Sentez ve Kadın

Eklenme Tarihi: 29.01.2020 10:10:43 - Güncellenme Tarihi: 27.02.2020 01:40:13

Peyami Safa Doğu-Batı Sentezi adlı eserinde,  Doğu-Batı sentezinin tüm insanlık için kaçınılmaz  ve de gerekli  olduğunu  dile getirir. Türkiye’nin  Doğu’dan kopmadan batılılaşmasından yanadır. Bunun da ancak doğu-batı senteziyle gerçekleşeceğine inanmaktadır. Fakat ülkemizde Batılılaşmak yanlış anlaşılmıştır. Batının tekniğini alırken bu tekniğin meydana gelmesinde çok önemli olan bilimsel zihniyeti almamışız. Bu sentez Doğulu ve Batılı karakterlerdeki- özellikle de kadınlardaki - örf ve adetlerle,  bilimsel gelişmişliğe uymayan kısımların terkinden oluşan yeni bir zihinsel bünyedir.

Peyami Safa’ya göre  aşırıya kaçanlar istisna,  herkes hem Doğulu hem de Batılıdır.  Doğu -Batı sentezi  insanlığın kaderidir;  insanın var olmak için  muhtaç olduğu  tekliğin  ifadesidir. “İnsan bütünlüğünü ve tamlığını ancak bu sentezde bulabilir.”  “Türk insanı hiçbir zaman Doğu ile Batı arasında mutlak bir seçim yapamayacaktır. Hiçbir memleket veya insan için yüzde yüz Batılı olmak imkânı yoktur. Yalnız beynimizin bir köşesiyle Doğuya, bir köşesiyle de Batıya bağlı değil, coğrafyamızın bir tarafıyla Doğuya, öte tarafıyla  da Batıya mensubuz. Tek taraflı bir bağlanış bizi ruhî, tarihî, coğrafî ve millî bütünümüzden mahrum eder, yarım yamalak, sakat, hayatiyetten mahrum bir varlık haline sokar.”

    Birbirinden etkilenmeyen ulus yoktur.   Bir  ulus  kendisinden daha üstün bir uygarlıktan  her şeyi alabilir ve de almalıdır.  İnsanlara ait ruh bu şekilde şekillenir.  Yalnız, bizde olduğu gibi  dışarıdan alınan bu etki, milli ruhun özünü bozacak bir mecraya girdiği zaman  milliyetçilik dirilmelidir;  ve hatta  “…her Türk, Garpçı ve medeniyetçi olduğu kadar, hatta daha önce ve daha fazla, milliyetçi, ruhçu ve  maneviyatçı olmalıdır.” “Bu dünyada mutlaka bir ‘kâmil insan’ enzumecine ihtiyaç varsa, bence bu, ihtirasla feragatın en son derecelerini taşıyan  bir ‘şarklı-garplı ruhu’ olabilir.  Azami derece isteyen, en şiddetli ihtiras taşıyan  ve bir Amerikalı hırsıyla çalıştıktan  sonra, mutlaka uğrayacağı sükûtu hayal  karşısında bir şarklı bir feragat ve tevekkül gösteren insanın ruhu.”

 

      “Batı,  insanın alt etmesi gereken  nefsi,  Doğu’da  Tanrı’yla birleşecek  olan ruhu oluyor.” Peyami Safa, Doğu- Batı mücadelesini kişinin nefsiyle olan mücadelesine benzetir; bu anlamda kişi hem Doğulu hem de Batılıdır.   Realite daima iki taraflıdır. Realitenin içinde zaten sentez vardır. Peyami Safa’nın yapmak istediği artık gerçekleşen bu sentezin adını koymaktır. Herkes  kendi görüşünün hudutlu olduğunu ve asıl hakikati sayısız görüşlerin  toplamında aramak lâzım geldiğini  bir bilse, fikir hayatımız bugünkü basitliğinden kurtulur.”   Fikir harmanında  gelip geçici hevesler yer alamaz. Bu ortamda fikir zenginliğinin  ürünü olan ideal erkek ve kadın yetişecektir ki, bunlar  asla düşmanlık edilemeyecek kişilerdir. Bu tasavvur edilen iklim, ancak din yobazları ile devrim yobazlarının olmadığı bir coğrafyada  yeşerebilir.  Yani modern dünyanın icapları ile manevî değerlerin rolünün gönülden istendiği bir zeminde ancak  fikir zenginliği işlerlik kazanacaktır.

    Peyami  Safa’nın romanlarında, Doğu ile Batı hayat tarzı ya da düşünce sistemi içinde kalan kadınlar iki kültürü sentezleyebildikleri ölçüde mutlu olurlar. Eserlerinde  kendini ve içinde bulunduğu toplumu madde ve mana  sentezi olarak ortaya koyar. Tam olmayı, varlıkların  üstün özelliklerinin sentezinde olduğunu düşünen yazar, Doğu’da, Doğulu erkekte ve Doğulu kadında öze ait kimi şeylerin eksik olduğunu;  aynı şekilde Batı’da, Batılı erkekte ve Batılı kadında da öze ait bazı şeylerin eksik olduğunu düşünür.  “Batılı tipin savunduğu başlıca değerler, yazarımıza göre Batı uygarlığına  özgü değerler: para, maddi başarı ve hazza dayanan  bir ahlâk anlayışı; Doğulununkiler ise  Türk –İslâm uygarlığından gelen  manevi değerler ve dine  dayalı bir ahlâk anlayışı.” Bu  eksiklikler  ancak  Doğuya ve Doğuluya ait ruh ile;  Batı ve Batılıya ait  şeklin meczi ile  giderilebilir. Fakat  yazarın  gördüğü kadarıyla,  üstün meziyetlerin birleşmesinden ziyade, kadınlar eli ile toplumsal ahlâkı bozacak şekiller normal yaşamın içine dahil edilmekte, bu anormal durum kadınların normali haline gelmektedir.  Bu anlamda Peyami Safa,  toplum normlarına uymayan  olumsuz davranışlar  sergileyen bu Batılı kadını;  çağa ayak uydurmak gibi bir derdi olmayan Doğulu kadını cezalandırır.  Kendisi de  olumlu toplumsal değişimi  Doğu- Batı sentezi aracılığı ile kadından beklemekte ve istemektedir. “En derin düşünce kaynaklarının Şarkta olduğunu kabul etsek  bile Avrupasız bu kaynaklar kuru çeşmelerden  farksızdır.” Görüldüğü gibi Doğu ve Batı değişmemektedir; yazarımız bunların değişmeyeceğini de bilmektedir. Bu sebeple beklentisi,  her iki medeniyetten çürük tarafların ayıklanarak sağlam yönlerin birleştirilmesinden oluşan yeni bir medeniyet  istemektedir.  Çünkü  hiçbir medeniyet tam değildir; saf da değildir. Büyük medeniyetler birbirlerinden etkilenmişlerdir.  Doğu- Batı sentezinde,  seciyesini koruyan Doğulu kadın ile  açık fikirli olan Batılı kadından  mürekkep olmasını arzu ettiği  “yeni kadından” beklentileri vardır. “...o halde  bugün için  mükemmel bir zevcenin  vasıflarını  tayin etmek  kolaylaşıyor: Eski ailelerin  kapalı ahlâki  terbiyesiyle  yeni ailelerin  açık fikrî  terbiyelerine  haiz bir genç kız.” Peyami Safa, ruhla birlikte  fikri olgunluğu yakalayan bu kadının düşmanı olmayacaktır. Ruhu ve fikri  yakalayanlar da,  nizam perisi gibi  tertipli bir yuva kurmaya  muktedir kızlardır.

 

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3710/sentez-ve-kadin

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar