ADİL OLMAK ZORUNDAYIZ

15 Temmuz 2016 tarihinde ülke olarak büyük bir badireyi atlattık. Bu alçakça tertibi düzenleyenlerin en ağır cezaya çarptırılmaları şarttır. Bu gerçekleştirilmezse, başta bu uğurda canını veren şehitlere, kanını akıtan gazilere ve bütün millete zulümdür.

Zulüm, her zaman içkence ve baskıyı ifade etmez. Lügatler zulmü, “bir şeyi konulması gereken yere koymamak” şeklinde tarif ederler. Bir kişinin hak ettiği cezayı görmemesi de bir çeşit zulümdür.

Bunu gerçekleştirirken, haklı ile haksızı, suçlu ile masumu ayırt etmek de büyük bir önem arz eder. Bu da adaletli davranmayı gerektirir. Cesaretin, vahşete dönüşmesini adalet ve merhamet duygusu engeller. 

Adalet bizlerin en büyük şiarıdır. İnanan insanın gayesi, daima adalettir. Zira her Cuma hutbesinde “Allah adaleti emreder”  ilahi buyruğunu dinleyerek yetiştik. Ayrıca Maide Sûresi’nde de “bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin” diye emredilir. 

 Bir gün Hz. Ömer (r.a.), bir adama “seni sevmiyorum” der, Adam: “Bu yüzden hakkım olan şeylerden bir şeyi eksik veriyor musun?” diye sordu, Hz. Ömer “hayır” diye cevap verince, adam: “Bunun dışındaki sevgiye ancak kadınlar sevinir” diye karşılık verir. Zira Müslüman sevmediği insanlara da adalet dağıtan kimsedir. 

Müslümanların yönetim esnasında adalete düşkünlüklerinden dolayıdır ki, III. Napolyon’un kurduğu “Arap Krallığı” zamanında Fransız hegemonyasını gönüllü kabul eden, Fransız kanunlarından faydalanmak isteyen sadece 200, evet yanlış okumadınız tam 200 kişi çıkmıştır.

Bu gerçekten hareketle G. Young, İçtimaî İlimler Ansiklopedisi’nden naklen: “Elizabeth devrinde bile Osmanlı adalet sistemini ve bu sistemin başarısını incelemek için İngiltere’den bir heyet Osmanlı İmparatorluğu’na yollanmıştı” diye yazar. Çünkü Osmanlı’nın adaleti, düşmanlarını bile kıskandıracak ve imrendirecek kadar görkemlidir.

İşte bu adalet anlayışıdır ki, Osmanlı hâkimiyetinin Balkanlardan kalkışından yüz elli yıl sonra bile Yugoslav tarihçisine “imparatorluğun Bosna Paşası bir çocuğu tokatlasa Kadı huzuruna çıkarılırdı, şimdi bir parti şefi otomobiliyle bir adamı çiğnese kimse hesap soramaz” dedirtiyor.

İsviçre’nin başkentindeki Adalet Çeşmesi’nde bulunan dört büstten birinin Kanuni Sultan Süleyman’a ait olması, tesadüfi değildir elbette. Keza George Washington tarafından inşa edilen Amerikan Temsilciler Binası (Capitol) içine, 1945 yılında dünyanın gelmiş geçmiş en büyük hukukçularının tespit edilerek, portrelerinin yapılması ve Capitol’e asılmasını kararlaştırdığında Pensilvanya Üniversitesi, Washington Tarih Topluluğu ve Kongre Kütüphanesi uzmanlarınca yapılan titiz çalışmalar neticesinde, Amerikan hukuk sisteminin altında yatan ilkelere ilham kaynağı olan 23 büyük hukukçu tespit edildi ve bunların rölyef portreleri yapılarak binaya asıldı. İşte Capitol’un duvarlarını süsleyen bu portrelerden biri yine Kanuni Sultan Süleyman’a aittir.

Tarih sahnesinde yer aldığımız günden bu yana kaybolmayan en önemli şiarımız adalet olmuştur. İşte bu nedenle 2011 yılında Macaristan Cumhurbaşkanı, uluslararası bir toplantıda “İyi ki Osmanlılar bizi yönetti” diyerek, dinleyen herkesi şaşkınlığa uğratmıştı.

İmam Sühreverdî, Müslümanların adalet duygularının her daim canlı oluşunu şu veciz sözlerle dile getirir: “Hükmeden ve idare edenlerin parlayan güneşleri iffettir. Yıkılmaz kaleleri adalettir. En yenilmez silahları dirayettir. Engin ve cömert servetleri ise, sevdikleri ve sevildikleri millettir.”

Şimdi darbeyi boşa çıkarmanın ve tankı, topu yenmenin zaferini adaletle taçlandırma zamanıdır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/348/adil-olmak-zorundayiz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN
04.09.2016 02:39
Kaleminize ve yüreğinize sağlık tebrik ediyorum hocam.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar