BİZ BÖYLE BİR MİLLETİZ VURUŞMA BİZİ İYİLEŞTİRİR

“Geldiğimiz noktada sadece Fethullah Gülen’i vermekle de kurtulamazlar. Kurtulamayacakları ilk cephe hatları Suriye ve Irak’ta neler olacağına bir bakın sonra tekrar devam ederiz.”

Bir gün önceki yazımızı bu cümlelerle bitirmiştik. Bu ifadelerde Türk askerinin Suriye’ye esaslı operasyon yapacağı zaten hissettiriliyordu. Operasyon aslında bir hafta önceden başlamış, son iki günde hem top atışları hem de özel kuvvetlerin hareketiyle ivme kazanmıştı. Şimdi havadan, karadan fiilen girmiş durumdayız.
 
Hareketin 24 Ağustos’ta başlamasının tarihsel anlamda sembolik özelliği olduğunu söyleyenler haksız sayılmazlar. Bu gibi hareketlerde semboller çok önemlidir. Bakışınızın, hareket ve amacınızın derinliğini gösterir. İleriye dönük projeksiyonlarınız bu tarihte ve hareket biçiminizde gizlidir. Bundan 500 yıl önce Yavuz Selim komutasındaki Osmanlı ordusu, 24 Ağustos'ta Mercidabık muharebesi ile Suriye'yi fethetmiştir. Bu önemli ayrıntı Türkiye’nin Suriye meselesine ne kadar derinlikli, ciddi baktığını, hadiseyi konjonktürel düşünmediğini göstermektedir.

Evet, Suriye bizim için tarihsel önemde bir konudur. Suriye bizim için yabancı bir toprak değildir. Kendi memleketimizdir. Oradaki insanlar kendi insanımızdır. Biz biriz. Birlikte güzeliz. Birlikte varız, birlikte ümmetiz. Birçok kıt akıllının anlayamadıkları, anlamalarını da beklemediğimiz tarzda, devletin özellikle Suriyelilere karşı izlediği yakın, yardımcı, duyarlı politikalarının asıl sebebi varoluş amaç ve sorumluluğumuzun doğal gereğidir. Bu günler elbette aşılacak. Zafer dayananların ve direnenlerindir.

Tarihsel derinliği olmayanlar günlük zorlamalar karşısında soluksuz kalırlar. Biz öyle olmadık, olmayacağız. Hareketin tarihsel önemi olan bir günde başlaması devletin de tarihsel bağ ve kodlarımıza uygun hareket ettiğinin kanıtlarından biridir. Siz o bağların sorumluluğu ile hareket ederseniz, Allah size yardım edecektir. Millet bu dava etrafında birleşmiştir, birleşecektir. Bütün kışkırtma ve saldırılara rağmen, emperyalistlerin darbeci işbirlikçileri, onlara yataklık yapan sözüm ona cemaat hainleri, ortağı diğer terör örgütlerinin acımasız saldırıları bu ümmetin beraberliğinden bir tuğla bile sökememiştir. Bizi bölgemizde hiç olmazsa etkisizleştirmek için işgali amaçlayan darbe girişimleri de sonuç vermedi. Tersine içindeki mikropları temizleyen bünye daha çevik ve daha vurucu bir savaş gücüne ulaştı. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Hele Yenikapı’da 5 milyondan fazla insanın bir araya gelip tek ses, tek yürek olması kâfir emperyalistlerin yüreğini tir tir titretti.

Türkiye bugün dünden daha güçlüdür. Yarın daha güçlü olacaktır. Canlanan ve canlandıran Çanakkale ve İstiklâl ruhunun karşısında kimse duramayacaktır. Çokları, Türkiye’yi hasta yatağında bir süre istirahat edecek sanırken Cerablus’ta yıldırım gibi çarptı. Biz böyle bir milletiz. Vuruşma bizi iyileştirir. Şimdi o bölgelerde hedefi milim şaşırmayan vuruşlarla fesat odakları paramparça ediliyor. Bize darbe vuracaktınız. Alın size darbe! Darbeyle amacınızı gerçekleştirecektiniz. Nasıl gerçekleştirdiniz mi? Cerablus’la başlayan operasyonumuz belki amacınızın gerçekleşmesine yardımcı olur. Olur mu ne dersiniz?

Daha önce de yazdık. Darbeye direnmek, savunma hattında Türkiye’yi korumaktı. Türkiye bütünleşmiş siyasal gücü, firesiz harekete geçen milli iradesi, yeni umut, aşk ve heyecanıyla evet yeni, büyük, ileri atılımlara başladı, başlayacak. Bir yeni dönem başladı, başlıyor. Tarihsel bir aralıktan geçerek kendi gönül ve medeniyet coğrafyamıza çok güçlü dönüş yapıyoruz. Hadiselere bizzat ve bilfiil el koyuyoruz. Olması gerekenler oluyor. Bu girişimimizin önü arkası, ötesi berisi son derece iyi hesap edildi merak etmeyin. Türkiye olmadığı kadar güçlü, yekpare ve tek kuvvet olarak ve tam zamanında hadiseye müdahale etti. Suriye’de veya Suriye’nin kuzeyinde asla bir oldubittiye müsaade edilmeyecektir. Bunu, öteden beri söylenen bu gerçeği blöf sananlar, korkunç bir yanılgı içinde olduklarını anladılar. Geç anlamalarının sebebi bize yakışır tarzda son derece ciddi söylediğimiz sözleri kendilerine yakışan huysuzlukla dinlemeleridir.

Başka yanılgılar içinde olduklarını da anlayacaklar. Ancak umulur ki, anlamaları, hadiselerin yanlış seyreden bir aşamaya gelmeden önce olsun. Değilse Türkiye diplomatik görüşmelerini yapar. Biz tarihi derinliği ve geleneği olan bir devlet ve millet olduğumuz için kitlesel sıkıntılara genel çözümler üretir, bu çözümleri diplomatik zeminde ve gizli saklı hesaplar yapmaksızın tartışırız. Doğruya herkesin katılmasını, katkı vermesini isteriz. Ciddiyetle sabretmemiz, son anda da olsa insan aklının ve vicdanının çözüme yöneleceğine ilişkin beklentimizdir.

Beklediğimiz olmadı. Sabrımız sonuçsuz kaldı. Kimi sorumsuzlar da sabrımızı korkaklığımızla yorumladı. ABD başta olmak üzere bölgeyi kana bulamaktan çekinmeyen kimi güçler, son derece küstah, sorumsuz davranışlar içine girdiler. Akıllarınca bölgenin haritasını değiştirecekler, insanların kaderlerini belirleyeceklerdi. Onlara bu yetkiyi kim verdi? Bu kadar kanın, gözyaşının, göçün, sıkıntının, katliamın baş müsebbibi Esat olduğu kadar onu kışkırtan, kullanan ABD ve Rusya’dır da. Bütün insani çözümlerine anlamsız engellemelerle karşılık gören Türkiye, sonunda gidişata müdahale etti.

Öyle bir zamanda etti ki, artık bu aşamadan sonra PYD’yi de, DAEŞ’i de elimizden kimse kurtaramaz. Hazır ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden burada iken bu gerçekleri, bu kararlılığımızı görsün. Görsün de yalandan da olsa stratejik ortak, dost olarak bildikleri Türkiye’ye karşı çapulcu bir terör örgütünü desteklemekten vazgeçsinler. 


İsterse vazgeçmesinler. Onlar isteseler de istemeseler de bu örgüt çok fena tıraşlanacak. Gök ekin biçilir gibi biçilecekler. Salih Müslim can havliyle çığlık atıyor. İstediğin kadar bağır. Seni elimizden kimse kurtaramaz artık. Tasmanı eline verdiklerin seni oraya buraya havlatıp duruyorlardı. Şimdi gelip kurtarsınlar seni, kim kurtaracaksa. İşin tuhafı bu sabah DAEŞ hedefleri vurulunca PYD bunun kabul edilemez olduğunu söyledi.

Ona kimsenin itibar ettiği yok ama nasıl müşterek çalıştıklarını bir kez daha açığa çıkarması bakımından ilginç değil mi? İstediğiniz kadar bağırın, bu son bağırmalarınız olacak. ABD de son siyasi atraksiyonlarını yapsın, o da karşısında yanıltamadığı, yanıltamayacağı bir gücün olduğunu görmüştür, görmüş olmalıdır. Biden yardımcısı olduğu o DAEŞ’in kurucusu Obama ile yeni ihanetler planlayabilirler. Onlar arkadan vurma planları yapmada usta oldukları kadar bizler ihaneti yüzünden, gölgesinden tanıyacak kadar ustalaştık.

“Geldiğimiz noktada sadece Fethullah Gülen’i vermekle de kurtulamazlar. Kurtulamayacakları ilk cephe hatları Suriye ve Irak’ta neler olacağına iyi bakın.” Evet daha dün, aynen böyle yazdık. 15 Temmuz darbe girişiminden öncesine kadar her şeye rağmen ABD’nin bizimle kabul edilebilir bir zemin ve güven ortamında konuşma hakkı vardı. Şimdi öyle bir hakkı kalmamıştır.

Eğer politik bir iyi niyet gösterisi için bile olsa dostluğunu göstermek istiyorsa şu PYD ve DAEŞ gibi terör örgütlerini açık veya gizli olarak desteklemekten vazgeçmelidir. Müzakere edilecek bir konu kalmamıştır. Diplomatik prosedür gereği müzakere yarım ağızla ve güvensiz bir ortamda cereyan edecektir. Ancak ABD’den bizim isteklerimiz vardır ve isteklerimizi yapmak zorundadırlar. Peki, yapmazlarsa ne olur? Kararlı olduğumuz durumlarda ne kadar engellenmez ve öngörülmez olduğumuzu en iyi ABD bilmelidir. Şimdiye kadar bilemediyse bile   Temmuz’da bilmiş olması gerekmez mi?

Sonrası elbette onların bileceği bir iş.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/364/biz-boyle-bir-milletiz-vurusma-bizi-iyilestirir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar