Yol Geçen Hanı

Avrupa Birliği'ne yönelik:

"Kapıları açarım ha!.. Deaş'lıları, Suriyelileri üstünüze salarım ha" tehdidi boş beleş bir laftı.

Bunun boş beleş hatta çok komik olduğunu anlamanız için iki şey gerekli:

1. Karayolu ile Avrupa'ya birkaç defa gidip gelmiş olmak,

2. Birazcık akıl ve bilgi sahibi olmak.

Aha üç beş Deaşlıya kapıyı açtık. Yunanistan almadı ve ara bölgede bekliyorlar... Yeme içme işi de bizim üstümüze kaldı. Çok geçmez iki üç güne kadar tıpış tıpış geri alacağız.

Çünkü Yunanistan'ın bile "Katı devlet prensipleri" var, Bulgaristan'ın bile, Romanya'nın bile...

Yani "Kapıyı açmakla" hiçbir mülteci beş altı devletin sınırını geçip Almanya veya Fransa'ya kadar gidemez.

Siz Avrupa devletlerini Türkiye gibi yol geçen hanı mı zannettiniz?

Bunu idrak edemeyen seçmen idraksizdir, beyinsizdir.

***

Diyanet İşleri eski Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez Batman'da konuşuyor ve diyor ki:

"Üzülerek belirteyim biz bu dünyayı yönetemeyince, bu dünya kendisine uygun figürler üretti. Ve o figürler bugün insanlara davet adı altında din anlatıyor. En kötüsü davet kürsülerine yalan karıştı. Dijital dünyanın yeni davetçileri, en kötüsü servet ve şöhret devşirdiler. Bunlar davetin ahlakıyla bağdaşan şeyler değildir... Bütün İslam coğrafyasında gençliğin dinden kopmasına ki ben ona deizm, ateizm demiyorum. Sadece itiraz diyorum. Yerinde itirazlar ve gençliğin soruları diyorum. Biz hocalar olarak işimiz, oturup adam akıllı bu sorulara nasıl cevap vereceğimizi konuşmak ve o itirazlara nasıl cevap vereceğimizi bulmak olmalı. Biz birbirimizle ihtilaf ederek gençliği dinden soğutuyoruz. Dini tahriş ediyoruz..."

Deist veya ateistlere “Yerinde itirazlar ve gençliğin soruları” yaklaşımını takdir ettim. Gençliği “Dinden soğutanlar” bu yaklaşımın gerisindeki felsefi düşünceyi asla anlayamazlar. Biliyorum onlara çok garip gelmiştir bu sözler.

***

Geri kalmışlığımızın köşe taşlarından en birincisi matbaanın 250 sene gecikmeyle gelmesidir. Yani bilginin, bilimin ötelenmesidir. Osmanlının yıkılışını da bu gecikme hazırlamıştır.

Her yanlışa kılıf bulma alışkanlığımız burada da kendini gösterdi:

"Efendim İstanbul’daki el yazmacılar işsiz kalmasın diye matbaayı geç getirdik, yapılan doğrudur."

İşte o kafa bugün de her yanlışa kılıf bulmaya devam ediyor.

Bu kafayla biz adam olamayız.

***

"Dindar nesil" istiyoruz sadece. Yanlış!..

"Ahlaklı nesil" istemeliyiz oysa.

"Ahlak"ın adını anmaya korkuyoruz.

Çünkü orda yaramız var, kanıyor, irin akıyor...

Beş, on yerden maaş alan bürokratlarınızı, başkanlarınızı saysam; bankamatikçi belediye memurlarınızı saysam bol sıfırlı sayılar çıkar karşınıza. Üstelik bunların hepsi de abdestli namazlı.

Çünkü çevremizdekilerin Besmeleyle rüşvet aldığını, Cuma namazından sonra Bakara Suresi ile makara twiti attığını, abdestli olarak haram deveyi hamudu ile yuttuğunu, kul hakkı yememenin aptallık sayıldığını biliyoruz.

Sadece dini ritüeller dindarlık değildir; din güzel ahlak demektir, erdem demektir, bilimin mürşidliği demektir.

***

Osmanlı Devletinde okuma yazma oranları konusunda Haber Türk’te Fatih Altaylı’nın sunduğu programda TTK Eski Başkanı Yusuf Halaçoğlu,, Osmanlı Uzmanı Prof. Dr. Hakan Erdem %8-10 arası rakamda uzlaştılar… Okuma yazma oranını yanıltıcı olarak yükselten rakamın içinde İstanbul’da yaşayan Yahudi, Ermeni ve Rumların büyük çoğunluk olduğunu Hakan Erdem de itiraf etmek zorunda kaldı.

Programın en çarpıcı tespitini ise Fatih Altaylı yaptı:

“Ermeni meselesinde Türk tezi ‘Bu işe siyasetçiler karışmasın, tarihçiler karar versin’ esasına dayanır. Osmanlı’da okuma yazma oranı, Osmanlı Devleti’nin sanayi devleti olup olmadığı konusuna da siyasetçiler karışmasın, tarihçiler karar versin”

Tabii bu durumda CB Erdoğan’ın ve polemikci yazarların tezleri de Ağustos güneşi altındaki kar yığınları gibi eriyip buharlaşacak. Nitekim daha ilk programda buharlaştı da…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3539/yol-gecen-hani.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Mustafa Teker
03.12.2019 15:42
Matbaa- MATBAA OSMANLI’YA GEÇ Mİ GELDİ? - http://www.yenisoz.com.tr/matbaa-osmanli-ya-gec-mi-geldi-makale-42925 okuyup aydınlanmnızı rica ederim. Taraflı yazmıyorsanız, faideli olacağını zannediyorum. (Müslümanlara ait ilk matbaa ise Lale Devri'nde 1727'de İbrahim Müteferrika tarafından açıldı. New York'taki matbaa ile arasında sadece 36 sene vardır. )

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar