Yanlış Atatürkçülük -I-

Ben bu yazımı 11 Kasım 2019 tarihinde yazıyorum. 

Dün, Atatürk’ün ölümünün 81. Yıldönümüydü, televizyonlarımızın haber saatlerinde, Ankara ve İstanbul’daki merasimleri, büyük bir dikkatle seyrettim. On binler veya bazı kanalların ifadesiyle yüz binler, Anıtkabir’de veya Dolmabahçe Sarayı çevresindeydiler. O büyük kalabalıklara bakarken, içimden kendi kendime söyledim: Acaba bu on binlerin, bu yüz binlerin onda biri, yüzde biri değil binde biri Atatürk’ü, Atatürk devrimini ciddi bir eserden okumuşlar mıdır? Diye geçirdim. Böyle düşünmemin elbette bir sebebi var. Çünkü ben, şahit olduğum pek çok hadiseden sonra inandım ki biz millet olarak Atatürk’ü  Atatürk devrini yeteri kadar bilmiyoruz. Bilmiyoruz çünkü okumuyoruz. Resmi kayıtlara göre, dünyada en az okuyan milletlerin başında maalesef bizde varız. Bizim altımızda Ortadoğu İslam Ülkeleri, onların altında Afrika tamtamlarıyla, Avustralya’nın kahverengi dirili Aborjinleri var.

Resmi rakamlara göre: ABD bir yılda basılan kitap sayısı 72. 500 Sovyetlerde 58.000, Japonya’da 42.000, Fransa’da 27.000, Türkiye’de ise sadece 7.000’dir. Yalnız bu rakamlar 1980 yılına aittir. Kabul edelim ki  bu rakamda yüzde yüz bir artış olmuştur. O zaman diyebiliriz ki, Batı ülkeleri yanında bir yılda bizde de 14.000 kitap basılmaktadır. Bu rakam kimin yüzünü güldürecektir. Biz çok az okuyan bir milletiz. Okumadan, araştırmadan Atatürk’ü ve devrini nasıl biliriz?

Evlerimizin %95’i kitapsız ve kütüphanesizdir. Bizim sevgili annelerimiz evlendikleri zaman, babalarının evinden kocalarının evine, bazen bir bazen iki kamyon dolusu çeyiz eşyasıyla gelirler. Bu iki kamyon eşya asında sadece bir kitap vardır. Kur’an-ı Kerim onu da okumasını bilmezler. Süslü bir muhafaza içine yerleştirip tavana yakın bir yere asarlar. O Kur’an öylece orada durur. Mehmet Akif ne kadar doğru söylemiş;

 “İnmemiştir hele Kur’an, şunu hakkıyla bilin

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için”

Ve yine Mehmet Akif, bir büyük gerçeği daha ortaya koymuş: 

“ Ne kurt elif ba’yı sökmüş ne Türk okur, ne Arap

Ne Çerkes’in ne, Lazın var, bakın elinde kitap

Hülasa milletin efeadı bilgiden mahrum

Lakin şunu unutmamak lazım zaman: Züman-ı ulum”

Devir, Akif’in belirttiği gibi ilim devridir, fakat bu ilim devrinde, milletimizin çok büyük bir çoğunluğu bilgiden mahrumdur. Buda milletimizin çok az okumasından meydana gelmektedir. Gerçi, daha önce de yazmıştım ama bir kere daha tekrarlamamı lütfen hoşgörün: 1947 yılında, Sivas’ta , Ziya Gökalp ile okulunun beşinci sınıfında idim. Sınıf öğretmenimiz Makbule Yurteri, bir gün hepimize bir soru sordu: 

-Çocuklar! En büyük çizmeyi kim giyer?

Hep bir ağızdan bağırarak cevap verdik

-Atatüüürk!

-Pekala çocuklar en büyük şapkayı başına kim koyar?

Aynı heyecanla aynı huzurla tekrar hep bir ağızdan haykırdık

-Atatüüürk!

Öğretmenimiz kahkahalarla gülmeye başladı. Aradan 72 yıl geçmesine rağmen söyledikleri hala aklımdadır.

-Çocuklar, en büyük çizmeyi niçin Atatürk giysin? Kimin ayağı büyükse, en büyük çizmeyi o giyer. Atatürk’e en büyük çizmeyi giydirdiniz mi, Atatürk yürüyemez!

Çocuklar, en büyük şapkayı niçin Atatürk taksın. Kimin başı en büyükse en büyük şapkayı o takar çünkü en büyük şapkayı Atatürk’ün başına koydunuz mu, o şapkanın yanları Atatürk’ün omuzlarına kadar iner. Atatürk önünü göremez kimin başı en büyükse, en büyük şapkayı o takar anladınız mı? Doğrusu ben hiçbir şey anlamamıştım. Kimin ayağı Atatürk’ün ayağından ve kimin başı Atatürk’ün başından büyük olabilirdi? Çünkü en büyük o idi. Sınıf öğretmenimizin çok doğru bir açıklama yaptığını, zamanla öğrendim ve kabul ettim. 1947-2019 yılları arasında, hem Atatürk üzerine çok okudum, hem de pek çok hadiseye şahit oldum. Hayretle ve dehşetle gördüm ki devletimizin, Başbakanlığı, Cumhurbaşkanlığı, Bakanlığı, Genel Müdürlükleri…  Makamlarında oturanlar ya Atatürk’ü hiç okumamışlardır veya bilgileri bizim o ilkokulun beşinci sınıfında iken bildiklerimizden pek farklı değildir.

1980- 81 yıllarında, Kültür Bakanlığında Müsteşar yardımcısı idim. Aynı zamanda, Milli Eğitim Bakanlığında, Bakanlıklar arası ortak kültür komisyonu başkanıydım. Komisyonumuzda, her bakanlığı temsilen bir kişi bulunuyordu. Vazifemiz yurtdışındaki işçi çocuklarımızı okutmak için Milli Eğitim Bakanlığının açmış olduğu yazılı imtihanlara girerek geçer numara alan öğretmenlerimizi birde sözlü sınavdan geçirmekti. O öğretmenlerimiz, acaba devletimizi, milletimizi, yurt dışında temsil etme gücüne, bilgisine sahipler miydi? Çeşitli sorularla bu hususu öğrenemiyorduk. 

Sözlü sınava giren öğretmenlerimiz, 15-20 yıllık öğretmenlerimizdi. Bir gün komisyon arkadaşlarıma dedim ki:

-Şu öğretmenlerimizin bir de Atatürk üzerine bildiklerini öğrenelim. Karşımıza oturan 99 öğretmenin her birine ayrı ayrı sordum

-Atatürkçü müsünüz hocam?

-Elbette Atatürkçüyüm!

-Tebrik ederim. Atatürk’ün Nutuk isimli eserini okudunuz mu?

-Okumadım efendim.

-Nutuk’un kaç cilt olduğunu biliyor musunuz?

-Bilmiyorum efendim

-Atatürk’ün Zabit ve Kumandanla Hasbihal kitabını gördünüz mü?

-Görmedim efendim

-Türkiye’de, Atatürk üzerine yazılan kitaplardan herhangi birisinin ismi var mı aklında?

-Anımsamıyorum efendim!

Sözlü sınavdan geçirdiğimiz öğretmenlerimize dedim ki: Benim kör ninem de sizin kadar Atatürkçüdür! Okumadan, bilmeden Atatürkçü olamazsınız!

Doksan dokuz öğretmenimizden sadece Tokat’lı bir öğretmen sorularıma doğru cevap verdi. Gerisinin Atatürk üzerine hiçbir ciddi bilgisi araştırması, okuması yoktu. Okumadan, araştırmadan, bilmeden Atatürkçülük olmaz.

2019 yılının 10 Kasımında, Anıtkabire veya Dolmabahçe’ye koşanlara teker teker sorsaydınız, size 1980 yılında o 15-20 yıllık öğretmenlerimizin verdikleri cevaplarla ağızlarını açacaklarını görürdünüz. Okumadan bilmeden Atatürkçülük olur mu?

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3587/yanlis-ataturkculuk--i-.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

İbrahim
02.12.2019 13:52
İşte asıl mesele budur hoca! İnsanlar M.Kamal'a ifrat ya da tefrit derecesinde söz ediyor, his duyuyor; yani aşırı bağlı olduğunu ya da nefret ettiğini beyan ediyor. Fakaaat o insanların belki pek az kısmı haricindekiler bilmeden, kulaktan dolmayla ya da ideolojik saikle konuşuyorlar, yazıyorlar maalesef ! Ben şahsen M.Kamal hakkında az-çok bilgi sahibiyim, anlatılanlardan, okuduklarımdan, tahkikatlarımdan anladım ki M.Kamal benim sevebileceğim birisi değildir. Ama keşke insanlar O Kamal'ı bilip de, tanıyıp da sevseler ya da nefret etseler. Bunun sebebi ise şu ki: Uzun seneler boyunca bu milletin evlatlarına öğretilmeye, ezberletilmeye ve kabul ettirilmeye uğraşılan ve yalan-uydurma tarih dersleriyle dayatılan ideolojik tarih anlatımlarıdır. Cahil bırakılmış milletin evlatları ecdadının yazısını -Osmanlı Türkçesini- aslından okuyamamaktadır ki pek yazıktır bu hal! Bu demek oluyor ki tarihimizi asıl kaynaklarından değil de ancak Latinceye çeviriyle, başkaları vasıtasıyla ve rejimin izin verdiği ölçülerle öğrenilebiliyor halihazırda. Şayet 5816 Sayılı Kanun kaldırılıp, hakikatler serbestçe günyüzüne çıkartılıp millete öğretilebilirse, işte o vakit nura, aydınlığa kavuşacak ve kendimizi bilebileceğiz inşallah!

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar