Kim Kazandı?

 Suriye sahnesinde sekiz buçuk yıldır ABD ve Rusya gibi iki süper gücün   yürüttükleri vekalet savaşlarından  zararla ya da en az karla ayrıldıklarını düşünmek,  mevcut durumun öncesini ve sonrasını düşünmeden,  olayları  son andaki  haline göre  değerlendirmekten ibarettir.

 8 Ekim 2019 tarihinde, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik olarak başlatmış olduğu Barış Pınarı Harekatı’nın   öncesi ile Beştepe ve Soçi  mutabakatları sonrası  Ankara’nın  istediklerini alması bakımından  kıyaslandığında, daha  avantajlı bir konumda olduğundan kuşku yoktur. Bu bir başarıdır  ve bu Cumhurbaşkanı  Recep Tayyip Erdoğan'ın  başarısıdır.

  Biz,  istediğimiz  30 km derinlikli güvenli bölgeyi hem terör örgütlerinin ötelenmesi için hem  de Türkiye’de bulunan Suriyeli mültecilerin vatanlarına dönebilmeleri için istemiştik. İsteklerimiz şimdilik gerçekleşti.  Dolayısı ile  Ankara  istediklerini alma noktasında başarı sağlamıştır. Aynı zamanda,  Soçi'de  Esad rejiminin   muhatap alınacak konuma getirilmesi  nedeniyle Esad rejimi  de kazanmıştır; ABD  ve  Rusya da petrol yataklarına sahip olmak ve sıcak denizlere inmek bakımından  kazanmıştır. Dolayısı ile Suriye savaşının kaybedeni  yoktur; eğer kan ve gözyaşı üstüne inşa edilmeye çalışılan iki süper gücün  3,5 milyonu  Türkiye’ye olmak üzere savurduğu 12 milyon  insanı,  ve öldürdüklerini saymazsak.  Bundan sonra   da  ABD ve  Rusya’nın geçmişte yaptığı gibi, şimdi de sorunlu bölge yaratmaya müsait gri alan oluşturma girişimi devam edecektir.  Gelecek yüzyıllarda da  kaşınmaya müsait   bu yerleri, kimi   Batılı ülkelerle  birlikte  dilediği  gibi kaşıyarak kan ve gözyaşının dinmemesine çalışacaklardır.    Taki kapitalist ve emperyalist emellere hizmet eden  o  bölge insanlarından biri iş başına gelene kadar.

Suriye  konusunda  ABD'nin   Beştepe'de,  Rusya’nın  da   Soçi'de yaptığı  iş, Ankara’ya kazanıyormuş hissini vermektir. Bu mutabakatlarla,  Türkiye’nin kazandığı bir şeylerin olduğunu düşünmek vehimden öteye gitmez.  Ankara'nın,  terör  gruplarının sınırımızdan uzaklaşmasını talep etmekle, ne kazandığı petrol rafinerileri vardır, ne de  topraklarına toprak  katmıştır. Sadece kendi toprağını işgalden korumak istemiştir.   Üstelik  Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olduğumuzu da her fırsatta dile getirdik.  Varlığımızı tehdit eden  YPG/PYD gibi terör örgütlerini besleyip büyüten,  ve de  bölgede bulunan ABD ve Rusya’dan  sınır güvenliğimizin  sağlanması için  bunların uzaklaştırılmasını istemek en temel hakkımızdır. 

   Sadece  menfaat odaklı çalışan  ABD  ve Rusya’nın  büyük kazanımları kendine saklamadan,  Türkiye lehine bir uygulamada bulunması  düşünülemez.  30 Ekim 2019 'da  İsviçre’nin Cenevre kentinde toplanacak olan Suriye   Anayasa  Komitesi'nde,    kazanımın  en büyüklerini  ABD ve Rusya’nın kendine sakladığını göreceğiz.  “ Güvenli bölge” ye ABD ve Rusya’nın yeşil ışık yakması,  Ankara’nın ağzına acı doldurmadan önce yapılan bir  parmak  bal sürme  girişimidir.  Bu sebeple  ABD ve Rusya,  Birleşmiş Milleteler arabuluculuğunda yapılacak olan  Cenevre görüşmelerine de,  gerek yeni anayasa yazımı ile gerekse de eski anayasanın tadilatı ile,  PYD/DSG’nin  statü kazanmasına    çalışacaktır.  Sekiz buçuk yıldır  terör örgütleri üstünden  yürütülen Suriye savaşı,   PYD ve çeşitlemelerinin   siyasal  sürece  dahil edilmesi bakımından  ABD  ve Rusya’nın  en büyük kazanımı olacaktır.  Görüşmeler  Birleşmiş Milletler gözetiminde   Suriye  rejimi, muhalif temsilcileri ve sivil toplum arasında yapılacak gibi görünse de,  Esad ile anlaşma sağlayan  terör örgütü  PYD’nin de masaya taşınması  anlamına geliyor.   Böylece  anayasa yazım sürecinde  Esad’ın ittifak yaptığı PYD  de  Cenevre görüşmelerinde  yerini almış olacak.

 Dolayısıyla   1995 yılında  Moskova’da  düzenlenen  “ Kürdistan Tarihi” konulu konferansla, ve bir kürt  evi açılmasıyla faaliyete geçen  süreç,  Rusya’nın PKK’yı  terörist yapılanma olarak tanımaması ile  gergin devam eden  ilişkilerimiz bu günlere gelmiş oldu.

Adana Mutabakatı,  PKK başta olmak üzere Suriye'nin teröre  verdiği desteğin kesilmesi üstüne 1998 yılında  yapılan bir mutabakattır.  Bu yıldan günümüze PKK'ya verilen destek kesilmediği gibi, sayısız terör örgütleri bölgemizde çoğaltılmıştır. Geçmişe atıfla  bu mutabakatın, Soçi’de  Adana Mutabakatı olarak gündeme getirilmesi,  hem Esad’ın muhatap alınmasını istemektir; hem  de  Suriye'deki  siyasi geçiş için gerekli anayasa yazım sürecinde, terör örgütlerinin  bir şekilde meşruiyet kazanmalarına dönük ön hazırlık niteliği taşıyacaktır.

 Esad’ın kazanması  Rusya’nın da kazanması demektir.  ABD’de,  YPG /PKK/PYD  gibi terör  örgütleri  üstünden yürüttüğü savaşlarla gerek petrol bölgelerini koruma altına alarak,  gerekse  İsrail’in güvenliğini  sağlamak ve de kendilerine alan açmak amaçlı oluşturulmak istenen  yeni harita ile, ABD  her halükarda karlıdır.

 O ya da bu şekilde,  Ankara  Barış Pınarı Harekatı ile askeri gücü devreye sokarak sağladığı başarıyı devam ettirmek  ve kalıcı kılmak  istiyorsa,  bunu ekonomik, siyasi  ve sosyal güçle desteklemek zorundadır.  

 Ankara,  terör yuvalarını sınırından uzaklaştırmayı başarmıştır;  ama kazandığı bir şey bulunmamaktadır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3492/kim-kazandi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar