Bey'at

Eklenme Tarihi: 15.01.2020 10:47:58 - Güncellenme Tarihi: 28.02.2020 09:04:29

        Mürşit,  Allah yolunda kendisine tabi olanlara hem veli bir dost hem de öncü bir rehber olmak için vardır. Hani birlikten kuvvet doğar ya,  aynen öyle de bir mürşidin rehberliğinde Allah için yola çıkan kafileyle birlikte seyr u sefer eylemekle de büyük bir kuvvet doğacaktır.  Malum, tasavvufta bir mürşidin öncülüğünde kurulan zikir ve hatme-i hacegan halkasının üzerine inen ilahi rahmetten toplu halde istifade etmek esastır. İşte bunun içindir, Allah Teâlâ sadık kullarla beraber olmamızı beyan buyurmaktadır. Madem, Yüce Allah (c.c)  sadıklarla bir arada bulunmazı diliyor,  o halde daha ne duruyoruz,  tez elden gün bugündür deyip bir kâmil mürşide bey’at edip aynı halkada cem olmak gerekir.

          Hele bir mürşid-i kâmilin dizinin dibinde diz çökmeye görelim daha önceden tereddüt ettiğimiz pek çok hususların kafamızdan silindiğini görürüz. Öyle ki kendimizi yeniden dünyaya gelmiş gibi hissettiğimiz gibi hatta bu arada bir mürşide bey’at etmenin ne demek olduğunu da idrak etmiş oluruz. Nasıl öyle idrak etmeyelim ki,  şöyle kendimize dönüp baktığımızda daha öncesinden hiç böylesine bizi bizden alıp yine bizi kendimize getiren herhangi bir iç dalgalanma yaşamamıştık.  Şayet dert dava titreyip kendi özümüze dönmekse,  işte öze dönmek bu biat etmenin tılsımında kodlu da.  Nitekim o kodun tılsımını ancak o halka içerisinde bulunduğumuz zaman fark edip idrak edebiliyoruz. Tıpkı gezegenlerin güneşin etrafında pervane olup kendi yörüngelerinde seyr u sefer eylemelerinde olduğu gibi bir tılsımdır bu. Öyle ya, gezegenler güneşin etrafında pür dikkat milim sapmadan seyr u sefer eylerde, biz niye bir mürşidin çekim alanında halka olup seyr-u sefer eylemeyelim ki. Ki, seyr-u sefer eyleyeceğimiz halka sıradan bir halka değil,  bilakis bize seyr u süluk yolunun kapısını açacak halkadır.  Bu öyle bir halkadır ki,  gücü etkisinde gizli. Hele bir insan kendini bu çekim gücü etkisinin dışına atmaya görsün sanki gökten bir yıldız kaymışçasına kendini bir anda meteor çukurunda bulur. Bir an gezegenlerin de güneşin çekim etkisinden sıyrıldıklarını düşünün, bir anda yörüngelerinden çıkıp kendi kıyametlerini yaşayacaklardır.  Aynen bir sofide mürşidinin çekim etki alanının dışına çıktığında kendi küçük kıyametini yaşayacaktır. Dahası bu hale düşen sofinin kendi nefsinin elinde zebun, şeytanın kucağında ise bir oyuncak hale gelmesi kaçınılmazdır.

          Peki,  yörüngeden ya da halkadan çıkmamak için ne yapmak gerekir?  Elbette ki bir mürşidin elini tutup bey’at aldığımızda verdiğimiz sözün mana ve ruhuna sadık kaldığımız sürece evvel Allah’ın izniyle hiç kimse bizi o halkadan söküp atamayacaktır. İşte, bey’at etmek bu ya,  derin bir bağlılığı da içerisinde barındıran bir kavram,  bu bağ nasıl koparılabilir ki.  Kaldı ki o tutulan el,  sıradan bir el değil,  silsile yoluyla elden ele ta Allah Resulüne kadar uzanıp yüce makamlara bizim adımıza arzı endam edilen eldir. Dikkat edin bizim adımıza dedik, çünkü Allah dostları ümmetin kurtuluşu için elimizden tutmaktalar.  Bizde onların elini tutaraktan tıpkı Akabe bey’atı ve Rıdvan bey’atında olduğu gibi sünneti seniyyenin gereğini yerine getirmiş oluruz da. Böylece karşılıklı ahitleşmiş oluruz.

         Evet, öyle kirlenmiş eller var ki; insanı uçuruma yuvarlar, öyle de öpülesi eller vardır ki insanı vuslata erdirir. Anlaşılan her şey tutacağımız ele bağlı olarak hayatımız şekillenmekte. Gönül ister ki; tercihimizi ikinciden yana kullanma istidadı göstersek de durduk yere hayatımızı zindana çevirmemiş olsak. Allah muhafaza kirli ellerden tutarsak vay halimize, yok eğer Allah dostunun elini tuttuysak biliniz ki hayatımızda kendimize yepyeni bir temiz sayfa açmışız demektir. Hele bir sofi, seyru süluk yolunda piştikçe bey’at ettiği zatın ahlakıyla boyanır da. Öyle ya, Peygamberimiz (s.a.v)’in “Müslüman,  dilinden ve elinden Müslümanların emin olduğu kimsedir” diye beyan buyurduğu şekliyle o emin el tutulduğunda hiç kuşkusuz tutan elinde ona paralel olarak emin bir kişi olacağı muhakkak.  Zira bir mürşidi kâmilin alameti sofisinin güzel ahlak haline bürünmesinden belli olur.  O halde güzel ahlak sahibi olmak için ilk evvela tüm geçmiş günahlara tövbe ederekten işe koyulmamız icab eder.

         Şu bir gerçek, şairin “Oluklar çift, birinden nur akar; birinden kir” dediği iki seçenekle karşı karşıyayız. Tercihimiz kirlilikten yanaysa Allah muhafaza şeytana bey’at etmiş buluruz kendimizi,  yok eğer tercihimiz hak ve hakikatten yanaysa başta Allah Resulü olmak üzere o’nun izini iz süren gelmiş geçmiş tüm sadatlara ve sadatların en son halkasında yerini alan diri bir mürşide biât etmiş oluruz. Unutmayalım ki;  şeytan kıyamete kadar boş durmayacaktır, o da kendine göre bir halka oluşturmak için pusuya yatmış durumda. Pusuya düşürdükleri olabildiği gibi düşüremedikleri de var elbet. Mesela şeytan,  peygamberler ve kâmil mürşitleri avlayamadığı içindir onlardan çok sıkıntı çekmekte.  Öyle ki, Allah dostlarının alınlarında parlayan nuru gördüğünde kaçacak delik arar da.  Her şeye rağmen yinede onlar şeytanın hile ve desiselerinden Allah’a sığınmayı ihmal etmezler.

           Malumunuz şeytan her türlü kötülüğe giden yolda azıp sapmışlara rehber olmak için var,  mürşidi kâmil ise iyiliğe giden yolda ümmete rehber olmak için vardır. Öyle ki insanların kalblerine sirayet etmiş her ne kadar kibir, ucub,  riya, haset, gaflet,  dünyalık hırs gibi maraz hastalıklar varsa tüm bu marazlardan kurtulmalarına vesile olmak için varlardır. Şimdi gel de ümmetin kurtuluşu için kendini adayan böylesi mürşidi kâmillere biat etme,  elbette ki bize bu noktada ne mutlu kıymet bine demek düşer.

         Tabi kıymet bilenlerin yanı sıra kıymet bilmeyenlerde var maalesef. Neymiş, yok efendim   “Benim aklım bana yeter, onlara bağlanmak da neymiş,  bu düpedüz tapmaktır”   türünden bir sürü aslı astarı olmayan dedikodu laflarla ortalığı bulandırmaktalar. Onlar karalaya dursun,  ne de olsa güneş balçıkla sıvanamayacağına göre bize düşen hiçbir kınayanın kınamasına aldırmaksızın bir mürşide bey’at ettiğimiz günde verdiğimiz sözün gereğinin icabını yerine getirmek olmalıdır. Biz biliyoruz ki;  mürşide biat etmenin akabinde aldığımız her bir adab ve talimatlar bizim için birer kurtuluş hükmünde derde deva reçetelerdir.  Malumunuz kalbin ilacı zikirdir. Zaten bir mürşid-i kâmilde taliplerine sırasıyla adım adım kalb zikri (lafza-i celal zikri),  letaif zikri, Nefy-u isbat zikri vererek tedavi etmekte. Böylece Allah yolunda müridinin seyru sülukunun tamamlanması hedeflenir de. Şimdi sormak gerek, onca taliplerine verilen adab ve talimatların neresinde bir mürşide tapınma söz konusudur,  tam aksine seyr u süluk idmanının başından sonuna dek devamlı ‘Allah’ adını anmak söz konusudur.  Burada mürşidin rolü Allah’a giden yolda sadece kılavuz olmaktır, hâşâ kendine taptırmak değildir.   Böylesi rehberlere can heyran elbet. Hem onlara can hayran, can kurban olmamak elde değil ki.  Bakın,  Habib-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) bu hususta ne buyuruyor:     

        “-Allah Teâlâ bir kulu sevdiği zaman Cibril-i Emine;  Ben o kulumu sevdim sende sev, Cibril de sever. Sonra sema ehline kelam ederek;   Haberiniz olsun o kulumu sevdim, onu sizde sevin der, gök ehli de sever. Sonra o kul için yeryüzünde kabul ve kullar arasında ona karşı muhabbet hâsıl olur.”

         Mademki Allah katında sevilmişler, o halde böylesi Salih kullar hakkında ileri geri laf etmeye kalkışıldığında bunun hiç bir şaka götürür yanı yoktur, buna tevessül eden her kimse şunu iyi bilsin ki bizatihi kendi kendisinin kuyusunu kazmış olur. Ki;  Allah dostları kınından çıkmayan kılıç gibidirler,  elbette ki çok üstüne gidilmezse kılıç kınından çıkmayacaktır. Ama kınına dokunduklarında bu kez zülfü yara dokunmuş olunur ki,  bunun bedeli çok ağır olur da. Çünkü Allah’ın dostum dediği kulu incitmek Allah’ı incitmek olur ki, hiç kuşkusuz er geç Allah’ın hışmına uğraması mukadderdir. Hani halk arasında ‘adam belasını buldu’ diye söylenen bir söz var ya,  aynen bu söz dönüp dolaşıp Allah dostlarını incitenleri de bulur.  Hele ki, alaya alınmak istenen, hakkında ileri geri konuşulmaya kalkışılmak istenen bir Allah dostu ise aman dikkat,  bu tip ortamlardan uzak durmakta fayda vardır.  Çünkü sadatlar münkirlerden şeytandan kaçar gibi kaçın diyorlar, aksi halde sofinin kendiside çok büyük zarar görür.

         Mürşid-i kâmil, Allah yolunda sadece rehber olmanın ötesinde aynı zamanda irşat edici bir davetçidir.  Her kim irşad edicinin davetine icabet ettiyse ne ala,   davete icabet etmeyip sadece saygı duymakla yetinirse bu durumda mazur görülebilir,  yok eğer daveti elinin tersiyle reddetmesi bir yana bir de bunun üstüne üstük münkirlik etmeye kalkıştığında o insanın vay haline,  yani münkirliğinin neticelerine katlanmak durumdadır. Sonuçta münkirlik ettiği insan sıradan bir insan değil ki,   Allah’ın sevdiği kullardan bir zattır o.  Hadi davetine icabet etmedi, tercihidir deyip bunu anlayabiliyoruz,  kaldı ki bu yolda zorla insanı halkaya dâhil edende yok zaten.  O halde münkirlik yapmakta ne oluyor.  Hiç kuşkusuz bu durumda o münkirin zelil hale düşmesi kaçınılmazdır.  Nitekim Yüce Allah (c.c) bu halde olan insanların akıbetini şöyle beyan eder de:  “Onlara; Gelin, Allah’ın Peygamberi sizin için mağfiret dilesin denildiği zaman başlarını çevirip kaçarlar ve sen onların kibir içinde uzaklaştıklarını görürsün.” (Münafıkun/5)

         Şu bir gerçek yalnızlık sadece Allah’a mahsustur,  şayet aciz kullar olarak her şeyin üstesinden tek başımıza geleceğimize inanıyorsak,  biliniz ki çok büyük yanılgı içerisindeyiz. Yanıldığımızın bariz delili şudur ki,  Rabbul Âlemin bu hususta şöyle beyan buyurmakta: “Ey İman edenler! Hep beraber Allah’a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur/31)  Hakeza çobansız kalmakta ısrarcı olmakta büyük bir yanılgıdır. Çobansız sürüyü kurt kapacağı malum. O halde çobansız tek başına yaşamak veya topluluktan uzak kalmakla nelerin kaybedileceğini bir değil bin düşünmemiz icab eder. Nitekim Resul-i Ekrem Efendimiz  (s.a.v) bu konuda; ‘Şüphesiz Allah, ümmetimi delalet üzerinde bir araya getirmez. Allah’ın eli cemaatle birliktedir. Kim cemaatten ayrılırsa ateşe gider’  diye beyan buyurmakta.

         Öyle anlaşılıyor ki bir çoban etrafında cemaat halde yaşamaya karar verdiğimizde ilk olarak tövbeyle yola baş koymalı ki kendimize bir temiz sayfa açmış olalım.  İslam ahlakı da her hayrın başında ve sonunda tevbe etmeyi gerektirir zaten.. Bakın Rabbul Âleminin bu hususta ne buyuruyor: ‘Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler de Resul de onlar için istiğfar etseydi, Allah’ı ziyadesiyle affedici ve esirgeyici bulurlardı.’ (Nisa/649)

        Hiç kuşkusuz Allah Resulünden sonrada tövbe kapısı kapanmayacak,  hayat devam ediyor çünkü. O’nun varisi hükmünde Rabbani âlimler ne güne duruyor,  kıyamete kadar bu tövbe ve bey’at kapısını devam ettireceklerine inancımız tam da. Bakmayın siz öyle tövbe almayı Hıristiyan papazların vaftizine benzeten bir takım kendini bilmezlerin densiz laflarına,  onlar karalaya dursun,  en iyisi mi biz işimize bakıp kadın erkek, çoluk çocuk genç ihtiyar demeden Yaradanımız’ın şu çağrısına kulak verelim. Bakın, Allah Teâlâ elçisi kanalıyla kullarına nasıl bir çağrıda bulunuyor: “Ey Peygamber! İnanmış kadınlar beyat için sana geldiklerinde beyatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok esirgeyicidir” (Müntehine/12).

            Velhasıl-ı kelam,  Yüce Mevla’mız bey’at hakkında: “Resulüm! Hem kendi kusurun hem de erkek ve kadın müminlerin günahları için istiğfar et” (Muhammed/19), “Resulüm sana biat edenler hiç şüphesiz Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim yaptığı ahdini bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kimde Allah ile yaptığı ahdine vefa gösterirse Allah ona en büyük mükâfat verecektir” (Fetih/10) diye beyan buyurmakla başsız olunamayacağının işaretini vermiştir.

            Vesselam.

 

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3683/beyat

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM