aynı bina da bir araya getirilerek kullanılmış da buna rağmen mal ve can kaybı önlenememiştir?

Fay hatları üstüne yerleşim yerleri kurmamak, büyük depreme dayanıklı  esnek binalar inşa etmek gibi insanların göçük altında kalmalarını önleyici tüm  tedbirleri  aldıktan sonra,  ülke yöneticilerinin  de deprem bölgesine gitmeleri   daha anlamlı olacaktır. Depremi önlemek mümkün olmayacağına göre,  bu doğa gücüne karşı ne yaparsak  milletçe  en az zarar görürüz, gibi bir bilimsel  çalışmamızın olması mecburidir. İlk basamağı, Japonya örneğinde görüldüğü  gibi bir bilim adamı titizliği ile deprem gerçeği üstüne eğilmekle; bilim ışığında gerekli çalışmaları yapmak ve uygulamakla  ancak  mümkün olacaktır.

 

Olması kuvvetle muhtemel İstanbul depremi neticesinde de,  geçen gün milletimizin   şahit olduğu “ Ne iyi birinci sınıf hastanede refakatçınızla beraber yatıyorsunuz!”  cümlesinin anlamını içeren davranış biçimini  ülke insanı görürse şaşırmayacaktır. Sadece akılları ile edilen alaya bir yenisinin eklendiğini düşüneceklerdir.  Nitekim, milletin canı ve malı zarar gördükten sonra, beş yıldızlı otel konforunda şehir hastanelerinde  refakatçıyla  birlikte depremzedelerin  yatmalarına  imkan tanımak, vatandaşımıza yapılan bir iyilik değildir. Peki bu millet,  binalarımız depreme dayanıklı olsaydı da göçmeseydi, biz de yaralanmasaydık da şehir hastanelerine ihtiyaç  duymamış olsaydık!” demediler mi, demeyecekler mi?

Devletin,  can ve mal zayiatını önleyici tedbirler almak yerine, depremin,  mevcut hükümetin  projelerini doğrulayıcı araç olarak kullanılmaya çalışılması,  milletin  can ve mal güvenliğini sağlama gibi bir düşüncesinin  olmadığını  düşündürmektedir. Üzülerek belirtmek gerekir ki, millete hizmet görüntüsü adı altında  beş on müteahhidi zengin etmek  üzere  kurulmuş olan  şehir hastanelerine  de,  depremzedeler sayesinde  meşruiyet kazandırılma girişimine bir yenisi millet nezdinde  eklenmiş oldu.  Sağlık Bakanlığının kiracı olduğu bir hastane işletme modeli olan şehir hastaneleri, şirketlere tahsis edilen hazine arazileri üzerine kurulmuş olması nedeniyle,  Sağlık Bakanlığının  şirketlere en az 25 yıl boyunca kira ödeme sözü vermesi  ve   şehir hastanesini inşa eden şirketten hizmet satın alıyor olması sebebiyle toplum nezdinde oluşan olumsuz  havaya   kalkan  bulunması bakımından yenidir.

Bu millet, hastaneler başta olmak üzere  her şeyin  şüphesiz  en iyisine layıktır. Ancak  sayısız önemli  işler sıraya girmiş beklerken,  gereğinden fazla sağlık adı altında kum, çimento, demirle uğraşmanın başka bir izahı olsa gerek.   Bu millet neler görmüş neleeer! Bölümleri ayrı ayrı yerde olan tedavi merkezlerine gitmekten mi kaçındı ve de  kaçınacak? Boşaltılmış,  israftan başka bir şey ifade etmeyen  eski sağlık merkezleri olan metruk binaların  can sıkıcı hali de gözler önündeyken.

Yalnız buradan teknolojiye  ya da bilimsel gelişmelere karşıymışız gibi bir anlam çıkarılmasını istemem.  Demek istediğim o ki,  şehir hastaneleri kurulmadan da  pek çok Avrupa ülkesinden ve ABD’den daha iyi sağlık hizmeti veren ülkemiz hastaneleri, bölümleri bir araya toplamış olmak ve yeni binalarda  hizmet vermekle  hizmetin kalitesini arttırmış olmadı.

Görev çift yönlüdür. Tek yönlü görevin tanımı ya köleliktir; ya da esarettir.  Vatandaşın devletine karşı görevleri olduğu gibi, devletin de vatandaşına karşı görevleri vardır.  Yapılan binaların hilesiz yapı denetiminden geçirilerek depreme dayanıklılığının test edilmesini sağlamak gibi bir görevinin  olduğunu  ülkeyi yönetenlerin unutmaması gerekir.

Devlet önceliğini şaşırır da doğa güçlerine karşı  can ve mal kaybını önlemeye  yönelik bir çalışmanın içine girmez, istekleri ihtiyaçmış gibi algılama durumunu  sürdürürse, Lale Devri’ne benzer bir devir,  Beştepe ve etrafındaki dar kadro  tarafından  kısa bir süre  daha yaşanacak; arkasından gelen dönem  de  “malum dönem” olacaktır.

 

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3741/istanbul-depreme-yakalanmadan

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar