Kaç Bakıcı Bir Anne Eder?

1.

Bir millet devletini iki temel ihtiyacının karşılanması için kurar.

Bu iki temel ihtiyaç, güvenlik ve adalettir.

Millete dayanan bir devlette ya da devletin asli sahibinin millet olduğu devlette/ devletlerde yasama ve yürütme sonra gelir.

Devlet insanının can ve mal güvenliğini yeterince ya da gerektiği gibi sağlayabiliyorsa ve insanları arasında adil bir yönetim gösterebiliyorsa...

Devletin ömrü uzun ve sağlıklı...

Devlet ise güçlü olur...

Devlet ne kadar güçlü olursa, milletin hakkını uluslararası araneda o denli güçle koruyabilir.

Böyle bir devlete hiçbir dünyevi güç, söz geçiremez, baş eğdiremez, yol ve yön gösteremez.

Evet, devletin gücünün devamlılığı ya da devletin gücünün sürdürülebilir olması, millet fertlerinin zihinlerinde ve gönülllerinde devletin adil oluşundan hiçbir şüphe duyulmamasına bağlıdır.

Bu bakımdan hikmet ehli, devletin sürdürülebilir olmasının en temel şartı olarak adaleti öne çıkarmışlardır.

Nitekim, hikmet ehline göre, milletin adalete olan ihtiyacı, toprağın yağmura olan ihtiyacından daha önce gelir.

Ve adalet hakkı hak sahibine vermenin adıdır.

Zulüm ise adaletin tam zıddı olarak, hakkı hak sahibine vermemenin adıdır.

Ve hiçbir devlet, hiçbir sistem, zulüm ile varlığını ila nihaye sürdüremez.

Bir başka ifadeyle, zulüm sürdürülebilir bir uygulama değildir.

Adalet, bir başka tarifle, denge demektir.

Onun için olmalı ki, adalet terazi ile simgelenir ve istenir ki terazinin kefeleri tam dengede olsun ve yönetilenler yönetimin uygulamalarında bu dengeyi görsün.

Anadolu insanı, adil uygulamayı öylesine bağrına basar ki, yönetimin uygulamasında bir dengesizlik gördüğünde bile bu dengesizlik herkese eşit olarak dağıtılmışsa ‘elinen gelen/ herkesle gelen düğün bayram’ der ve işine bakar.

Eğer yönetimin uygulamalarında ayarsızlık, tutarsızlık, adaletsizlik, dengesizlik görmüşse yönetimi en ağır biçimde uyarır, ‘biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar’ diyerek.

Evet, millet fertlerinin nezdinde kıyameti koparacak olan uygulamalar önce yönetime, sonra devlete olan güvenin azalmasına ve giderek kaybolmasına sebep olur.

İşte o zaman, devlet ebed müddet çizgisindeki insanların ‘ya devlet başa, ya kuzgun leşe’ anlayışı anlamını yitirmeye başlar.

Ve millet içindeki çakalların ulumaları başlar, ‘devlet malı deniz, yemeyen domuz’ biçiminde.

Bu çok tehlikeli, devleti çökertici, milleti helak edici bir eşiktir, bir anlayıştır, sakatın sakatı bir bakış açısıdır.

Akıllı yönetimler ya da akıllı yöneticiler devleti de milleti de asla bu helak edici eşiğe getirmezler.

Bunun için adalet terazisinin ehil ellerde olmasına özen gösterirler.

*

2.

Teröre karşı sürdürülen etkin mücadele dolayısıyla milletin büyük çoğunluğunun (%68) yönetime destek verdiği bir zaman diliminde, komşuyu komşuya düşman edecek bir uygulama devreye sokuluyor ve ‘çalışan annelere bakıcı yardımı’ başlığıyla bir proje gündeme getiriliyor.

Şu Mecelle Kaidesini sıkça dile getiririm:

‘Usül, esastan önce gelir’

Bunun anlamı açıktır:

İnsan, kendi anlayışına göre doğru bildiği bir konuyu, doğru zamanda, doğru biçimde, doğru yerde, doğru kişiye iletemezse, doğru, kelimenin tam anlamıyla güme gider.

Daha anlaşılır bir ifadeyle, doğru olan bir şey bile doğru zamanda, doğru biçimde, doğru yerde, doğru kişiye iletilemediğinde, doğru, güme gidiyorsa...

Nasıl olacak da yanlış bir konudan doğru sonuçlar çıkacak, dersiniz?

Bir başka Mecelle Kaidesi de şudur:

‘Mefsedetin def’i, maslahatın celbinden önce gelir’

Diyeceksiniz ki, ‘çalışan annelere bakıcı yardımı’ projesinin neresinde mefsedet var?

Bir milletin fertleri arasında kardeşliği bozacak bir uygulamanın neresi değil, tamamı mefsedettir.

Yani fesatlıktır, fenalıktır, bozukluktur...

*

3.

‘Çalışan annelere bakıcı yardımı’ projesi kapsamında acaba kaç ‘çalışan anneye’ bakıcı yardımı yapılacak dersiniz?

Şartlar yerine getirilirse, 10 250 ‘çalışan anneye’ bakıcı yardımı yapılabilecek.

Tam da burada şu soruları sormamız gerekmez mi?

‘Çalışan anne’ kavramıyla, ‘ev kadını’ olarak tanımlanan milyonlarca kadını rencide etmiş olmuyor musunuz?

Üstelik bu annelerin büyük çoğunluğu çocuklarını yuvadan uçurmuş, ev bark sahibi yapmış oldukları halde...

Bu anneler, ‘ne demek çalışan anne, biz çalışan anne değil miyiz, biz oturan anne miyiz’ sorularını soracak olsalar, bu projeyi bir matah gibi, zamanlamayı düşünmeden gündeme getirenler nasıl cevap verecekler dersiniz?

Bu projeyi gündeme getirenler, ellerini vicdanlarının üzerine koysunlar ve sorsunlar kendilerine:

‘Ev kadını’ olarak tanımlanan hangi kadın ‘çalışan anne’ değildir.

Ve hayatın biraz içinde olan bir kişi, aklı, iza’anı, vicdanı varsa ‘ev kadını’ tanımlamasındaki kadınların gerçekten ‘çalışan anne’ olduklarını kabul edecektir.

Ve yine aklı, iza’anı, vicdanı olan kişi/ yönetici kabul edecektir ki, annelik görevinden daha ulvi, daha aziz, daha kutsal, daha mübarek bir meslek yoktur.

Ve annelik mesleğini icra eden ve ‘ev kadını’ olarak tanımlanan bir kadın, çocuğunu bakıcıya, kreşe teslim eden ‘çalışan anneden’ daha fazla çalışmaktadır.

Ve yine aklı, iza’anı, vicdanı olan kişi/ yönetici biraz düşünecek olsa gerçeği ayın on dördü gibi görecektir ki, devlet her kadının (elbet her erkeğin de) hizmetine ihtiyaç duymamaktadır.

Yani meslek ve beceri bakımından çalışmasına mutlak ihtiyaç duyulan kadınların sayısı (elbet erkeklerin de), % de olarak çok fazla değildir.

Bu bakımdan, kadınların devlette çalışmasını teşvik edici uygulamalar, batıya benzemek, Anadolu insanının amiyane tabiriyle batıya ve içimizdeki kılıç artığı Bizanslılara yaranmaktan başka bir şey değildir ve yine amiyane tabirle tribünlere oynamaktır.

Bu tür oyunların devlete de, sisteme de, siyasete de, sosyal dokuya da, kardeşliğe de, dayanışmaya da hiç faydası yoktur.

Bu tür uygulamalar, açık ara batıdan çok önde olduğumuz aile kurumumuzu zaafa uğratmaktan başka bir işe yaramaz.

Hizmetine devletin mutlak ihtiyaç duyduğu kadınlarımız elbet vardır ve bu tür kadınlarımızın maaşları zaten yüksektir; dolayısıyla zaten bakıcı parasına ihtiyaç duymazlar.

*

4.

Adil devlet, belli sayıdaki (en fazla 10 250) kendi ifadeleriyle ‘çalışan anneye’ ‘bakıcı yardımı’ yaparken, milyonlarca genç ve ihtiyaçlı anneye bakıcı yardımı yapmamanın adaletsizlik olduğunun farkına varır ve ‘ev kadınlığı’ tanımlamasıyla evinde çocuklarına bakan anneleri rencide etmez, onlara haksızlık yapmaz.

Yaparsa ne mi olur?

Zalim devlet olur ve zalim devlet asla sevilmez...

Yönetim devletine sevdalı olan bu aziz milleti sevletinden soğutacak uygulamalardan vazgeçmeli ve batıdan açık ara önde olduğumuz aile kurumunu güçlendirmek amacıyla, kadınlarımızı ‘ev kadını’ olmaya ve geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı birer anne olarak kendilerinin yetiştirmesine teşvik etmelidir.

Yapılacak ‘bakıcı yardımını’ da, evde çocuklarına bakan ‘ evde çalışan annelere’, eşit şekilde verilmelidir.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3547/kac-bakici-bir-anne-eder.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Mustafa Teker
16.11.2019 13:32
Elinizi nereye atsanız adaletsiz, çapsız, haksız uygulama ve despot kanunlar. sonrada ak adalet diye beyanatlar. Sayın yazar bile çıldırmış bu duruma. Aile yıkma bakanlığı var ki evlere şenlik. Görüyorsunuz ekranlarda, zina edersen, alan veren menun kaidesi, nikah kıyarsan 19-29 yıl hapis. Ak adalet diye buna derim işte. Üzgünüm ama firavun bile bakıp bakıp gülüyordur bu uygulamalara, ben bunların yanında sabi sübyan kalırım Allah'ım affımı istiyorum derse hiç şaşırmam.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar