Demokrasi ve İnsan Hakları Günü

Eklenme Tarihi: 09.12.2019 08:00:00 - Güncellenme Tarihi: 25.01.2020 16:17:57

Batıda 1215 tarihli Magna Karta ile başlayan insan hakları mücadelesi 1776 yılındaki Virjinya Haklar Bildirisi, yine 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirisi ile ivme kazandı. 10 Aralık 1948 günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu?nda İnsan Hakları Evrensel Bildirisi kabul edildi. II. Dünya Savaşı?nda milyonlarca insanını kaybeden Batı artık devlet karşısında bireyin haklarını savunmak zorunda hissediyordu kendisini. Bu gayeyle 30 maddelik bir bildiri hazırlanıp oylandı ve 8 çekimser oya karşılık tasarı kabul edildi. İnsan Hakları Bildirisi?nden kısa bir süre sonra yani 1950?de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi yürürlüğe girdi.
Antik Yunan?dan beri bilinen demokrasi işte bu süreçte gelişti. İnsanlığın keşfedebildiği veya icat edebildiği en hümanist yönetim tarzı olarak toplumlara sunuldu. İnsanın sahip olma ve yönetme arzusu, egemenliğin tüm toplum bireylerine ait bir sorumluluk oluşu biçimindeki bir tanımlamayla beslendi. Aristokrasiye muhalif birey ve grupların siyasi programı olarak taktim edildi. Tüm bunlara rağmen günümüzün temsili demokrasilerinde bile yöneten-yönetilen ayrımı ile vekilin asil üzerindeki baskın rolü problemi çözülemedi. J.J. Rousseau?nun da dediği gibi, halkın iktidarı fikri sadece bir ideal olarak kaldı. 10 Aralık gibi törenlerde beylik tanımlamalarla ve günü kurtarmaya dönük retoriklerle topluma ?yönetimde söz sahibi olduğu? fikri zerk edildi.
Halbuki gerçek demokraside, halkın yönetime geniş çapta katılımı, farklı düşüncelerin serbest ifadesine ve örgütlenmesine imkan tanıma, çoğunluk kararlarına uyma ve azınlık haklarının korunması, temel hak ve özgürlüklerin güven altına alınması, kuvvetler ayrılığı ilkesiyle oligarşik bir siyasete evrilmenin önüne geçme ve hukukun üstünlüğü prensipleri vazgeçilemez esaslardır. Bu temel değerlerin pratik alanını ise yani demokrasinin araçlarını ise referandum, siyasi partiler ve seçimler oluşturmaktadır. Şeffaflık, denetlenebilirlik, devlette süreklilik ve yerleşik siyasi geleneklerin devam ettirilmesi de demokrasinin daha aktüel işleyişini temin edecektir. Şiddet kullanmaksızın iktidarın el değiştirebilmesi ise demokrasiyi diğer yönetim biçimlerinden ciddi anlamda ayırmaktadır.
Bu niteliklerin ademiyeti ise üretim araçlarını elinde tutan bir sınıfın baskısını gizlemeye yarayan ve çoğunluğun yönetime katılma hülyalarına imkan sunan aldatmaca bir rejim doğuracaktır. İsterse bunun adı demokrasi olsun. Teslim alınmış medya araçlarıyla kuvvetler ayrılığı varmış gibi yayınlar yapılır, temel hak ve özgürlükler olmayan veya üretilen beka sorunlarıyla kısıtlanır, siyasi taban salt korkularla itaate zorlanır ve ekonomik göstergeler sürekli manipüle edilir! Yine demokrasinin yokluğu veya azaltılması, çoğunluk hakimiyetinin azınlık hak ve özgürlüklerini kısıtlamasına neden olacağı, egemen sınıfın özgürlük alanlarının demokrasi ve insan haklarına zarar verecek tarzda genişleyeceği ve milli - kamu güvenliği ile ülkenin bütünlüğüne dönük tehditleri karşılayabilecek bir ?eşit vatandaş? ve ?devlete aidiyet? düşüncelerinin yok olmasına sebep olacağı aşikardır.
Batı, özellikle soğuk savaş döneminde, kendi dışındaki bloku yıpratmak için insan haklarını ve demokrasiyi suistimal etti. Bu ülkelerdeki muhalifleri destekleyerek cesaretlendirdi. Doğu Bloku?nun çökmesinden sonra da aynı şeyi yeni düşman ilan ettiği Müslümanlara yaptı. Güya demokrasi getirme aldatmacasıyla Müslüman ülkeleri işgal etti. Özellikle Batının, 1990?lardaki seçimler sonrası Cezayir?de güçlenen İslami cepheye karşı olan tavrı, 2013?deki Mısır Sisi darbesine verdiği destek, ırkçı bir rejime sahip İsrail?in her hâlükârda yanında durma, zengin Körfez monarşileriyle gayet uyumlu işbirlikleri(!) gibi iki yüzlü tavırları ister istemez Orta Doğu halklarında Batıya ve onun ürettiği medeniyete karşı reaksiyoner bir tavır geliştirdi. Bu ülkelerde Batılıların ve yerli işbirlikçilerinin gerçekleştirdiği her türlü tecavüz ve tüm savaş suçları örtbas edildi. Bu emperyalist siyaset Batının ürettiği değerlere karşı Doğu insanında sürekli bir şüphe oluşmasına neden oldu. Batı, bu algıyı kırmak için küreselleşme aygıtını harekete geçirse de Doğu halklarında oluşan güvensizlik uzun bir süre daha devam edeceğe benzemektedir.
İnsan Hakları Bildirisi?nin kabulünden bu güne 71 yıl geçmesine rağmen hala dünyada trajik bir şekilde hak ihlalleri devam etmektedir. Irk, mezhep, din, ideoloji kaynaklı ihlaller her geçen gün daha da artmaktadır. Kendini yeni dünyanın efendisi olarak takdim eden ABD?de kölelik bir kurum olarak 1926?da kaldırılmış olmasına rağmen hala ırkçı ayrımcılık devam etmektedir. Güney ve Kuzey Amerika Kıtasında sadece Kanada ve ABD, yaşam standardı anlamında daha yüksek bir konumdadır. Diğer Amerikan halkları pek çok problemle baş etmek zorundadır. Uzak Doğu?da ve Batı Asya?da da milyonlarca insan Dünya standardının çok gerisinde bir yaşam sürme mecburiyetinde bırakılmıştır. Uygurlardan Huilere, Arakanlı Müslümanlardan Orta Doğu halklarına, İsrail dışındaki tüm Afrika toplumlarından Doğu Avrupa Müslüman milletlerine kadar milyarlarca insan bugün huzur içinde ve insan onur ve haysiyetine yaraşır bir yaşam sürdürememektedir. Yeni dünyanın efendileri ve onların eli kalemli, eli silahlı ve eli paralı mankurtları kendileri dışındakilerin huzursuzluğu üzerine bir refah imparatorluğu kurmuş ve bunun ilelebet yaşaması için hemcinsini yok etmekten çekinmemektedirler.
Savaşlar, göçler, sömürü çarkları, hak ihlalleri, talan edilmiş bir dünya ve modern kölelik ile mağdur edilen milyarlarca insan! Modern veya postmodern uygarlığın insanı getirdiği son nokta! Sahip olma ve hükmedebilme tutkusunu gözden kaçıran ve bunların faturasını kutsala kesen zihniyetin kendini ilahlaştırması sonucu cehenneme çevirdiği hayatlar ve içindeki milyarlarca huzursuz insan!
Tüm bu olumsuzluklara rağmen, bizler, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü?nde ve diğer zamanlarda, geleceğimiz adına ümitvar olduğumuzu ilan etmek durumundayız. Zira her nerede ve her ne zaman insan kendi kendisine yettiğini zannedip sınırları aşmışsa orada onu ?Vareden Kudret? devreye girmiş ve ona bir istikamet çizmiştir. Kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü, insanların köleleştirilip pazarlarda satıldığı, güçlünün her daim haklı sayıldığı, insan onuruna yakışmayan inançların ufukları kapladığı 630?ların Mekke?sinde İnsan Haklarının ilk nüvelerinin Veda Hutbesi tarzında bir Yetim tarafında haykırılacağı kimin aklına gelirdi ki!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3601/demokrasi-ve-insan-haklari-gunu

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar