ATEŞİN, YANMANIN TADINA ONLAR DA VARACAK

Yerel ve küresel ölçekte değişimin zorluklarını yaşıyoruz. Geçiş aralıkları, değişim zamanları, en zorlu, en sıkıntılı süreçlerdir. Değişimi hayatın her alanında, her yerde fark ediyoruz, edeceğiz.

Mevcut haliyle dünya kendisine dayatılan sistemle yürüyemiyor. Dünya bu yükü kaldırmıyor. Materyalist hedef ve gerekçelerle bile olsa, dünya için öngörülen egemenlik programları kendi içinde de tutarlı olamadı. Çare ve çözümlerin insani, tabii, gerçek karşılıkları olmadı, olamıyor. Nasıl, hangi anlayışla tanımlanırsa tanımlansın, insan hakları, özgürlükler, refah konularında dünyaya tam bir zulüm ve sömürü egemen kılındı.

Egemen güçler eşi benzeri görülmedik zulümleri, işgalleri ile var olmaya, saltanat sürmeye çalıştılar, çalışıyorlar. Hiçbir yer güvenli değil. Her yerde, herkeste endişe, korku hâkim. Her yer kan ve gözyaşına boğulmuş durumda. Bu böyle gidemez. Doğudan batıdan insanlık kalan son vicdan kırıntısıyla bile bu gidişe karşı çıktığı zaman oyunlar bozulacaktır. Yeni dengeler, yeni yollar bulunacaktır.

Bunların arayışları başlamamış değildir. Cumhurbaşkanı ‘Dünya 5’ten büyüktür’ demekle insanlığın evrensel vicdanına tercüman oldu. Bütün ezilen, sömürülen milyarlar adına onların umutları, beklentileri, istekleri adına konuşuyordu. Bu cesur sesle özetlenen düşünce ve talep dengelerin ve denklemlerin yeniden kurulmasını zorunlu kılan bir süreci tetikledi.

Dünyanın ekseni yerinden kımıldadı. Yeni çekme ve itme güçleri, alanları oluştu, oluşuyor. Türkiye’nin yaşadığı süreçleri ve sonrasını anlamak, anlamlandırmak isteyenler bu gelişmeleri hazırlayan veya bu gelişmelerin hazırladığı tabloyu göz ardı etmemelidir. Göz ardı etmek temel bir zihni sapmaya yol açar. Esası, asıl meseleyi ıskalarsanız hakikati, meselenin özünü tespit edemezsiniz.

Egemen güçler, Cumhurbaşkanımızın açık ve keskin karşı koyuşu sebebiyle Türkiye’yi akıllarınca ve kendi yöntemlerince cezalandırmak istiyorlar. Her şey yolunda giderken, tüm dünyayı köleleştiren, sömürü alanı haline getiren bir derin plan işliyorken bir ülke kalkıp bütün hesapları bozacak karşı çıkışlar yapıyor. Onlar için bu olacak şey midir?

Bunun da ötesine geçip planlarının çevre coğrafyalarda da işlemesine mani oluyor. Maskeleri düşürüyor. Niyet ve planlarını deşifre ediyor. Yalanlarını ortaya çıkarıyor. Teslim olmuyor. Her yerde direniş ve diriliş ateşini yakıyor. Zulümlerini, sömürülerini durdurmak için ordular kuruyor, ümmeti örgütlüyor.

Türkiye’nin var olduğu var etmek istedikleri alan tam da onların yok etmek istedikleri alan. Onun için bu karşılaşma acımasız bir savaşı, kanlı bir vuruşmayı mecbur kılıyor. Biz bu mecburiyeti gönüllü olarak kabul edeceğiz. Hatta Allah’ın bir imkânı, lütfü bileceğiz. Gün ortaya çıksın. Hak hukuk ortaya çıksın. İman küfür, adalet küfür ortaya çıksın. Adalet tecelli etsin. İşgalin talanın saltanatı bitsin. Biz buna hazırız.

Bu yüce, bu onur verici amaç için ölmeye yani şehit olmaya hazırız. Okyanus ötesindeki şarlatanın hakaretinde dediği gibi bu insanlar boş yere, pisipisine ölmediler, ölmüyorlar. Onlar şehit oluyor, şehit oldular. 15 Temmuz’da ülkemizi işgal, milletimizi köle etmek için kendisinin maşa olarak kullanıldığı emperyalist saldırılara yüreği ile bileği ile karşı koyup vurulunca pisipisine ölmedi.

Onların şehadeti bize can verdi. Demem o ki, bu onurlu millet her türlüsüyle emperyalizmin işgal planının ve onların yerli hainlerinin de farkındadır. Bu yüksek bilinçle Cumhurbaşkanının temsil ettiği öncü liderlikle bütünleşerek canını ortaya koymuştur.

Direnişimiz, bütün coğrafyamızı diriltmiş, canlandırmış, cesaretlendirmiştir. Bu heyecanla hemen Suriye’de Halep kuşatması kırıldı. Bu heyecan bugün veya yarın bölgede karanlıkları parçalayacak ateşi tekrar ve daha bilinçli olarak tutuşturacaktır. Türkiye bu konuda da güzel bir örnek olmuştur.

15 Temmuz bütün ümmete yeni kalkışma heyecanı, yeni kalkışma modeli noktasında örnek olmuştur. ABD’yi de rehin alarak kendi kirli amaçları için kullanan Hıristiyan-Siyonist odaklar, Türkiye’ye rağmen amaçlarını gerçekleştiremediklerini gördüler.

Kâfirler, biz var olduğumuz sürece amaçlarını gerçekleştiremeyeceklerini üstelik esaslı bir yenilgi ile anladılar, daha da anlayacaklar. Müslüman kılıklı hainlerin ihanet şebekesi devreye sokularak bize darbe vurulmak istendi. Darbe ile başlayacak işgal hareketi, Türkiye’ye etkisi en az yüz yıl sürecek bir bozgun yaşatmak içindi. Etkisi yüz yıl atılamayacak olan bozgunla bin yıllık sevda sona erecekti. Olmadı. Tam tersi oldu.

Yüzyıllık hesaplaşmada çok kötü darbe yediler. Oyunları, hileleri, bağlantıları bir bir ve olanca açıklığıyla deşifre oldu. Melek gözüken şeytanlar ortaya çıktı. Bu hainlerin, sinsi sinsi içlerinde ve içimizde ne büyük ihanetler büyüttükleri ortaya çıktı. Onurlu, cesur direnişimizle bütün planları bozuldu. Planlarını bozduğumuza göre çekilip köşemizde rahat rahat oturabiliriz öyleyse. Böyle mi düşüneceğiz? Hayır. Bilin ki, sözünü ettiğim bu karanlık odalarda işi sadece Türkiye’ye oyun kurmak olan masalar, birimler var.

Ekmek paralarını kötü düşünceler geliştirmekten kazanıyorlar. Bin bir oyun ve düzenekle cevap aradıkları tek soru var; Türkiye’yi nasıl yıkarız, parçalarız, karıştırırız veya zayıflatırız? Yatıp kalkıp bunu düşünüyorlar. Yalan mı Graham Fuller? Henri Barkey sen söyle yalan mı? 15 Temmuz’da şehirlerimizin bombalandığı, insanlarımızın silahlarla taranırdığı, yüzlercemiz şehit, binlercemiz yaralandığı sırada Dışişleri Bakanınız John Kerry ‘Türkiye’de mekanizma harekete geçti’ derken senin16 CIA ajanı ile Büyükada’da işin neydi?

Mutlaka meselâ tatil yapmak gibi iyi amaçlarla gelmişsinizdir. Sizler hiç kötülük düşünebilir misiniz? Ne münasebet bizim gibi hazır ve peşinen kötü insanlar varken siz niçin kötü olacakmışsınız? Tatil yapma amacınızla 1918’de İngilizlerin İstanbul’u işgal için karargâh olarak kullandıkları otele yerleşmeniz arasında da elbette sembolik ilişki olamaz. Hele darbenin olduğu o gece hain saldırganlar kahraman milletimiz tarafından perişan bir vaziyette püskürtülünce neden apar topar oradan kaçıp gittiniz? Yoksa ters giden bir şeyler mi vardı? Yoksa kaçmanız mı gerekiyordu?

Bu insanlar akla hayale gelmeyen maddi manevi imkânlar seferber ederek sabah akşam durmaksızın ne yapsak da Türkiye’ye zarar versek diye düşünüyorlar. O nedenle otomata bağlanmış gibi felaketin biri bitiyor, diğeri başlıyor. Artık farklı görünseler de bütün terör ve ihanet şebekelerinin aynı odaktan emir aldıkları bir kez daha anlaşılmıştır.

Tehlikenin çok bağlamlı, çok katlı boyutları vardır. Biz bunun da farkındayız. Yani bu odaklar sadece terör örgütlerini, entelijansiyayı değil, doğrudan devletlerin yönetimlerini de etkiliyor, yönlendiriyorlar. Çok güçlüler.

Bize de çok güçlülerle çarpışmak yakışır. Biz onların gücünü hafifsiyor değiliz. Ama en güçlü olanın, kudreti, iktidarı mukayese edilemeyecek olanın Allah olduğunu biliyoruz. O zaman onlar da bizim gücümüzü küçümsemesinler. Karşılarına, paranın, silahın tesirsiz kalacağı iman dolu yüreklerimizle çıktık, çıkacağız. 15 Temmuz’da bu direniş hattının ne kadar çelikten olduğunu gördüler.

Daha da görecekler. Hayır, köşemize çekilip oturmayacağız. Sefer başlamıştır. Sefer herkesin yetkin ve yetenekli olduğu alanlarda, burada, orada her yerde, tüm dünyada sürecektir. Bütün bir ümmetin öncüsü olarak, imandan, özgürlükten, bağımsızlıktan başka bir amaç gütmeyerek vatanımızı, benliğimizi, ruhumuzu işgal, talan ve yağma etmek isteyenlerin tuzaklarını başlarına geçirmeliyiz geçireceğiz. Herkesin bu konuda yapacağı bir şey mutlaka vardır. Onlar bizi burada vurmak istediler.

Biz onların her yerde karşılarına dikileceğiz. Bundan böyle küresel bölüşümde rahat onların, sıkıntı bizim olmayacak. Sıkıntı onları da saracak. Ateşin, yanmanın tadına onlar da varacak. Zor zamanlardan geçiyoruz. Bu sıkıntılı geçiş ve değişim zamanlarında yaşamak gerçekten zor oluyor. 
Zorlu sınanmalardan onurlu geçen tüm kardeşlerime selâm osun.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/351/atesin-yanmanin-tadina-onlar-da-varacak.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar