Bir Yıldız Daha Kaydı

Edebiyat; sözün, güzelliklerin, düşüncelerin üretildiği bir zemindir.  Bence edebiyatçılar  da   yaşanabilir   bir  dünya inşası için  çalışan ruh ve fikir işçileridir.

Siyasiler her  vesile ile edebi ürünleri  kullanıyor.  Edebiyatçıların  muhataplarına  sunduğu  eserleri,  kimi zaman siyasetçiler tarafından  kullanılan malzemeye dönüştüğü de oluyor.  Tıkandıkları, eridikleri, tükenmeye başladıkları demlerde   döndükleri  tek  yer,    edebiyat  alanı oluyor.  Bu bağlamda  aynı zamanda  siyasiler, ihtiyaç duydukları yüreğe dokunan malzemeleri,  edebî ürünlerden  temin etmeleri  nedeniyle,  üretilenleri sahada ilgili yere ulaştıran  aktörlerdir. Kimi zaman  gıpta ile baktıkları yazar, şair, fikir adamlarına  “ağabeyim”  ya da “üstadım” diyerek  onlara   benzeme  tutkusu siyasileri sararken;  çoğu zaman da  bu seçkin şahsiyetler  acınarak bakılan bir zavallı konumuna    itiliveriyor.   Her daim edebiyat, kuşun iki kanadından biri olurken  kimi zaman da geleceği aydınlatan,  ışık kaynağı oluveriyor.

 Söylemi ile  eylemi örtüşen, dünya lezzetlerini elinin tersiyle iten, kirli mülkiyete karşı duran  insan.   Hatta  bir adım öte  götürerek kendisine miras olarak kalan tarlayı istemeyip “ Bana değil, ekip biçecek olanlara verin! “ diyecek kadar   mülkiyeti  reddedip ,  “ Mülk Allah’ındır, insanlar  belli bir süre dünyada  kendilerinin  sandığı mülkler üstünde tasarruf edip  sonra bu dünyadan  çekip gidenlerdir.”  bilinciyle yaşar.  Maddeden sıyrılıp, madde ile mana arasındaki  köprüde, manaya dönük  geçen bir ömür.  Kudüs’ü  düşünce dünyasının merkezine oturtarak   Kudüs bilincini: “ Yüreğimin yarısı Mekke’dir,  geri kalanı da Medine’dir. Üstünde bir tül gibi Kudüs vardır.” sözleriyle ve “Yaşasın Kudüs” sloganı ile  diri tutan  Nuri Pakdil.   Ona göre, Kudüs için mücadele, İslam ve insanlık için  mücadeledir.    Onun hayat tarzı  “Kudüs, yalnızlık ve gece” de  müşahhaslaşmıştır.   

Para kazanmak gibi bir  çabanın içine girmemiştir. Görünürde yalnızdır.  Görünürde diyorum; çünkü  yalnızlık bedenle değil ancak ruhsal birliktelikle aşılabilecek bir durumdur.  Yoksa  bir şairin ifadesiyle  neden insan “ Kalabalıklar içinde yalnız” olunsun ki? Doğu –  Batı çatışmasını ruh ve madde  düzlemine taşıyarak  tercihini  Doğuyu  simgeleyen ruhtan yana koyar.  Bunu ,  “Batı’ya bakmaktan boynu tutulmuş bir toplumuz.” sözleriyle ifade eder. Soylu bir öfkeyle  kendimize gelip, Batı’ya hayran hayran bakmak  yerine kendi  özüne dönen ,  dolayısıyla dünyadaki savaşları bitiren, güzel bir dünya inşası için çaba sarf eden kişiler olmamız gerektiği bilincini  verir.   Bütün bir ömür, inandığı İslami değerler noktasında   istikametini bozmamıştır. 

Tecimsel faaliyetlere tamah etmemiş, anti  emperyalist,  anti faşist, anti siyonist, anti sosyalist, anti kapitalist, anti kominist, anti firavunist,   duruşu  ile  önemli bir şahsiyettir.  Madde perestliğin hüküm sürdüğü günümüzde bu  tür insanların  sayısı  giderek daha da azalmaktadır.  Sömürü  düzeniyle ve  hep daha fazlasını isteyen   insan arzularıyla  mücadele eden    yıldızlar   olmasa,  “ Biz kimiz, ve bu hal neyin nesi?” diye kendimize gelme   imkanımız da belki  olmayacak.

Mektepler,  nesil yetiştiriciliği yönünden yeri doldurulamayacak öneme  sahiptir.  Ülkemizde okullar çok; ama  adını  kadim medeniyet  koyduğumuz  değerlerimizin  kopuk  halkalarını tamir edip bir birine bağlayan “Sükut Suretinde”  kahramanlarımızı  çıkaracak sayısız  mekteplerimiz  yok.

 Öz değerlerimiz;  Necip Fazıl Kısakürek’le  “Büyük Doğu”,  Sezai Karakoç’la “Diriliş” ve  Nuri Pakdil’le   “Edebiyat” dergilerinde  güçlendirilerek ve aykırı  unsurlarla mücadele edilerek  milletimizin  takdirlerine sunulmuştur.  Bu  dergiler  yıllarca kültür    ocağı  görevi görmüştür.  

 Bu ülkenin yetiştirdiği kaç tane Sezai Karakoç,  Atasoy Müftüoğlu  ve birkaç gün önce vefat eden  Nuri Pakdil var? Bunların hepsi kendi çabaları ile bahsettiğimiz mekteplerde yetişen ve insan  yetiştirmek  ve bilinç kazandırmak üzere  kendilerini programlamış  mümtaz şahsiyetlerdir. Bunlar her daim insanlığa karşı ağır  sorumluluklarını bilmişler; ödüllendirilmeye,  taltif edilmeye, alkışlanmaya, yüceltilmeye, ihtiyaç duymamış  büyük ruhlardır.

 Bizim  gökyüzümüzden  kayan yıldıza,  Allah’tan rahmetler diliyorum!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3476/bir-yildiz-daha-kaydi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar