Siyaseti Müslümanlığın Ölçüsü Haline Getirmek

Bir ülke için en tehlikeli siyaset biçimlerinden biri, siyasetin iman küfür zemininde yapılmasıdır. Çünkü bu tarz siyaset farklı her düşünceyi iman çerçevesinin dışına iterek ona hayat hakkı tanımaz.

Siyaset farklı dinlerin rekabet ettiği bir alan değil, farklı fikirlerin, farklı düşüncelerin, farklı projelerin yarıştığı bir alandır. Hepsinin ortak amacı topluma hizmettir. Amaç birliği her zaman aynı yollardan geçmeyi gerektirmez, bazen aynı amaca farklı yollarla da varılabilir.

İman- küfür zemininde yürüyen bir siyaset millete hizmet etmez. İç politikada böyle bir siyaset anlayışı sadece toplumu bölmeye, vatandaşı çatıştırmaya yarar. Emperyalizmin Ortadoğu’da uyguladığı planlardan biri budur. Etnik ve dini farkları derinleştirmek ve  farklı din algıları arasındaki mesafeyi açarak onları çatışacak duruma getirmek.

Ne yazık ki bu noktada başarılı da olunmuştur. Irak’ın parçalanmasının ana nedenlerinden biri etnik farklılık ise öteki de farklı din algılarının farklı dinler gibi algılanacak noktaya getirilmesidir. Suriye de bugün aynı yolda ilerlemektedir. Esas kavga Suriye’ye demokrasi getirmek değil, Nusayri, Sunni ve Kürtler arasındaki ayrışmadır. Emperyalizmin bölgeye kolayca sirayet etmesinin ardında bu ayrışmaların yarattığı duygusal atmosfer vardır.

Emperyalizm oyununu oynayacaktır. Dün ceberut metotlarla gelenler bugün farklı maskeler takarak Türk ve İslam dünyasına girmeye çalışıyorlar. İnsani müdahale ve demokrasi götürmek gibi maskeler emperyalizmin kullandığı iğfal araçlarından sadece ikisidir. Amaç hiçbir zaman demokrasi olmamış, tam tersine demokrasiye, adalete, insani değerlere aç toplumların açlığını istismar ederek emperyal hedefleri gerçekleştirmek olmuştur.  Günümüzde insan hakları ulusal sorun olmaktan çıkarılarak ulusal sınırları aşan bir sorun haline getirilmiş, böylece hedef devletlere bu yolla müdahalenin yolu açılmıştır. Kosova’ya yapılan müdahale de -insani müdahale doktrini- ile temellendirilmiştir.

Batı dünyası 16-18. Yüzyıllar arasında şiddetli mezhep savaşları ile sarsılmıştır. 30 yıl savaşları bunun en yıkıcı ve açık örneklerinden biridir. Katolik-Protestan, Katolik-Ortadoks kavgası uzun yıllar Batı’yı kan deryaları içinde bırakmıştır. Amerika’nın keşfinden sonra bu ülkeye Avrupa’dan göç edenlerin yüzde 95’inin Protestan olması mezhep kavgalarının boyutu açısından yeterince açıklayıcıdır. Avrupa’da inançlarını yaşama imkanı bulamayanlar yeni dünyaya akmıştır. Batı, bu kanlı tecrübeden önemli sonuçlar çıkarmış, siyasetin zeminini mezhep veya dinin rekabet alanı olmaktan çıkarmış, devletle dinler yahut mezhepler arasındaki mesafeyi eşit tutmaya çalışmıştır. Laikliğin çıkış sebeplerinden biri de budur, dinleri hayattan sürmek değil, devletlerin bir mezhebin veya meşrebin eline geçmesine, bir grubun malı olmasına mani olmak. Bütün farklı inançlara aynı mesafede olmak, devletin ele geçirilecek bir müessese değil, herkesi temsil eden bir mekanizma haline getirmek. Bunda başarılı da olunmuştur.

İslam dünyasında ise din kişiselleştirilerek veya partileştirilerek iktidar aracı haline getirilmiştir. Dinin partileştirilmesi, muhatap alanının, tesir sahasının daraltılması mesajının tahdit edilmesi sonucunu doğurur. Siyasetle iç içe geçmiş böyle bir din anlayışı kişinin Müslümanlığını, İslam’ın ölçüleri ile değil, siyasetin ölçüleri ile değerlendirmeye başlar. Müslümanlık giderek Allah’a ve Resulüne iman etmekten çıkar bir partiye, bir guruba, bir kişiye  mensubiyete dönüşür. Hatırlayın, sayın Davutoğlu Başbakan olduğunda açık bir alanda küçük bir guruba hitap eden sarıklı, cübbeli, sakallı bir vatandaş,” vallahi, billahi Davutoğlu’na başbakanlık görevini Hz.Peygamber verdi,” demiş, bazı uydurma şeyler anlatmıştı. Şimdi aynı kişiler Davutoğlu’na söylemediklerini bırakmıyorlar. Çünkü sayın Davutoğlu bugün dün bulunduğu partide ve siyasi çizgide değil. Açıktır ki bu davranış ve idrak biçimi İslam’ı bile siyasetin ölçüleri ile ele almakta, İslam’a uymayan ölçü yerine, siyasete uymayan ölçüyü reddetmektedir.

Bu parçalanmalar, idrak zaafları, marazi din algıları, siyasetin dini, dindarlığı ölçecek temel belirleyici haline getirilmesi toplumun giderek ufalanmasına ve emperyalizm için kolay yem olmasına neden olmaktadır. Onun için kendi zaaflarımızı gidermeden emperyalizmin oyuncağı olmaktan kurtulamayız.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3520/siyaseti-muslumanligin-olcusu-haline-getirmek.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar