Her Dönemin Yardakçıları

Muktedirler, güçleri oranında başkalarının omuzlarında yükselirler. Çoğu cüce insanlar, iri gövdelerin omuzlarına çıktıkları için büyük görünmüşlerdir. Her padişahın bir yaltakçısı ve her sarayın bir soytarısı vardır. Saraylar, düzenler, yönetenler değişir ama yaltakçı ve soytarılar değişmezler. İdare edenlerin, bu yaltakçı ve soytarıların poh pohlarına aldanmaması için,  bunlara bir sınır çizebilmeli ve belli bir mesafe koyabilmelidir. Halbuki yöneticiler ve özellikle gücü elinde bulunduranlar, kendi özgül ağırlıklarının farkında olmalıdır. Montaigne şu soruyu sorarken haklı değil midir: “İstediğimiz kadar yüksek sırıklar üzerine çıkalım, yine kendi bacaklarımızla yürüyecek değil miyiz?”

Doğrusu çoğu zaman yüceltilen kişi, buna bilerek veya buna sessiz kalarak yardakçılığa yol açar. Üstün gösterilen kişiler, bir müddet sonra kendileri hakkında söylenilen efsanevi ifadelerin doğruluğuna inanmaya başlar ve kendilerinde yüce bir kişilik olduğu vehmine kapılırlar. Zamanla başlarının göğe erdiğini sanırlar. Eflakî, “Hırs merdiveninin sonu yoktur. Ahmak insan, kendisini haktan ve halktan uzaklaştıran merdivenin her basamağını çıktıkça yükseldiğini sanır” derken ne kadar haklıdır.

Etek öpenler, yaltaklananlar her dönem arzı endam ederler. Bunlardan bazıları da yemlendikleri kadar, ayak yalarlar. Karınları doyup “ulufe”leri yeterince verildikçe, “Haki payınız”, “def-i hacetiniz” yakarışları dillerinden düşmez. Ama gün gelir, yemlikleri kesilirse, bunlar efendilerine en sert düşman kesilebilirler. Meşhur şair Firdevsi, Şahname adı ile nazım biçiminde telif ettiği ve Gazneli Mahmud’a ithaf ettiği 60.000 mısralık büyük destanına mukabil Sultan Mahmud’dan dinar (altın para) değil de, 60.000 dirhem (gümüş para) tutarında bir mükâfat alması üzerine, gayet acı bir hicivname kaleme almak suretiyle hamisini küçük düşürmek istemiş ve hayatını kurtarabilmek için de uzaklara kaçıp saklanmak mecburiyetinde kalmıştı.

Cumhuriyet döneminde ise, iflah olmaz yağcıların başında Behçet Kemal Çağlar gelir;bu zat, bize bunun en iğrenç örneğini verir. Atatürk’ün sağlığında övgü ve medihte o kadar ileri gider ki, onu çoğu zaman Peygamber ve bazen de hızını alamaz Tanrı olarak vasıflandırır. 1937 tarihinde yazdığı bir şiirinde Atatürk’ten, “aslan, insan ve tanrı bir arada bu başta” diyerek söz edecektir. Bunun karşılığını da, 1949 yılına kadar Milletvekilliği yaparak alacaktır. Gerçi Atatürk, bu döneklerin farkındadır. Mehmet Çelik’in Cumhuriyet’in Tozlu Sayfaları adlı kitabında (s. 163) Mustafa Kemal’in meşhur sofralarının birinde geçen şu anekdotu aktarır: Sofrada 27 kişi vardı. Kimi, O bir dahi idi; kimi, O Türk Milleti’nin üzerine doğan bir güneşti; kimi, O asrın en büyük kahramanıydı; kimi, Türk Milleti’ni yeniden yaratandı; kimi … böyle devam eder.. Yani yağcılıkta cıvık cıvık ortalığa saçılan müraice iltifatlar!.Gazi Paşa, hepsinin cevabını alınca: “Bilemediniz” der. “Ben söyliyeyim: Bu millet, ben öldükten sonra arkamdan şunu söyleyecektir: Etrafındaki o puşt-pezevenk takımı olmasaydı, daha büyük işler yapacaktı.”

Aynı Behçet Kemal, 1940 yılında Atatürk için yazdığı Mevlit’te, bu kez iktidarda olan İnönü’yü “Halife” ilan ederek, yeni efendisine sadakatini izhar edecektir. Behçet Kemal, Tanrı olarak gördüğü Ata’sının resimlerinin İnönü tarafından resmi dairelerden indirilmesini, paralardan sökülmesini rahatlıkla hazm edebilecektir. İnönü de tıpkı Gazi gibi bu beslemelerin yersiz övgülerinin farkındadır. Bunlar için şunları der İsmet İnönü: “Azınlık denilen okur-yazarların da başlarına menfaat yularını geçirip hazine yemliğine bağladın mı, bütün idare yoluna girer ve düzenli işler.”

Bu gösterişçi, mübalağacı ve benzeri tipler her dönem vardır ve her devrin adamıdırlar. Eminim ki, “Çankaya” kitabının yazarı Falih Rıfkı Atay bugün yaşasaydı, “Külliye” diye bir eser kaleme alırdı. Günümüzde de böyleleri eksik değildir, üstelik bu işlerde çok daha mahir görünüyorlar. FETÖ terör örgütünün Abant toplantılarının baş müdavimleri ve yurtdışı gezilerinde en önde yürüyenler, bugün önemli mevkiler etrafında kümelenmişlerdir. Nedense suç okları, onlara bir türlü dönmemektedir.

Biz çok iyi biliyoruz ki başkalarının eteklerini öperek, yağdanlığına soyunarak bir mevki edinenler, ufak bir rüzgâr değişiminde oturdukları kaygan zeminden yuvarlanıp gideceklerdir; çoğu zaman da bunu yeni güç merkezine doğru kendileri isteyerek yapacaklardır. Güç sahiplerine secde ederek, yaltaklanarak bir yer edinip bu vesileyle insanlara yüksekten bakanlar, balon gibidirler; bir iğnelik itibarları vardır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3489/her-donemin-yardakcilari.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar