Halkın Adamı

Eklenme Tarihi: 26.12.2019 09:52:47 - Güncellenme Tarihi: 17.02.2020 17:12:56

Halkın adamı  olarak kalabilen  yöneticiler  iktidarlarını ını kaybetmezler.  Halk adamlığı iddiası ile geldikten sonra, halk adamlığı dışındaki her şeye dönüşebilen  ve sonunda  halkına kafa tutup  onunla inatlaşan  iktidarını devam ettiremez. Böylesi bir yapıyı halk iktidarda tutmaz;  mümkün olan en kısa sürede savurup atar.

Halk, yönetimden uzaklaştırılıp  yöneticilik  işi  oligarklara bırakıldığı zaman,  çoğulcu olarak bütüncül  şekilde  temsil edilmesi  gereken  halk, hakkı olduğunu bildiği  şeyleri  ve  kaybettiği kazanımlarını oligarklardan  almak isteyecektir.   Günümüz Türkiye’sindeki  mücadele de  özünde  oligarklarla halkın mücadelesidir.  Yöneticiler,  halkın yanında yer almakla  onları  iktidara taşıdıkları kadar, halk vasıtasıyla  kendilerini de  iktidara  taşıyacaktır.

Halkın adamı olduğunu iddia eden  yöneticiler, sorumlulukları  altında bulunan  insanlardan  beslenme, barınma, adalet içinde yaşama, iş sahibi olma gibi  temel  ihtiyaçları karşılanmamış tek bir  insan bırakmamalıdır ki piramidin diğer katmanlarına  kişi tırmanmaya çalışabilsin. Temel  ihtiyaçlarını karşılayamamış olan  halktan  kendini gerçekleştirmesi  beklenemez.

Yüksek demokrasinin olduğu ülkelerde özgürlük havası eser. Özgürlüğün olduğu  yerde her insan  yaşayışına dilediği düzeni verebilir.   Demokratik  düzen,   değişik insanları bir araya toplayabilmesi bakımından  şimdilik düzenlerin en güzelidir.  Demokrasi ile yönetilen bir  devlette  pek çok düzen çeşidinin  bir arada olması sebebiyle  istediğin  düzeni  seçip almak da   mümkündür.  Çünkü  burada özgürlük  alabildiğine fazla olduğu için  bütün düzenler mevcuttur.  İstediğin düzeni alabileceğin  demokrasi panayırında,  herkesin mutlu olacağı bir sistemi kurmak isteyenler,  ancak  demokrasi devletine giderek diledikleri düzeni   tercih edebilirler.   Kurulan sistemden herkesin her bakımdan  yarar görmesi için demokrasi çıtasının yüksek tutulması ve  devlete, menfaat sağlama aracı olarak bakmayanlar tarafından  ülkenin yönetilmesi gerekir.  Demokrasi çıtası düşükse, “Kanunlar sana komutanlık, yargıçlık yetkilerini vermemiş olsa da, komutanlık yargıçlık edebilirsin.”

Demokrasi çıtası düşük ülkelerde, yönetici kişinin doğuştan gelen yaratılış özelliğine matuf üstünlüğü, çocukken hep iyi ve güzel şeylerle oynaması,  sonrasında kendini iyi ve güzel şeyleri öğrenmeye vermesine değer atfedilmez.  Bir devlet adamının nasıl yetişmesi ve ne bilgiler edinmesi gerektiği ile de ilgilenilmez.  “Halkın adamı” dedirtmek, yönetme  şan ve şerefini almak için yeter artar bile.   

Halkın adamı olan siyasiler, kendilerini yasaların üstünde görmezler ve kendilerini yasa üstüne çıkaran  eylemlerde bulunmazlar.  Halk gibi yaşadıklarını, üstündeki kaftanın  hesabını vererek halka hissettirirler. Yasalar vatandaş için geçerli olup  siyasi karar alıcılar için uygulanır değilse;  bu durumun  taşları bağlayıp köpekleri serbest bırakmaktan farkı da kalmaz.  Başkanın kontrolünde olan yürütmenin,  yargıyı kontrol edememesi  hukukun üstünlüğünün  göstergesi olacaktır.

Yasa üstü   güce sahip olan  kişi, halkın adamı olamaz.  Halkına karşı  yanlış kullanılan gücü durduracak şekilde  yasa konulmadığı , yasa konulsa dahi yasaların durduramadığı,  ya da   yasaların uygulanıp uygulanmadığı denetlenip  gerektiğinde  yaptırım  devreye sokulmadığı taktirde,   halk   adamlığından söz edilemez.  Bir devlet ve yöneticisi,   halkını her çeşit  iç ve dış düşmandan koruyacak kadar güçlü, halkını da kendinden koruyacak kadar  zayıf olmalıdır ki  halkın  teveccühünü kazanabilsin. Bu teveccühün kalıcı kılınması  yürütmenin  gücünün yasalarla sınırlandırılmasına bağlıdır.

Bütün güçleri hızlı karar alma ihtiyacı ile yürütmede toplamak, hukukun üstünlüğünü de  dolaylı olarak umursamaz olmaktır.   Hızlı karar almak,  düşünceyi  doğruluk bakımından hem de akıl  ve düşünce çeşitliliği  yönünden fakir kılacaktır. Artık  ülkemizde yürütme,  hukukun üstünde bir  yerde oturmaktadır.  Yasaların üstünde olan,  gücü sınırlandırılmamış yürütme,  halk nezdinde  bir diktatör görünümündedir. Bu görüntüden uzaklaşmanın tek yolu da, gücü,  parlamenter sistemde  deneyimlediğimizden  daha fazla  ilgili alanlara yaymakla mümkündür.

Yargısı bağımsız olmayan,  parlamentosu  da yasama faaliyetine  ilaveten  denetleme görevini yapamayan  ülkelerde liderler, halkın adamı olarak kalamazlar. Gelecek Parti’si  Genel Başkanı  Ahmet  Davutoğlunun,  parlamentoya   hesap vermeye hazır oluşu,  hem dolandırıcılık  söyleminin kuru bir iftiradan öteye gitmediğini haykırır nitelikteydi;  hem  de  Parlamento’nun denetleme  yetkisine olan ihtiyaca atıf vardı.

Birinci sınıf demokrasiyle yönetilen ülkelerde,  halkın bünyesine uygun kurulan  sistemi keyfi şekilde değiştirmeye  yöneticilerin  gücü yetmez.  Çünkü  sistem başkandan daha güçlü, daha saygın ve daha yukarıdadır.  Ülkemizde ise  anayasa dahil, hukukun, parlamentonun,  başkandan  aşağıya  itildiğini  görmek zor değil.   Ülkedeki gidişattan sorumlu olanlar,  hesap  vermezlik  zırhıyla kendilerini korumaya almışlarsa, büyük   felaketin halk olarak  her an kapımızı çalmasını bekleyebiliriz.

Denetlenemeyen ve  yasal olarak  gücü  sınırlandırılmayan  otoriter  liderlerin  halkın adamı olması beklenemez. Hukuk üstü bir başkanın olduğu ülkelerde  yeterli ya da yetersiz olan anayasa da işlevini yitirir.

Halk adamı, ülke  menfaatlerini  dolayısı ile ülke vatandaşlarının hepsinin  çıkarlarını, refahını  gözeten ve bunları uygulayan kişidir. Yöneticiler, ülkede yaşayan her bir bireyi  kendi ailesinin bir ferdi olarak görebildiği  gün  halkın adamı olmayı  da başarmış olacaktır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3639/halkin-adami

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar