Barış Pınarı

Rojava, Kürtçede güneşin battığı yer demek. Örgüt dilinde ise batı Kürdistan anlamına geliyor.Cezire, Afrin ve Arap pınarı (Kobani) kantonları bu bölgede bulunuyor.
Öcalan, Hafız Esat'ın desteği ile uzun yıllar örgütü Suriye'den idare etti. Arap Baharı başladığında bölgede en örgütlü yapı PKK idi. Merkezi yönetimin zayıflaması ve 2012'de güçlerini bölgeden çekmesi ile birlikte Ocak 2014'de üç kanton demokratik özerklik ilan etti. Ardından kurumlaşma yönünde adımlar atıldı. Kantonların anayasası olan 94 maddeden oluşan Rojava Toplumsal Sözleşmesi ilan edildi.
Tam bu sırada AK Parti yönetimi çözüm süreci adı altında anlamsız bir romantizme kapıldığı için olanların yakın gelecekte hangi sonuçlara neden olacağını göremedi. PKK'nın Suriye'de zaman kazanmak için Çözüm sürecine yanaştığını bile anlayamadı. Kibir siyaseti gözleri karartmış, uyarılara kulak tıkanmasına neden olmuştu.
Kantonlar, bu süreçte hem kurumlaşma çalışmaları yaptılar hem de İmralı ile HDP üzerinden kolaylıkla temas kurdular. Öcalan'la görüşmeye gidenler onun talimatlarını alıp Kandil ve PYD'ye götürdüler. Öcalan hem kurumlaşmanın alt yapısına kılavuzluk etti, hem de diplomatik ilişkilerini belirledi. Söz gelimi, PYD'nin her iki güçle de (ABD ve Rusya) temas kurmasını Öcalan telkin etti. Örgüt, Kanton yapılanmasını tamamlayınca da Suriye'de kazandığı moral ile Türkiye'de Devrimci Halk Savaşını başlattı. Türkiye ancak şehirlerin ortasına kurulan hendekleri görünce gerçeği anlayabildi.
Birinci Dünya Savaşında Suriye Fransa tarafından işgal edildi. Fransızlar, emperyalizmin değişmeyen stratejisi böl, çatıştır ve yönet planını burada da uyguladılar. Halkının yüzde 73'ünü temsil eden sunni çoğunluğa karşı yüzde 12'lik Nusayri'leri desteklediler. Böylece halklar arasına husumet tohumları ektiler. Fransa çekildiğinde geride birbirine düşman gibi bakan halklar bırakmışlardı. Bu ayrışma sonraki yıllarda da devam etti, devlet çoğunluğun temsil edilmediği bir aygıta döndü ve bunun için de hep baskıcı bir siyaset izleyerek sunni çoğunluğun siyasi katılımını engellemeye çalıştı.
BAAS yönetimin Kürtlere karşı tutumu da farklı değildi.Kürtlerin bir kısmı vatandaş kabul edilirken daha büyük bir kısmı yabancı ve kaydı olmayan unsurlar olarak telakki ediliyordu. Vatandaş olmayanların eğitim, seyahat gibi son derece insani hakları bile yoktu.Bunun nedeni bugün sınır boylarımızda bulunan Kürtlerin çoğunun 1925 Şeyh Said ve 1927-1930 Ağrı İsyanlarından kaçarak bölgeye yerleşen sığınmacılar olmasıydı.(Suriyeli sığınmacılar problem olmaz diyenler bu örnek üzerinde iyi düşünmeli)
Özerklik ilanından sonra Kantonlar hızla kendi kurumlarını kurmaya başladılar. YPG adı altında öz savunma birlikleri kuruldu, 18-30 yaş aralığında olan herkese 9 ay askerlik mecburiyeti getirildi,Kürtçe eğitim veren okullar açıldı, öğretmenler Öcalan'ın yazdığı kitaplardan oluşan bir eğitime tabi tutuldular, diğer bütün kurumlar ve departmanlarda çalışanlar da Öcalan'ı merkez alan ideolojik eğitimden geçirildiler,dışarıya demokratik bir görüntü verilmesine rağmen Kantonlar aslında birer örgüt organı olmaktan ileri gidemediler. Demokrasi dekoruna Türkmenler, Araplar, Çeçenler de dahil edilmek istendi, ancak ikna edilemediler. Süryanilerin bir kısmı demokratik özerkliğe destek verirken mühimce bir kısmı rejimle beraber hareket etmeyi tercih etti. Kürtlerin de bazıları YPG yerine Barzani'nin etki alanında olan Suriye Kürtleri Ulusal Konseyi (ENKS)'yi desteklemeyi tercih etti. ENKS, YPG'yi Suriye Kürtlerinin meşru bir savunma gücü olarak değil, PKK'nın uzantısı olarak görüyor ve farklı görüşte olanlara hayat hakkı tanınmadığını, siyasi tutuklamalar yaptığını, çoğulculuk iddialarına rağmen eğitimin PKK ideolojisi istikametinde verildiğini söylüyor. 2014-2019 yılları arasında Kantonlarda bulunan insanların çoğu akademiler, yan örgütler ve eğitim kurumları aracılığıyla eğitimden geçirildi. Bölgede Mezopotamya Sosyal Bilimler Akademisi ,Mezopotamya Toplumsal Adalet ve Hukuk Akademisi ile Celadet Bedirhan Tarih, Dil ve Edebiyat Akademisi gibi üniversiteler bulunuyor.Bu akademilerde genellikle Öcalan'ın Kürtçe ve Arapça'ya çevrilen makaleleri, kitapları ve Kürt tarihi okutuluyor.
YPG, bütün bu adımları ABD ve Rusya'nın desteği ile attı. Ancak etnik hareketler merkezi yönetimler güç kaybetmedikçe hiç bir amaçlarını gerçekleştiremezler.Onun için bir ülkenin bütünlüğünü korumak merkezi yönetimi tahkim etmekten geçer. AKP hükümeti ise tam tersini yaptı, bütün gücüyle Esat yönetimine yüklendi, Esat zayıfladıkça PKK bölgede güç kazandı. Türkiye'nin Esat'a yönelik çabası PKK'ya yaradı. Şimdi beka sorunu diyerek PKK güçlerini bölgeden biraz geriye itmeye çalışıyoruz. Yakınımda durma uzağımda ne yaparsan yap anlamına gelen bu hareketin gerçekte Türkiye'ye ne kazandıracağı meçhul. Çünkü örgütü biraz aşağı itmek YPG'nin devletleşme kapasitesini yok etmek anlamına gelmiyor.Ayrıca büyük güçlerin hangi sınırlara kadar hareket imkanı vereceğini de bilmiyoruz. Trump, verdiğim sınırlar dışına çıkılırsa Türkiye'yi ekonomik olarak bitiririm diyor.Belli ki ABD, YPG'nin bitirilmesine imkan vermeyecek. Sınırlı, sadece Türk kamuoyunun gazını alan bir harekatla yetinilecek. Tehdit yok edilmeyecek, yalnızca tehir edilmiş, ötelenmiş olacak.
Bu noktaya gelinmesinin nedeni iktidarın tutarsız Suriye siyasetidir. Tarihten, sosyolojiden, gerçeklerden kopuk siyaset Türkiye'yi kendi kendisiyle çelişir duruma getirmiştir.Barış Pınarı hareketinin başarıya ulaşması ancak sınırlarımız boyunca sıralanan kantonların dağıtılmasına,YPG'nin imha edilmesine bağlıdır. Bu da ancak Esat'la iş birliği yapılması ile mümkündür. Diğer yandan Suriye harekatı hiç bir gerçekçi yanı olmayan -ümmet- kavramına yüklenen siyasi anlamları da yırtıp atmıştır. İran ümmettendir ama Barış Pınarı'na karşıdır. Arap Ülkeleri ümmettendir ama Suriye Harekatına karşı çıkmışlardır. Herkes milli menfaatleri neyi gerektiriyorsa ona göre pozisyon almıştır. Ümmet siyasi bir ilke veya kavram değil, aynı dine inanlar arasında dayanışmayı, yardımlaşmayı ifade eden bir kavramdır. Ama aynı ümmet çerçevesi içinde olan bir ülkeye karşı haklı sebeplerle milli menfaatlerimizi korumayı engellemez.Haklı olduğumuz herhangi bir davada dinin önümüze çıkardığı herhangi bir engel yoktur. Türkiye'nin bir bölgesini de kantonlaştırıp Demokratik Konfederalizm adı altında Türkiye'den koparmak isteyenlere karşı her türlü mücadele meşrudur. Bölgede yuvalanan terör çetelerine karşı Türkiye'nin meşru müdafaa ve teröristleri sınır ötesinde takip hakkı ardır. Dileriz operasyon iç politikaya yönelik bir hamle olarak kalmaz,sınırlarımızdaki unsurların tamamını temizlemeye vesile olur. Duamız, desteğimiz askerimizledir.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3460/baris-pinari.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar