Saraydaki CHP'li

Abesle iştigal dediğimiz şey işte budur: Önceki gün Rahmi Turan köşesinde bir CHP milletvekilinin CB Erdoğan ile görüştüğünü, CB'nin o kişiye CHP genel başkanlığına aday olmasını söylediğini yazdı. Ardından kıyamet koptu. Kim görüşmüş soruları sorulmaya başlandı. Ülkenin çözüm bekleyen sorunları bir tarafa bırakılarak  gündem bu konuya kilitlendi.
Cumhurbaşkanı partili de olsa herkesle görüşebilir. Bunda eleştirilecek bir yan yok. CB ile görüştü diye kimse düşüncelerinden vazgeçmez. Ne sayın Cumhurbaşkanının o kadar ikna edici bir yeteneği var ne de bir görüşme ile insanlar düşüncelerini değiştirir.
CB ilk defa makamını ileri sürerek böyle bir görüşme olmadığını söyledi. Bu kadar iddialı konuşulduktan sonra artık bu mesele üzerinden ülke sorunlarını ikinci plana atmanın anlamı yok. Ne yazık ki muhalefet sunni gündemlere dalarak vatandaşın gündemine bir türlü dönmüyor.  Hayat pahalılığı almış başını gidiyor, insanlar faturalarını ödeyemiyor, havalar soğumasına rağmen doğalgaz fiyatları yüzünden kimse kaloriferlerini yakamıyor. Piyasada nakit yok, işsizlik yüzde 14'ü aşmış, bunlar dururken hangi CHP milletvekili Saraya gitti diye tepişip durmak doğru bir siyaset değil.  O ismin kim olduğu vatandaşın hangi sorununu çözecek? Muhalefet bunları görmeli ve gerçek gündeme dönmelidir.

MİLLET OLMAK VE ADALET
Ulus inşası ile ilgili sayısız araştırma var.  Millet olmanın okuldan, eğitimden,askerlikten ve ortak bir dile sahip olmaktan geçtiği, ulusun bu değerler üzerinde kurulduğu araştırmacıların ortak düşüncesi. Ortak bir dil yoksa millet de yoktur. Ortak bir tarih ve geçmişlik duygusu okulda eğitim yoluyla  verilir. Milli devlet eğitim tekelini elinde bulundurduğu için varlığını sürdürür. Eğitim tekelinin kaybedilmesi farklı eğitim biçimleri üzerinden farklı toplumsal yapılanmalara neden olur. Onun için devletlerin en kıskanç oldukları alan eğitim alanıdır ve bunu asla paylaşmak istemezler. Son yıllarda karşılaştığımız bazı sorunların arkasında eğitimin farklı guruplara teslim edilmesi yatmaktadır. Eğitim cemaatlere, tarikatlara terk edilince  verilen eğitim devletin önceliklerini değil bu gurupların önceliklerini yansıtacağından o eğitimden geçenlerin devletle bağı da ona göre oluşacaktır. Eğitimi kim veriyorsa eğitim alanı da kendine bağlar. Onun için eğitim diyip geçmemek gerekir. Eğitim milli devletin temelidir ona sahip olduğu müddetçe ayakta kalır.
Ancak günümüzde uluslaşma araçlarından biri de adalettir. Adaletle devlet bağı arasında doğru bir orantı vardır. Bir devlet ne kadar adil olursa kitlelerle arasındaki bağ o kadar güçlü olur. Adaletten uzaklaşan devletle vatandaşları arasındaki yurttaşlık bağı zayıflar. An olur insanlar, "adaletle yönetilelim de bizi kim yönetirse yönetsin" diyecek noktaya gelir. Tarihte bunun örnekleri vardır, Osmanlı fethettiği topraklarda kılıçtan ziyade adaletle asırlarca tutundu. Millet olmak ve öyle kalmak istiyorsak adil olmalı ve vatandaşın devletin adaletine güvenini sağlamak zorundayız. Bunun yolu da kuvvetler ayrılığı ve yargının bağımsızlığını. 

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3566/saraydaki-chpli.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

mizan
23.11.2019 12:17
Hani tarikatler, cemaatler, vakıflar, muhtelif teşekküller eliyle eğitim ele geçirilecek, devlete bağlılıktan ziyade mensup olduğu gruba bağlılık olacak korkusu var ya çok insanlarda; Bunun çaresini yazalım, şayet tatbiki yapılabilse hem o korkular gider, hem devletimize bağlılık artar hem de adaletli bir mekanizma işletilir; Şöyle: Halihazırda kanunlarda ve dahi anayasada cari olan 'laiklik', 'Atatürk İlkelerine bağlılık' şartlarının kaldırılması ve insanların -özelde müslümanların- dini vecibelerini akamete uğratacak kanunların düzeltilmesi/düzenlenmesi gibi hususlarda esneklik olması, hürriyet ve adalet olması temin edilerek milli eğitim bu minval üzre oturtulursa pek de güzel tedib/tedrisat yapılır, vatan/millet/devlet sevgisi verilir ve hür fikirle yetişen güzel insanlar çoğalıp medeni ülkeleri de geçeriz bi-iznillah.. Millet ahlak-edep-dini his gibi mefhumlara aç kardeşim; Bunu insanlara vermeyip sadece fenni/nazari ilimlerle donatsanız da kafi derecede istifade edemezsiniz. Bu iş Diyanet'in menfaate dayalı maaşlı memurlarınca olacak iş de değildir; İhlasla, fisebilillah, gayretli ve de hakperest hocalar/alimler vasıtasıyla olacak bir iştir. Çift kanatlı olmalı: Hem ahiret hem dünya ilimlerini güzel şekilde öğrenip tatbik etmeli. Devlet bunu yapmaz ya da yapamaz ise elbette başkaları yapacaktır. O boşluk doldurulacaktır.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar