Din Bilim Siyaset

İnsanın tanrıyla geliştirdiği ilişki dini, tabiatla kurduğu etkileşim bilimi ve diğer hemcinsleriyle arasındaki irtibat siyaseti doğurdu. Tarih boyunca bu üç disiplin arasındaki otorite mücadelesi hiç bitmedi. Hangisi güçlendiyse hayatın tüm alanlarını kontrol etmek istedi.

Modern öncesi dönemdeki dinin baskın rolünü bu dönemde bilim devraldı. Artık dinin etki alanı azaldı.  Avrupa’da laiklik ilk bu mücadelenin bilim lehine döndüğü zamanda icat edildi. Bu aslında din aleyhine ve bilim lehine bir uzlaşma arayışının sonucuydu.

Din gerçekte insanın anlam arayışına, onu var eden Yüce Kudret tarafından verilmiş bir cevabın prototipi idi. İnsan onu şişirdi ve büyüttü. Belki de kendi alanı dışına sürükledi. Böylece onu ideoloji haline getirdi. Din, ontolojik tecessüsüne cevap üretebilecek bir imkân iken insan onu kendisine ait her alanı ihata eden bir konuma taşıdı. Hâlbuki onun öncelikli varoluş alanı ve gayesi insanın manevi huzuru ile ahlaki tekâmülü idi. Şüphesiz din de bir araç idi. Her araç bir amaç için vardır. Amacı dışına çıkarılan veya amacı dışında kullanılan her araç âtıl kalır. Yukarıdaki “prototip” tanımlaması bunun için yapılmıştı.” İlk örnek” zamanla insan tarafından eklemelerle çoğaltıldı. Yani dinin bir Yüce Kudret tarafından ilham edilmiş, vahyedilmiş kısmı vardır bir de insan tarafından üretilmiş bir bölümü vardır. Epistemolojik olarak bu ikisi farklı değerleri haizdir. Din ile onun yorumunu aynı kefeye koyan zihniyet her ikisine de haksızlık etmiş olur. Zira din bir ilaha râcî iken din yorumu bir insana râcîdir. Epistemolojik fark buradan kaynaklanır.

İnsanı var eden Kudret onu çıldırtıcı soru ve sorunlarıyla baş başa bırakmadı. Bu zaten “var etmenin amaçlılığı” prensibiyle de uyuşmazdı. Deist bir algıyı besleyen veriler mevcut olsa da teist bir gerçekliğe işaret eden koskoca bir tarih gerimizde durmaktadır. İnsanlık envâî çeşit inanç biçimlerini yaşaya gelmiş ve yaşamaya da devam etmektedir. Zaten insana ait olan bir şey ilanihaye var olamaz. Eğer bir olgu (Tanrı) insanlıkla yaşıtsa, bu olgu insana ait değil onu var eden İrâde’ye ait demektir. Çünkü insan evrensel bir gerçekliği ortaya koyabilecek güçten mahrum bırakılmıştır ki Kadiri Mutlak olandan kopmasın. Zaten dinin ve dolayısıyla tanrının alanını şiddetli bir biçimde daraltan modernizmin “mutlak bilgi” iddiasına karşı postmodernizmin “izafiyet ve kuantum teorileri”, insana ait tarih üstü bir gerçekliğin üretilemeyeceğine son bir kanıttır.

Sonuç olarak din, beşerin insan yönünü besleyen bir müesses kurumdur. İnsanın huzur iklimidir. Maneviyat bahçesidir. Gönlüne sürur, gözüne nurdur. Aklın ve bilimin sustuğu yerde konuşmaya başlayan vicdandır. Siyasi kaosların eksik kalmadığı yaşlı dünyamızda güven adasıdır.

Bilim ise tamamen insan eseri bir araçken modern insan onu hayatına amaç kıldı. Ve insan onun ürünü olan teknolojinin büyüsüne kapıldı. Deskriptif (tanımlayıcı) olan bilimi normatifleştirerek (kural koyucu) onu mecrasından etti. Sonunda dinin tahtına bilimi oturttu. Oturttu ama başına da büyük bir bela aldı; Stefan Zweig’in dediği gibi, “modern medeniyet ve teknoloji Batıyı iki büyük dünya savaşından koruyamadı.” “Bilimsel olmakla”  “doğru olmayı” bilinçli olarak bir birine karıştıran zihniyet Karl Popper’in işaret ettiği hataya düştü. Özetle Popper şöyle diyordu; “Bilimsel iddia yanlışlanma potansiyelini içinde barındırır. Dini ve ahlaki öğretiler yanlışlanamayacağı için bilimsel sayılmazlar. Metafizik bir iddia bilimsel olmayıp doğru olabilir; bilimsel bir iddianın yanlış olmasının mümkün olabileceği gibi. Metafizik iddiaların doğruluk yanlışlığına bilim değil felsefe karar verir. İyi-kötüye bilim değil teoloji karar verir.” Din ile bilimi aynı düzleme çekip çatıştıran zihniyet art niyetli ve militan bir tavra sahip olmadığı sürece çoklu gerçekliği fark etme şansına her zaman sahiptir. Richard Dawkins, Daniel Denett, Sam Harris gibi militan ateistler kendi elleriyle kendi kozasını örerken, uzun yıllar ateizmin bayraktarlığını yapmış Antony Flew gibi daha objektif olma gayreti içindeki insanlar “doğadaki kompleks yapının tanrıyı zorunlu kıldığını” itiraf etmek mecburiyetinde kalmaktadırlar. Daha büyük resme baktığımızda görünen Vaclav Havel’in dediğinden farklı değildir, o şöyle der,”modernizm ilk ateist uygarlıktır.”

Modern insanın tabiata hükmetmek ve onu tüketmek üzerine kurduğu bilim paradigması artık miadını doldurmuştur. Doğanın bir rakip değil insanın vazgeçilmezi olduğunu kabul edip bilimi de kendi makul alanı içine çekmenin zamanı geçmek üzeredir. 12 bin yıldır doğayı koruyan insanın son iki yüzyılda gerçekleştirdiği doğa kıyımı ürpertici boyutlardadır. Üretilen onca nükleer silah ve tüketilen ekosistemin üzerimize ölüm yağdırmasını beklemeden çareler bulmak zorundayız.

Aynı handikap siyaset-din ilişkisinde de geçerlidir. Siyaset, pragmatik ve makyavelist tarafı öne çıkarılan bir yönetme sanatı haline getirilmeye oldukça müsaittir. Belki de sistemini oturtamamış ve kurumsallaşmasını ikmal edememiş toplumlarda bu zaaf daha yoğundur. Dolayısıyla siyasetin din ile kurduğu ilişki daha çok ondan faydalanma biçiminde gerçekleşmektedir. Dinin kavram ve olgularını kullanmaktan tutun da ona cephe alarak taraftar toplamaya kadar pek çok olumsuzluk bu çerçevede zikredilebilir. Muhafazakar ve sosyalist siyaset tarzları buna verilebilecek iki örnektir.

Siyaset tarzlarının belli ideolojik kalıplara onların da belli dünya görüşlerine dayandığı ortadadır. Din ise dünya görüşünü de içine alan bir evren tasavvuru öngörür. Bu kozmoloji, insanı, bir ayağı ile bu dünyada öbür ayağı ile de ahirete yürüyen bir şahsiyet haline getirir ki siyasetin kısa vadeli ilişki biçimleri bunun içinde kendisine yer bulmakta zorlanır. Siyasetin dini, dinin de siyaseti kullanmadığı, bir birlerine sadece saygı duydukları, yönetim erkinin dinin müntesiplerine inançlarını yaşayabilecekleri özgür alanlar oluşturdukları bir ilişki tarzı daha başarılı siyasetçi ve daha huzurlu dindarların var olduğu bir toplumu inşa edecektir.

Kuvvetler ayrılığı ve özerkliği ilkesinin din, bilim ve siyaset için de düşünülmesi gereğini vurgulayarak yazımıza son verelim. 

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3514/din-bilim-siyaset.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar