Bir Ülkü Çınarını daha yolcu ederken…


“Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?
Öleceğiz müjdeler olsun, müjdeler olsun!
Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!”

                                               Necip Fazıl Kısakürek

Sonbahar: hüzünlü ama huzurlu, en kâmil sevgiyi barındıran, en güzel aşkların yaşandığı, en güzel şarkıların söylendiği, maneviyat kuşunun bulutların üzerlerine kadar kanat çırpabildiği mevsimdir…  

Sonbahar, sonsuzluğa bakan sonu hatırlatır, ölümü hatırlatır. Ölüm bir son mudur, yoksa sonsuzluğa açılan bir kapı mı, elbette doğum sancısıdır, sonsuzluk âlemine doğmaktır.

Hayatının sonbaharında, bir Sonbahar günü, aylardan Kasım bir ülkü çınarı Turan Güven de uçmağa vardı. 

Habis mikrop vücudunu teslim alırken, o Yaradan’ına kavuşmanın hayalini kuruyor, keyfinde, huzurunda, gülen gözlerinde en ufak bir eksilme olmuyordu.

“Misafir olduğumuz bu dünyada, misafirliğimiz sona erecek diye kederlenmeli miyiz yani” diyordu.

Bizim bir gurubumuz var, öyle sosyal medyanın yapaylarından olanı değil!... Vatan kurtarma hikâyesi olan 9-10 arkadaş, ayda bir toplanır, yemek yer, sohbet ederiz. Bazen de misafir davet ederiz. Son toplantılarımızın birinde Turan Hocayı davet etmiş idik. “Tabi gelirim” dedi. 

Turan Hoca’nın; gülen, neşeli, huzurlu halini görünce çok sevindik.  

“Hocam sıkıntıyı- hastalığı atlatmışsınız maaşallah” dedik.

“Hayır, habis mikrop ilerleme kaydetmiş, misafirliğimiz bitene kadar buradayız. Azrail’e hoş geldin demesini de biliriz” diyordu.

Hoca, ölüme Mevlana gibi bakıyordu.

Turan Güven Hoca’yı 20 yıl önce tanıdığımda, Yunus Emre’nin dergahından kopup gelmiş bir dervişti sanki!...

Daha sonra bir kitap yazdı; “İnsan Gelecekte Yaşar – 2006” O kitabı okuyunca hayretler içerisinde kalmıştım. Gençlik yılları; gözünü budaktan esirgemeyen korkusuz ülkücü bir Alperen…

Müthiş aksiyoner bir adam, millet düşmanları ile olan her kavganın içerisinde onu görebilirsiniz. 3 defa da Ulucanlar Cezaevini zorunlu ziyareti var.

Turan Hoca elbette; ülküsünden, ideallerinden, vatan-millet sevgisinden, inançlarından son nefesine kadar asla taviz vermeden yaşadı. Ancak ileri yaşlarında kavgalardan uzak kalarak kendisini, üniversitelerde; vatana millete hayırlı- iyi gençlik yetiştirmeye adadı.

Bir ara Muhsin Yazıcıoğlu’nun daveti üzerine BBP’de Genel Başkan Yardımcısı olarak siyasetle iştigal etti. 2002 genel seçimlerinde BBP Osmaniye milletvekili adayı oldu. Ankara’dan Osmaniye’deki seçim bürosunun açılışına giderken; “Sen de gelir misin” dedi. 

Gelirim tabi Hocam, sizi yalnız bırakır mıyım?” dedim.

Birkaç araç konvoy yapıp Ankara’dan yola koyulduk. Aksaray ‘da mola verdiğimizde Turan Hoca; “Hemşerim ben şimdi seçmene ne konuşayım” diye sordu.

“Önce Osmaniye’deki seçmen hedef kitlesini tasnif edeceksiniz; çiftçiler, işçiler, esnaf ve memurlar gibi. Her kesime yönelik vaatlerinizi sıralayacaksınız. Mesela çiftçilere tohumluklarını ücretsiz vereceğinizi, kredi faizlerini sileceğinizi anlatabilirsiniz” diye devam ederken,

“Dur orada, biz yapamayacağımız sözü veremeyiz, verdiğimiz sözü de tutarız. Seçmeni kandırarak iktidara geleceksek Muhsin Yazıcıoğlu’nun yanında ne işimiz var?” diye itirazını yaptı.

İşte bu hassasiyet muhteşemdi.

Turan Hocaya; “Bankaların içlerini boşaltılması dahil 70 milyar Dolar’lık yolsuzluktan bahsediliyor, çiftçilerimize de 1-2 milyar Dolar’lık destek verebiliriz” dedim.

Hayır, önce bunun hesabını yapmalıyız, ya hesaplar tutmazsa mahcup olmaz mıyız” diyordu.

Bugünkü politikacılar kandırarak kazanırken kaybettiklerinin farkına varamıyorlar. Turan Hoca kaybederken ebedi kazananlardandı.

Bu küçük hatıradan sonra biraz da Turan Güven Hoca’dan bahsedelim:

Kadirli’nin Sarıdanışmanlı köyünde 1950 yılında dünyaya gözlerini açtı. Henüz ortaokul yıllarında Milliyetçiler Derneği ile temas kurdu. Nihal Atsız’ın çıkardığı dergi ve kitapları okumaya başladı. Mersin Öğretmen Okulunun en başarılı öğrencileri arasındaydı, Ankara Yüksek Öğretmen Okuluna seçildi. Burada Ülkücü Harekete girdi.

Ankara Ülkü Ocaklarının kurucuları ve yöneticileri arasında yer aldı. 

Yüksek Öğretmen Okulu Ülkü Ocağı Başkanlığı, MHP Gençlik Kolları Genel Başkanlığı, Üniversite, Akademi ve Yüksek Okul Asistanları Derneği Genel Başkanlığı, Ülkücü Öğretmenler ve Öğretim Üyeleri Derneği (ÜLKÜ – BİR) Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu.

Ankara’da çıkan öğrenci olaylarından dolayı 3 kere cezaevine girdi, bir ay sıkıyönetim komutanlığında gözetim altında işkenceye maruz kaldı.

Okulu bitirdikten sonra aynı okulun Biyoloji Bölümüne asistan olarak girdi. 

Doktor, doçent ve profesör olarak muhtelif üniversitelerde vefatından bir sen öncesine kadar Türk Gençliğine hoca olarak hizmet etti.

“inna lillahi ve inna ileyhi raciun” Doğrusu biz Allah'a aidiz ve sonunda yine O'na döneceğiz" 

Allah(cc) gani gani rahmet eylesin, başta Fatma Hocam olmak üzere tüm aile ve dostlarına, akrabalarına sabır ihsan eylesin inşallah

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3581/bir-ulku-cinarini-daha-yolcu-ederken.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar