'Beyaz Zambaklar Ülkesinde'

Bu yazıda, 26 Ocak 1866’da Petersburg’da yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş olan Grıgory Spiridonoviç Petrov’un, ünü tüm dünyaya yayılmış “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” isimli eserini inceleyeceğiz. Grigory Petrov, yazı hayatına başlamadan önce Tolstoy, Korolenko, Çehov, Maksim Gorki ve Leonid Andreev gibi ünlü Rus yazarlarla tanışmış ve onlarla dostluk kurmuştur. Tolstoy gibi idealist bir ruh haline sahiptir. İlahiyat, dil, sanat ve felsefe eğitimi almıştır. Bir süre rahiplik yapar. Bu süreçte, insanları cennete hazırlamaktan çok yeryüzünü cennete çevirmek şeklinde bir ilke edinir. Ama onun asıl mesleği yazarlıktır. Başyazarlık yaptığı Ruskoe Slova gazetesinin trajı 500 binlere fırlayınca dikkatleri üzerine çekmiştir. Çok velüd bir yazar olmanın ötesinde iyi bir hatip ve özgürlük savunucusudur. Çarlık dönemindeki baskı ve zulümlere karşı tavır koyan Petrov, Bolşevik İhtilali’nden sonra da sakıncalı bir kişi olarak 1920’lere kadar baskı altında tutulur. Tüm ailesini kaybeder. Kendisi de İstanbul’a gelen bir vapura binerek hayatını kurtarabilir. Zorlu geçen İstanbul zamanından sonra Yugoslavya’ya gider ve orada kendisine güzel imkanlar sunulur. Yugoslavya’da 1500’den fazla konferans verir. Müslüman kadınları dahi etkiler konuşmaları. Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabını 1923’te bitirir ve fakat basımını göremez. Grigory Petrov 18 Haziran 1925’de tedavi için gittiği Paris’te ölür. Bugün mezarı Almanya’nın Münih kentindeki Ostfriadhof mezarlığında bulunmaktadır. Zaten kızı Marina Grigoryeva Petrova da 2002 yılına kadar Münih’te yaşamıştır.
Bir zamanlar bataklık diyarı olan Finlandiya’yı Beyaz Zambaklar Ülkesi haline dönüştüren zihin ve kültür devriminin efsanevi hikayesi olan eser, gerçek bir idealizm ve motivasyon şaheseridir. 1910 yıllarında bu ülkeyi ziyaret eden ve uzun bir süre orada yaşayan yazarın gözlemleri ve bunlardan mülhem kurgusal anlatılar biçiminde ve bölümler halinde devam eden eserin baş kahramanı Snelman’dır. 1806-1881 yılları arasında yaşamış olan Johan Wilhelm Snelman bir bilim adamı, bir filozof ve bir siyasetçi olmanın ötesinde Fin kültürünü yaratan bir halk öğretmenidir. Yıllarca Rusya ile İsveç arasında emperyal hedeflere konu olmuş Suomi (bataklıklar ülkesi)’den beyaz zambaklar ülkesine geçişin baş kahramanıdır Snelman. Aslında o yalnız değildir. Kendisi gibi köy köy dolaşıp halkı bilinçlendirme toplantıları yapan başka dostları da vardır; tüccar Jarvinen, rahip Mc Donald gibi. Ama Fin toplumunun gerçek uyarıcı ilham kaynakları Snelman, Runeberg ve Lönnrot’tur.
1800’lerin Suomi’si yani Finlandiya’sı her açıdan bitmiş bir ülkedir. İsveçlilerle Rusların sömürü alanıdır. Bazen İsveç bazen de Rusya egemenliğine girer ülke. Halk çok fakir, tarım, hayvancılık ve sanayi yok denecek kadar azdır. Ülke adeta büyük bir bataklıktır. İnsanlar tembel, içki tüketimi çok fazla ve yarınlara dair ümitler tükenmiştir.
Snelman ve arkadaşlarının yıllarca süren aydınlatma çalışmalarının sonunda Finliler tam bir kültür devrimi gerçekleştirir. Kitabın her bir bölümü bunun destansı anlatılarıyla devam eder. Artık Finliler yüksek sesle konuşmayı, küfür etmeyi, yalan söylemeyi adeta bilmeyen bir toplum haline gelir. Artık Fin halkı bahşedilmiş bir cennetten çok bataklıklarla kaplı ülkelerini cennete çevirmenin savaşımı içindedir. İşgal altındayken bile halk önderleri savunma ve diplomatik mücadeleden çok milli bir Fin kültürü oluşturmanın çabası içndedir. Her evde bir kitaplık vardır. İnsanlar harıl harıl okur ve her kim ne işiyle meşgulse onu en iyi şekilde yapmanın derdindedir. 15 bin nüfuslu bir kasaba olan Vyborg’da bile 12 tane büyük kitapçı dükkanı vardır. Artık halk içkiyi de bırakır. “Yeni toplumlar kendileriyle beraber yeni şarkılar besteler” denir ya Suomi de bunun gayreti içindedir.
Petrov, Kahramanlar ve Millet bölümünde, kahramanlar mı toplumu dönüştürür, toplum mu kahramanları çıkarır tartışmasını Snelman ve Suomi halkı üzerinden tartışmaya açar. Carlyle ve Tolstoy’un görüşlerini cem eder. Bunu, ışığı bir noktada toplayan mercek örneği üzerinden telif eder. Ve Snelman’ı içinden çıkaran Fin toplumuna ve o toplumu dönüştüren Snelman’a paranın iki yüzü gibi bakılmasını önerir.
Snelman, yaz tatilinde şehir şehir dolaşır. Köy öğretmenleriyle süreli görüşür ve onları etkiler. İlk tohum böyle atılır. “Ben sizi fedakarlığa çağırıyorum, yalnızca kendini feda etmeye hazır olanları çağırıyorum” der Snelman. İşini düzgün yapmayan memurlardan tembel köylülere kadar her problemli kesim hedefindedir bu adanmış kişilerin. Hele kışladaki değişim tam bir devrim olmuştur. Eskiden tüm olumsuzlukların kaynağı olarak görülen kışla artık bir eğitim üssü, bir uygarlık merkezidir adeta. Diş temizliğinden dil temizliğine kadar her türlü medeni davranışın öğretim yeridir kışla. “Dilinizi temiz tutarak arkadaşlarınızın kulaklarını kirletmemiş olursunuz” der Snelman. Yine “Ülkemiz için yaşamakla vatanımız için ölmek aynı derecede şereflidir” diyerek algıda bir çığır açmaktadır. Avrupa’da futbolun bir din gibi yayıldığını ve bunun toplumu uyutan bir uyuşturucu olduğunu da haykırır. Çocuk eğitimi konusunda neredeyse iki milyonluk ülke baştan aşağı eğitimden geçirilir. “Halk Üniversitesi” sayesinde herkes birer kültür misyonerine dönüşür.
Kitaptaki en çarpıcı bölümlerden birisi de Reçel Kralı Jarvinen’in, Halk Üniversitesi’nin 25. Yıldönümü etkinliğinde yaptığı konuşmadır. Bu konuşmada verdiği soyguncu, katil ve haydut Karokep’in macera dolu hayat hikayesi ile diğer başarı hikayeleri okunmayı fazlasıyla hak ediyor. Hele katil Karokep’in rahiple ikinci karşılaşması oldukça etkileyici. Jarvinen’in, Robenson’un ıssız ada hikayesini anlattıktan sonraki sözleri de çarpıcı. “Ey iki milyonluk Fin Halkı! Siz Robenson denen çocuktan daha mı güçsüzsünüz, daha mı akılsızsınız ve daha mı iradesizsiniz? Ki o tüm imkansızlıklara rağmen ıssız bir adayı imar etti de siz bataklık bir ülkeyi inşa edemiyor musunuz?
Snelman, İsa’nın dinini sabır ve tahammül öğretisi haline getirenlere kızıyordu. Öncelikle bütün özgürlükleri, mutlulukları ve zenginlikleri kendileri için isteyen; ama halka ise en büyük sefalet ve mahrumiyetlere karşı tahammül etmeyi tavsiye eden burjuvalara ve seçkinci devlet erkanına kızıyordu. Uygarlık öncüsü olan bu lider, “biz genç milletler, Almanlar’dan, Fransızlar’dan ve İngilizler’den beş-on kat fazla çalışmalıyız ki onları yakalayıp sonra da geçebilelim” diyordu.
Kendi halkına ihanet etmiş bir Slovak yazarla yaptığı uzun konuşmanın sonucunda yazar Snelman’ın elini öpmeye kalkar. Ve buna izin vermek istemeyen Snelman’a şöyle der; “Siz en iyisi beni kendi halime bırakınız. Ben sizin elinizi değil, her dürüst insanın yüreğindeki Snelman’lığın elini öpüyorum. Kendi içimde gömülü olan ruhumu öpüyorum.” Ve kısa bir süre sonra da intihar eder. Bu olay bize Snelman’ın ne kadar etkileyici bir şahsiyet olduğunu gösteren çarpıcı bir örnektir.
Felsefe Profesörü Snelman 1 Temmuz 1881’de öldü. Geride zihniyetiyle inşa olmuş bir toplum ve kültür, ekonomi ve sanatıyla ihya olma yoluna girmiş bir ülke bıraktı. Bugün 5 milyon nüfusuyla, Dünyanın en müreffeh ülkelerinden olan Finlandiya ekonomi, eğitim, sağlık ve özgürlükler anlamında da yaşam standardı en yüksek devletlerinden biridir.
Kitap, kendisini halkın sağlığına adayan bir köy hekiminin hikayesiyle devam ediyor. Neredeyse tüm meslek hayatını çaresiz köylülerin dertlerine derman olmakla geçirmiş bir doktorun ölümü sonrası köylülerin onun arkasından okudukları mersiyelerle güzel örnekler vermiş yazar. “Sen ne Cesar’dın, ne de Napoleon… Hiçbir karış toprak işgal etmedin. Hiçbir damla kan akıtmadın. Ama yurdumuza binlerce yeni, sağlam, kuvvetli ve çalışkan eller kazandırdın.”
On üç bölümden oluşan kitap Türkiye, Bulgaristan ve Yugoslavya’da büyük bir etki oluşturur. !928’de Türkçe’ye çevrilen ve 16 baskı yapan kitap en fazla Türk toplumunu etkiler. Atatürk, kitabın tüm okullarda ve kışlada mutlaka okutulmasını ister. 1920’lerin yeni inşa süreçlerindeki ülkelere özellikle Türk halkına diriltici bir ruh üfleme noktasında değerli bir yapıttır Petrov’un eseri. Hatta Türkiye’de Kuran’dan sonra en fazla okunan kitap diye takdim edilir.
Piyasada pek çok “merdiven altı baskı” diye tanımlayabileceğimiz örneği olan kitabın 13 bölümünü ihata eden tam metin baskıları tercih edilmelidir.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3555/beyaz-zambaklar-ulkesinde.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

MehmetAli ÖDÜL
20.11.2019 23:52
" İnsanları cennete hazırlamaktan çok yeryüzünü cennete çevirmek " cümlesi hoşuma gitti. Biz müslümanlar tam tersini yapıyoruz. Dünya müminin zindanı kafirin cenneti diyerek. İstifade ettim . Teşekkürler sevgili hocam.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar