Neyimiz eksik ki akademide değişim sağlanamıyor?


“YÖK” ismi, yönetim değişince “Yeni YÖK” oluyor, “geçmişle ilgimiz yok deniyor” ama yönetmeliklerde bile “olumlu değişim” sağlanamıyor.

Geçici veya değiştirilen maddelerle, delik deşik edilen 2547 Akademik  Teşkilat Kanunu yenilenemiyor…

2019 şartlarına göre akademik teşkilat yenilenemiyor…

Prof. sultası bir türlü kırılamıyor…

Doç. kriterleri sürekli değiştiriliyor. Yabancı dil sınavının adı “ÜDS” iken değiştirilip “YÖKDİL” yapılıyor ama; içerik, alana özgü sınav, sosyal-sayısal içerik farklılığı bir türlü olmuyor.

Neden?

Bilmiyoruz!…

Bir önceki yazımızda başladığımız, sorun yaratan maddelere devam edelim.

1/ TBMM’de tenakuzlarla kabul edilen 7100 sy, yasada “Doç.’likte  mülakat” isteğe bırakılınca, çoğu üniversite mülakat kararı alıyor.

Doç.lik jürilerine; kitabı/özgün eseri/yayını olmayan Prof.lar atanıyor. Dolayısı ile kararlar objektif alınamıyor. 

Sözlü sınavın güvenilirliğine her zaman kuşkuyla bakılıyor. Bazen, mülakata giren akademisyenin çalışmaları, jüridekileri aşmış gözüküyor.

Eserlerin onay almasından sonra; bilim/sanat mülakatı yerine, Kişisel Karakter Analizi’ni yapacak, bir jürinin oluşturulması elzem görülüyor.

2/ “Doç.lik yabancı dil puanı en az 65’tir” deyince, “en azın” üst sınırı belirtilmediği için, bazı üniversiteler 75-80 puan istiyor. Bu da, kanunun bir işe yaramadığını gösteriyor. 

3/ Öğretim üyeleri; “mesleklerine hizmet, toplumsal fayda” için değil, sadece “unvan almak” için, son yıllarda da; “akademik teşvikten” yararlanmak için “yayın yapmaya” çalışıyor inancı çok baskın…

İntihaller çok yaygın ama yaptırım duyulmuyor… Yanlış yapan mutlaka kazanıyor, maalesef…

 Oysa; “nicelik” değil, “niteliğin” ön plana alınması lazım ki, bu artık imkansız görülüyor…

 4/ Ülkemizde, akademisyenlerin  “performanslarını değerlendiren” gerçekçi bir sistem yok. Zaten; konuşan, araştıran, yağcı olmayan, kişilikli v.b. akademisyenin  akademik ilerlemesi, üniversite içinde; yönetimde/kurullarda/projelerde v.b. değerlendirilmesi mümkün gözükmüyor.

Toplum ile Sosyal Bilim insanları arasında kopukluk had safhada. Toplum/kurumlar yazılan tezleri, bildirileri v.b. dikkate almıyor.

5/ Yüksek lisans ve doktora öğrencisi özeldir ve “akademisyenliğin” ilk basamaklarıdır. Onları kullanmak, özel işlerini yaptırmak, araştırma yaptırıp  kendi adına yayınlamak/sunmak, yayınlarına -danışman hocayım diye-  yazmak “etik dışı”, yasal olmayan, öğrenciyi küstüren davranışlardır. 

6/ Birilerini “bir an önce doçent yapmak” veya “para kazanmak” için birçok avcı dergi var. Bunlar Türkiye’yi  ve dolayıyla üniversiteyi “nitelik olarak” çökertmiş durumda… 

Bilindiği gibi; Hacettepe Üniversitesi ve Akdeniz Üniversitesi senatoları tarafından; uluslararası literatürde "PREDATORY" olarak bilinen sahte/istismarcı/avcı olarak ifade edilen dergilerde öğretim elemanlarının yaptığı bilimsel çalışmaların akademik yükseltmelerde ve atamalarda değerlendirmeye alınmamasına karar verildiğini, iki büyük üniversite ile başlayan bu uygulamanın genele yayılması için başta Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı ve ayrıca ülkemizde doçentlik süreçleri de dikkate alındığında Üniversitelerarası Kurul Başkanlığının konuyu teşvik etmesinin büyük önem arz ettiğini memurlar.net gündeme taşımıştı. (YÖK, memurlar.net'teki haber sonrasında, şaibeli dergiler için karar aldı79 Mart 2019)

Konu hakkında bugün açıklama yapan Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Yekta SARAÇ; "Üniversitelerarası Kurul'un (ÜAK) kendi önerisiyle para karşılığı yayın yaptığından "YAĞMACI" (predatory) adı verilen dergilerde yayımlanan bilimsel makalelerin, akademik yükseltmelerde dikkate alınmamasını kararlaştırdığını, ülkemizin bu kararla dünya genelinde de hızla artan, akademik yükseltmeler için dergilerde para karşılığı yayımlanan makalelerin kullanılmasına "dur" diyen ilk ülkeler arasında yer aldığını" ifade etti. 

Yani, yeni YÖK, sanki, bu konudan memurlar.net sayesinde haberdar oldu ve jet hızla “dur diyen ilk ülke oldu!” Oysa; “avcı dergiler” konusu, “yabancı dil sorularının çalınması” konusu, “jürilerin ayarlanması” konusu, 2006’dan 2017’ye kadar yoğun olarak; yazılıyor, çiziliyor, seslendiriliyor ve biliniyordu.

Kısaca, yukardaki tarihler arasında  5000 kişinin, “etik olmayan” yollardan Doç./Prof. yapıldığı resmen yazılıyor, ama kimse ilgilenmiyor, savcılar harekete geçmiyor...İlginç..

Kısaca, Şubat 2018 kararı verilerek, önceki avcı Doç. ve Prof. lar paçayı kurtarmış oldu. 

Teşekkürlerimiz; Yeni YÖK’e, Rektörlere ve ses çıkarmayan gerçek Prof.lara…

Akademi, kendine gelmezse, “kopya ürün yapıyor” diye güldüğümüz Çin’in; “bilimi ve akademisyenleri önceleyerek” ABD’ye kafa tuttuğunu göreceğiz…

Maalesef, güncel durum budur!..

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3535/neyimiz-eksik-ki-akademide-degisim-saglanamiyor.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar