Bir Cinayet Hikayesi -I-

1965-1970 yılları arasında Sivas’ta avukatlık yaptım. Hukuk Fakültesinde okuduğum yıllarda hep avukatlık yapmayı düşünüyordum. Bu mesleği zevkle yürüteceğimi sanıyordum. Cübbeyi giyindikten ve çeşitli olaylarla karşı karşıya kaldıktan sonra, anladım ki avukatlık yapmak çok zor bir iş. Çünkü gördüm ki bizim insanlarımız, çok basit sebepler yüzünden cinayetler işliyorlar.

Şahit olduğum çeşitli hadiselerden örnekler vermek istiyorum: Türkiye’de bir karış toprak, bir salkım üzüm, bir tutam ot, birkaç avuç buğday…yüzünden rahatlıkla cinayetler işleniyor. Ocaklar sönüyor. İnsanlar, yıllarca hapishanelerde çürüyorlar.

Bırakın bir karış toprak bir tutam ot konusunu “yüzüme neden öyle baktın?” veya “Bana neden yol vermedin?” veya “Köpeğime neden tekme attın?” sorularından sonra bıçaklar çekilmekte tabancalar ateşlenmektedir!

Şahit olduğum pek çok hazin hadiseden birisi aynen şöyle: Bir gün cezaevinden bir davet aldım. Çıktım sanığın yanına gittim. Cezaevi müdüründen görüşme izni aldıktan sonra genci bir adamla oturup konuşmaya başladım. İlk soruyu ben sordum:

-Beni çağırdığın için çıkıp geldim. Suçun ne senin? Niçin tevkif edildin?

-Komşumu öldürdüğüm için, seni kedime avukat tutmak istiyorum.

-Niçin komşunu öldürdün?

-Nahırdan dönen ineği, bizim bahçemize girmişti. Etrafta yayılıyordu. Komşuya dedim ki; ula ineğine sahip olsana! Bak bizim bahçemizin otlarını yemiş bitirmiş!

O da bana dedi ki “Kardaş ne yapalım inek işte. Hayvan işte! Sözden haktan, hukuktan anlamıyor işte.

O böyle söyleyince kızdım. O sözden anlamıyorsa sen hayvanına sahip çıkacaksın! Başıboş bırakmayacaksın ulan!” dedim.

“Bana ulan deme! Ulan sensin” dedi. Aramızdaki tartışma büyüdü. Bıçağı çektiydim böğrüne böğrüne bindirdim.

Hastaneye kaldırdılar ama öldü.

-Bak mahkeme hâkimi soracaktır. Bana doğruyu söyle. Bu komşunun ineği senin bahçenden bin liralık ot yedi mi?

-Yok! Bak, Allah var. Bin liralık ot yememiştir.

-Peki, 500 liralık ot yemiş midir?

-Yememiştir! Yememiştir.

Rakamları küçülterek sormaya devam ettim…

-250? Yüz beş? Yetmiş be? Yirmi beş? On beş? On? İki buçuk?

-Ellahım “iki buçuk liralık ot yemiştir!

-Yahu iki buçuk liralık ot yüzünden adam öldürülür mü? Evli misin?

-Heee! Evliyim. Dört de çocuğum var, ellerinden öperler.

-Öldürdüğün adam da evli miydi? Çocukları var mı?

-Evliydi. O’nun da iki kızı var.

-Bak şimdi, sana açıkça söylüyorum. Bu cinayet dolayısıyla sen 18 sene hapis yatacaksın. Karın, evinde 18 sene dul kalacak. Çocukların 18 sene sokaklarda yetim büyüyecekler, baba sevgisinden mahrum büyüyecekler. Ve sen, gençliğinin en güzel yıllarını, bu hapishanede çürüyerek geçireceksin. Bir de öldürdüğün karşı taraf var. Onun karısı, çocukları, anası-babası bacısı kardaşı var. Onların bir ömür boyu çekecekleri acılar var. Niçin bunlar? İki liralık ot için! Değil iki lira, iki bin lira, iki milyon lira için bile insan bu acılara katlanmamalı.

Bugün veya yarın iki lira, senin iki arkadaşına ısmarlayacağın çay parası! Beğendin mi yaptığını?

-Vallaha çok doğru söylüyorsun efendim. Cahillik işte cahillik! Düşünemedim bunları! Düşünemedim!

En büyük düşmanımız cahilliktir. Mehmet Akif cehaletten “Hakiki hasım” diye bahsediyor. Bir şiirinde diyor ki:

“Ey hasm-ı hakiki! Seni öldürmeli evvel

Sensin bize düşmanları üstün çıkaran el!”

Hukuk Fakültesinde okuduğum yıllarda, hocalarımız, zaman zaman söylemişlerdi:

“İyi bir terbiye sisteminden geçmeyen cahil insanlar, çok basit sebepler yüzünden cinayet işlerler, hırsızlık yaparlar. Okumuş-yazmış adamlar da cinayet işlemez, hırsızlık yapmazlar. Ama onlar da, eğer helal-haram duygusu içinde değillerse, emniyeti kötüye kullanırlar, sahte evrak düzenlerler” demişlerdi.

“Bir cahil adam, sahte evrak düzenleyemez. Bir sahte evrakın, işleme nasıl konulacağını bilmez! Millet olarak çektiğimiz büyük acıların altında, hep bizim cehaletimiz saklıdır!”

Bu tespit elbette çok doğru. Ama her gün karşılaştığımız, yaşadığımız, cinayetleri, hırsızlıkları, sadece cehalete bağlayamayız.

Hiç kimse, karşılaştığımız bütün kötülüklerin, bütün vurgunların-soygunların altında cehaletimiz yatıyor! Diyemez.

Ömrü boyunca defter-kalem yüzü görmemiş öyle insanlarımız vardır ki; bütün kötülüklerden uzak yaşamaktadırlar.

Alınan terbiyenin de helal-haram inancının da ahiret korkusunun da cemiyet hayatımızda çok büyük tesirleri vardır.

Şimdi size, tarihçi İsmail Hami Danişment’in kitabından aldığım öyle örnekler vereceğim ki, şaşırıp kalacaksınız. Ve tamamen Batılı kişilerin dünkü yaşayışımızdan verdileri örnekleri hiç unutmayacaksınız. Bekleyin lütfen! Ve dikkatinize sunacağım çok önemli örnekleri unutmayın lütfen…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3462/bir-cinayet-hikayesi--i-.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar